Yücel Koç

“Dünyadaki mazlumların umudu olmuş AK Parti’ye asla zarar vermeyi düşünmem, AK Parti dışında hiçbir siyasi harekette bulunmam. Hiç kimse benim dilimden Cumhurbaşkanımız aleyhine tek kelime duyamayacak. Bu davaya gönül verenleri üzmektense bütün makamları ayağımın altına alırım dediğiniz için sormuştuk;
· Ne değişti de bu iddialı laflarınızdan çark ettiniz?
· Hadi çark ettiniz, Erdoğan’dan farklı ne yapacaksınız?
· Türkiye’yi Batı’nın tahakkümünden kurtarmaya çalıştığı için Erdoğan’ın başına gelenleri görüyoruz. Siz ne yapacaksınız?
· Bağımsızlığa gerçek anlamda kavuşmamız için bu sistemle mücadele mi edeceksiniz, hizmetine mi gireceksiniz?
· Terör örgütleriyle başlatılan amansız mücadeleye, her türlü tehdidi ve riski göğüsleyerek devam edebilecek misiniz?
· FETÖ’cü alçakların değil, bu ülkenin ortalama muhafazakâr kesiminin önüne konulmak istenen setleri yıkabilecek misiniz?
· Ekonomide, sanayide, ziraatta, sağlıkta, eğitimde, savunmada, kültürde yerli ve millî hamlelere girişebilecek misiz?
· Kudüs’te, Suriye’de, Irak’ta Büyük İsrail planlarını bozmak için meydan okuyabilecek misiniz?
· Dünyanın yeniden şekillendirildiği tarihî süreçte, Türkiye’yi ‘devler’ arasına sokabilecek misiniz?
· Doğu Akdeniz’de, Ege’de Türkiye’ye karşı meydan okumalara rest çekebilecek misiniz?
· Bunları yaptığınızda her türlü sabotaj ve saldırıya siz de hedef olacaksınız. Bunları göğüsleyip üstünden gelebilecek misiniz?
· Diyelim ki, cevabınız “Evet.” Bu mücadeleyi zaten başlatmış olan Erdoğan’a destek vermek ya da hiç değilse yeni kuracağınız partinin de millî konularda AK Parti, MHP, BBP hatta Vatan Partisi ile aynı safta olacağını     duyurmak yerine, neden karşısındakilerle aynı çizgiye geçtiniz?
· “Bir zamanlar Erdoğan da Erbakan hocayı satmıştı”  demeyin. O gün Erbakan’ın iktidar olma gücü yoktu. Ortada Erdoğan gibi İsrail’e meydan okuyan bir lider de yoktu… Erdoğan bu kadar güçlüyken neden indirmeye çalışıyorsunuz?
               ***
Onlar elbette bu soruların cevabını vermedi…
Biz yine de bütün iyi niyetimizi ortaya koyup, şunu anlamaya çabaladık;
Eski Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı gibi isimler, 20 yıl önce kuruluşunda yer aldıkları AK Parti’yi bugün elleriyle niye boğmaya çalışıyor?
Her beyanatlarını dikkatle dinledim…
Kopuşa gerekçe olarak genel serzenişleri şu oldu;
  • Parti ve hükûmet politikaları eskiden ortak akılla yönetilirdi, bu terk edildi, güç sarhoşluğu oluştu.
Başka?
  • Parti yönetimi ve kabineye kifayetsiz, çıkarcı kişiler getirildi.
  • Kibir ve savurganlık had safhaya çıktı, adalette terazi şaştı.
  • Şeffaflıktan uzaklaşıldı, belli aileler ve ahbap çavuş ilişkisi kuranlar imtiyazlı hâle geldi.
               ***
Buraya kadar haklılık payı bulabilirsiniz.
Sonuçta 18 sene tek başına iktidarını korumuş bir partide menfaat şebekelerinin oluşmaması beklenemez.
Peygamberler dışında kimse kusurdan münezzeh de değil.
Ayrıca, -başta yargı olmak üzere- devletin içerisinde hâlâ kripto FETÖ’cülerin, ‘AKP’den kurtulmak isteyen Kemalistlerin ve Gül-Davutoğlu-Babacan tarafından atanmış isimlerin bulunduğu göz önüne alınınca, her şeyin düzgün yürümesi zaten mümkün değil.
AK Parti’den kopuşa bu serzenişlerle kılıf arayanlara, “Madem böyle problemler vardı, parti kurana ya da aday olarak ortaya çıkana kadar niye sesiniz çıkmadı?” diye sormak…
Yahut “Sizin yeni partileriniz daha kurulmadan içinizde güç kavgaları başladı. Şimdiden birbirinizi yiyorsunuz, bir de iktidara gelseniz kim bilir neler olacak?” sorgulaması yapmak da mümkün tabii.
AK Parti’de ve hükûmette kendileri görev başındayken her şey güllük gülistanlıkmış da, onlar koltuktan indikten sonra kötü olmuş gibi davranmalarını mide bulandırıcı da bulabilirsiniz.
Siyasetin böyle kirli bir yanı var ama bunlara takılmayın, asıl mesele dillerinden çıkardıkları baklada.
               ***
Hem Gül destekli Babacan’ın, hem de Davutoğlu’nun kurduğu şu cümle, önceki saydıklarının tamamını önemsizleştiriyor benim için.
Nedir o?
  • Başkanlık sisteminden vazgeçilecek, tekrar parlamenter sisteme dönülecek.
Allah, Allah!
Niye?
Oysa Başkanlık sistemi kimin aleyhine diye bakın, en büyük zararı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve AK Parti’ye…
Erdoğan, kendi işini zorlaştıracağını bile bile getirdi Başkanlık sistemini, -ki Türkiye bir daha zayıf iktidarlar, koalisyonlar tarafından yönetilmesin, her daim işbaşında güçlü hükûmet ve liderler olsun, başkalarına maşalık etmesin.
Başkanlık sistemi olmasa, CHP ve müttefiklerinin iktidar olma umudu doğabilir miydi?
Gül, Babacan ve Davutoğlu’nun, AK Parti’den sadece birkaç puan koparmak için kuracakları partiler bu kadar önemli olur muydu parlamenter sistemde?
Erdoğan ve Bahçeli, bunların olacağını bile bile, sırf kendilerinden sonra Türkiye zaafa düşmesin, yüzde 50+1’i yakalamak için işbaşına gelecek liderler toplumu daha fazla kucaklasın hesabıyla getirdi Başkanlık sistemini…
Yani, kendilerinin işini zorlaştırmayı göze alıp, Türkiye’nin geleceğini düşünerek.
Üstelik de 15 Temmuz NATO işgal girişiminden hemen sonra, FETÖ hainlerinin ağababalarına meydan okuya okuya getirildi.
Hem bu sistem sayesinde iktidara gelme umudu taşıyıp, hem de gerekli çoğunluğu elde ettikleri takdirde eski sistemi getirmeyi vadetmek ne anlama gelir?
Bulabildiğim tek karşılığı söyleyeyim;
Bu yönde emir almak ve bu şartla desteklenmek.
Akla, mantığa yatan başka hiçbir yanı yok.
               ***
Nitekim, kulisler de bunu doğruluyor.
Bu partiler, CHP, HDP, İyi Parti, SP ittifakıyla bir olup başarabilirlerse Erdoğan’ı iktidardan indirecekler ve parlamenter sisteme dönüşü sağlayacaklar.
Türkiye’yi eski kodlarına, yeniden koalisyonlu yıllara döndürdükten sonra vazifelerini tamamlamış olacaklar, herkes kendi yoluna gidecek.
Yani, Batı’nın istediği çerçeveye tekrar oturmuş olacağız.
Sonrası mı?
Davutoğlu parti programını açıklarken bazı ipuçlarını verdi.
  • ABD ile inişli çıkışlı seyreden ilişkilerimiz, kurumsal ve süreklilik arz eden bir çerçeveye oturtulacak.
  • NATO bünyesindeki ittifak ilişkilerimiz ve AB üyeliği yönündeki stratejik perspektifimiz korunacak.
  • Batı ile problemler, yine Batı’da müttefikler bulunarak çözülecek.
               ***
Şimdi bu beyanı, geçtiğimiz günlerde ABD Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın Temsilciler Meclisi’ne verdiği brifing ile birlikte okuyun.
Ne diyorlardı?
  • “Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı harekâtın ciddiyetini öğrenmek için askerlerimizin hayatını riske atamazdık. İkinci seçenek savaştı. Bir NATO müttefikiyle makul olmayan bir seçenekti.”
  • En büyük endişemiz, Türkiye’nin NATO ekseninden kayması. Türkiye’yi tekrar NATO ittifakına çekmenin yollarını aramalıyız.”
Siz buna Doğu Akdeniz’deki Libya hamlemizin bütün oyunlarını altüst etmesini, S-400 savunma sistemini aktifleştirdiğimizde Türkiye’ye hava indirme harekâtı hayallerinin suya düşeceğini de ekleyin.
Netice…
Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Akdeniz’de, Ege’de, Katar’da Batı’yı çıldırtan ve bütün oyunlarını boşa çıkararak Türkiye’nin menfaatlerini koruyan Erdoğan…
Öbür tarafta “Biz iktidara gelirsek valla istediklerinizi yapacağız” diyen partiler…
               ***
Bugün savrulduğu noktayı üzüntüyle izlediğim Sayın Davutoğlu, Dışişleri Bakanı iken katıldığı bir toplantıda, yazmamamız kaydıyla şunları anlatmıştı;
  • Biz iktidara geldiğimizde ABD Büyükelçiliğinden birileri geliyor, talimat veriyordu. Öyle alışmışlar çünkü. Biz rest çekince neye uğradıklarını şaşırdılar. İlk defa birileri onların talebini elinin tersiyle itiyor ve ‘Bize talimat veremezsiniz’ diyordu çünkü. Bu sebeple hep AK Parti’ye karşı oldular.
Aynı Davutoğlu, şimdi onların intikamını Erdoğan’dan almak için yeni parti kuruyor, Türkiye’yi eski sisteme döndürmeyi vadediyor.
Yazık, gerçekten çok yazık!..