Yücel Koç

"İzmir’deki orman yangınına müdahale edildi, edilmedi" tartışması hayra vesile oldu.
Mevzu, sadece helikopterlerle yapılan söndürme çalışmalarında “Uçaklar nerede?” sorusuydu.
Anlaşıldı ki, CHP’lileri kullanarak tartışmayı körükleyen Türk Hava Kurumu’ydu.
Sebebi, Türkiye’de yangın söndürme uçağı bulunan tek kurum olan THK’nın, hurda uçaklarına fahiş fiyat çektiği için bu yılki ihaleyi alamamasıydı.
Yani arpaları kesilmişti!
Elbette bu, perde arkasındaki gerçekti.
Üstelik, helikopterle müdahale, THK’nın elindeki uçaklardan çok daha isabetli ve etkiliydi.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın elindeki 30 helikopter ise fazlasıyla yeterliydi.
             ***
Ama THK’nın isim açıklamayan yetkilileri, CHP medyasına verdikleri beyanatlarda şunu diyordu;
“Yirmi uçağımızla hazırdık. İstenirse para pul istemeden söndürme çalışmalarına katılırdık.”
CHP’liler sosyal medyadan yalanı köpürtüyor, hükûmeti yangına kasıtlı müdahale etmemekle suçluyordu.
Cevabı Bakan Bekir Pakdemirli verdi;
  • Neredeymiş o yirmi uçak? Apronda sadece altı uçak görünüyor, onların da içine kuşlar yuva yapmış. Motor yok, motor… Hani Vizontele’de ‘motor yok’ diyorlar ya, aynen öyle. Sadece ikisinin uçuş izni görünüyor, onun da idareten verildiği anlaşılıyor. Bunların hiçbirine güvenmiyorum. Personelim de bunlarla uçmak istemiyor. Biz devletiz, onlar istedi diye bir şey yapacak değiliz. Kim uçmak istiyorsa uçsun bunlarla. Biz emniyetli bulmuyoruz.
             ***
Bu açıklamayla CHP’liler kıyameti kopardı.
THK, iddiasını ispata girişti.
Yirmi değil, sadece altı uçağı aprona dizdi.
Bakan’ın dediği gibi iki uçak havalandı, piste su boşalttı.
Yaptıkları şov, Bakan’ı haklı çıkardı.
CHP medyası ise sanki bütün uçaklar havalanmış gibi haberler yazıp, yalanını dibini suladı(!)
Sadece Sözcü, Cumhuriyet okuyanlar, acınası bir hâlle “Bak şu bakanın yalanına” demiştir herhâlde…
             ***
Çarpıtmaları bu kadarla kalsa, yine iyi…
Pakdemirli’nin, “Ben pilotum. 17 yaşında Avrupa’nın en genç pilotu oldum. THK’da da uçtum, havacılık kulüplerinde de… Şu anda bir jeti uçurabilirim. Bana yutturamazlar” sözlerini de şuna çevirmişlerdi;
“Daha geçen sene Türk Hava Kurumu Üniversitesi’nde lisansını yeniletmişsin. Bir yılda ne değişti?”
Akla zarar bir yorum.
İyi ya işte!
Bakan, kurumun elindeki uçakları senden benden iyi biliyor. O yüzden ‘güvenilmez’ diyor.
Bu zorlama yorum niye?
Sebebi, aynı zihniyete mensup olma meselesi ve ortaya çıkan yalanı kamufle etme çabasından başka bir şey değildi.
             ***
Vizontele gibi komedi filmine dönüşen THK’da bunların olacağı, geçen yıl yapılan seçimlerden belliydi aslında.
O gün yaşanan rezaleti bu köşede yazmıştım, maalesef başka da üzerine düşen olmadı.
Bilmeyenler veya unutanlar için hatırlatayım…
FETÖ ve yolsuzluk iddialarıyla başı dertte olan eski THK Başkanı Kürşat Atılgan’a iki rakip çıktı.
Adaylar, iki gün sürecek genel kurula gittiklerinde tam bir zorbalıkla karşılaştı.
THK Havacılık Vakfı, üniversitesi ve bağlı kuruluşlardaki personele görev verilmiş, genel kurulun yapılacağı otelin girişi etten duvarla kapatılmıştı.
İki aday, hakaret dolu tezahüratlar ve mevcut genel başkan Kürşat Atılgan’ın ağza alınmayacak küfürleri sonrası tartaklanarak otelden çıkarıldı.
Emniyet’e şikâyetleri ise işe yaramadı.
Ertesi gün iki adayın isimleri delege listesinden de çıkarılarak, seçime ve salona girmelerine mâni olundu.
Hadiselerin bu kadar büyümesinden kaynaklı olsa gerek, Atılgan yeniden aday olmadı.
Bugün CHP ile birlikte yukarıdaki yalanları uyduran Emekli hava pilot Tümgeneral Ahmet Bertan Nogaylaroğlu sürpriz bir şekilde aday gösterildi.
Tek aday olduğu için tabii ki kazandı.
Fakat şaibe, yolsuzluk iddiaları, ayak oyunları bitmedi.
Gelen de, giden de birbirini aratmadı, kurum hızla çökmeye devam etti.
             ***
Şişirilen kadrolar, belli zümreye kıyak maaş, yakınlara torpil, kuruma ödetilen kiralar, sürekli değişen genel müdürler…
Ortaya dökülen suçlamalara bakarsanız, kurum arpalığa dönüşmüş, içinde ne ararsanız var.
Eski yönetimle ilgili de ciddi suçlamalar var, hâlâ soruşturuluyor.
Yeni yönetimle ilgili de bir yıldır pek çok şey söyleniyor.
Bir zamanların Kızılay’ı gibi…
Bu yaraya artık neşter vurmak ve THK’da neler döndüğünü anlamak gerekiyor.
Burada görev yargıya ve devlete düşüyor.
 
 
********************
Bu nasıl bir kin?
 
Antalya’da eski Başkan Menderes Türel tarafından yaptırılan kadınlar plajından birini CHP’li başkan kaldırmış.
Ötekinde de hizmeti sınırlandırıp, şezlongları kaldırmış.
Yüzlerce kilometrelik sahilde, küçücük bir alanda kadınların erkeklerin bakışlarından uzak denize girmeleri rahatsız etmiş beyefendiyi.
Bu CHP zihniyeti var ya…
Fırsat bulsa dindar ve muhafazakâr kesimin nefes almasını bile yasaklar.
Sonra da kalkar demokrasiden, barıştan, özgürlükten, ayrıştırmaktan falan bahsederler.
 
 
******************
 
Terörü kınamak yetmez
 
Terör örgütünün partisi ile ittifak yapan CHP, İyi Parti ve SP’lilerin hâli içler acısı.
Her terör saldırısı sonrası ne yapacaklarını bilemez hâldeler…
Sosyal medyadan kısa bir mesaj yayınlayıp kınasalar bir türlü, kınamasalar bin türlü.
İkiyüzlülükle suçlanmayı göze alıp mesaj yayınlayanlar birkaç satırla kurtulduklarını zannediyorsa onlara iki çift sözüm var;
Boşuna çırpınmayın, terörü kuru lafla kınamak yetmez. Nerede durduğunuzu icraatta görmemiz lazım, icraatta.
 
 
******************
 
Yabancı konuklara ayıp oluyor
 
Sizi de rahatsız ediyor mu bilmem ama, ben oluyorum.
Ülkemizi ziyaret eden yabancı devlet adamları ile ortak basın açıklaması yapılıyor malum.
Söz bizim devlet büyüklerine soru sormaya gelince, meslektaşlarımızın sorusu genellikle iç politikaya ilişkin oluyor.
Elbette nezaketen cevapsız bırakılmıyor ama, konuğa yazık…
Tercüman yardımıyla sorulan soruyu ve cevabı anlamaya çalışıyor…
Hele ki soru CHP ya da Kemal Kılıçdaroğlu ile alakalıysa.
Önerim, bu tür toplantılarda iç gündeme ilişkin soru sorulmaması.
Özellikle de CHP ile ilgili olanları…
Zirâ onların CHP diye bir derdi yok ki…
Biz uğraşıyoruz, bari kendi derdimizle başkalarını meşgul etmeyelim.