Yücel Koç

 
  • “Beni koltuğa maskeli birileri kaset operasyonuyla oturttu” diyemedi, “Görüntüleri evime getirenlerin yüzü maskeliydi. Kim olduklarını göremedim” dedi.
  • “FETÖ zaten bizdendi. Koltuğa nasıl oturduğumu zannediyorsunuz?” demedi, 2012’deki Oslo ihanetinden sonra FETÖ ne söylediyse Meclis kürsüsünden bire bir tekrar etti.
  • “PKK nasıl olur da silah bırakır! Bunu asla yapmamalı, çözüm falan da olmamalı. Biz bunu engelleriz” yerine, “PKK silah falan bırakmaz” demeyi tercih etti.
  • “PKK bizimdir” demedi, “Bizim çocuklar” dedi.
  • “YPG’yi terör örgütü olarak görmüyoruz” cümlesini tekrar edemedi, “YPG bize mi saldıracak?” dedi.
  • “Esad Nusayri. Biz Türkiye’yi o çizgiye çekmeye çalışırken, sen O’nu yemeye çalışıyorsun, yedirmeyiz” demedi, “Geri adım atın, Esad’la görüşün dedi.
  • “Batılı müttefiklerimiz Suriye’yi Esad ailesine bırakmış, dokundurmayız” demedi, Bayırbucak Türkmenlerine giden silahları “El-Kaide’ye gidiyordu” yaygarası yaptı.
  • “Gezi’de hükûmeti yıkmak için ne yaptıysak olmadı” demedi, “Gezi direnişti” dedi.
  • “15 Temmuz’u hükûmete yıkıp FETÖ’yü ve Batı’yı aklayalım” demedi “Kontrollü darbe” dedi.
  • “Doğu Akdeniz’deki menfaatlerimizi bırakıp, oradan elimizi eteğimizi çekmeliyiz” diyemedi, “Libya’da, Mısır’da ne işimiz var? Arıyoruz, arıyoruz bir şey bulamıyoruz. Türkiye komşularının hakkına (Yunanistan) saygılı olmalı” dedi.
  • “Libya ile anlaşıp niye Batı’nın planlarını bozuyoruz?” demedi, “Hafter daha seküler. (BM’nin tanıdığı meşru) Trablus hükûmeti yerine onunla anlaşmalıydık” dedi.
Velhasıl dedi de dedi...
Daha ne demeliydi?
Üzücü olan şu ki; bunu diyenler içeride destek görmeye devam etti, bu vahamete dikkat çekenler ise ‘yandaş’ falan oldu.
 
 
*************
 
Tek problem CHP değil
 
Birçok eleştiriyi sadece CHP üzerine kurarak yanlış yapıyoruz.
Dilimize yerleştirmemiz gereken şudur aslında;
Merkezine Türkiye’yi yerleştirmeyen, gücünü milletten almayan hiçbir siyasi hareket ülkemize fayda sağlamadı, sağlamayacak.
Bunun başını bugüne kadar CHP çekti, tamam…
Ancak CHP o noktada yalnız değil.
Gücünü Türkiye dışındaki bir yerden alan kim olursa olsun, bizden değildir.
Son örneklerini de yaşayarak görüyoruz nitekim. 
 
 
***************
 
Başkanlık olmayacaksa...
 
Başkanlık sistemi, CHP ile birlikte AK Parti’den kopanların da hedefinde.
Vaatleri parlamenter sisteme geri dönüş.
Bunu savunanlardan biri de 367 garabetiyle 2007’de Cumhurbaşkanlığının önü kesilen Abdullah Gül.
O’nun Cumhurbaşkanlığı engellenip, iş e-Muhtıralarla darbe tehditlerine kadar varınca, artık bu krizler bitsin diye referanduma gidilmiş ve Cumhurbaşkanını halk seçsin kararı alınmıştı.
2017’de de ‘madem Cumhurbaşkanını da artık halk seçiyor, iki seçilmişin kavgaları ile uğraşmayalım’ deyip Başkanlık sistemini getirmiştik.
Aynı Abdullah Gül, geçmişte Cumhurbaşkanlığının önünü kesen CHP ile birlikte şimdi parlamenter sisteme dönüş için mücadele veriyor!..
Sorum şu: Elinize fırsat geçerse Cumhurbaşkanını halkın seçmesini de iptal edecek misiniz?
 
 
****************
 
Kayseri, pastırma ve mobilya
 
Bu kavga zaten vardı ama Cumhurbaşkanı Kastamonu’nun pastırmasını daha çok beğendiğini söyleyince mevzu büyüdü.
Kavgaya sonra Sivas da girdi.
“Kayseri bizden giden bir ustadan öğrenmiş, sonra pastırmamızı sahiplenmiş” diyorlar.
İş nereye varır bilmem ama ben size Kayseri’den bir başka mevzu anlatayım.
Malum, Türkiye’nin en çok mobilya üreten ve ihraç eden şehri.
Orada da İnegöl ve Ankara ile rekabet hâlindeler.
Kayseri üretimde açık ara önde olsa da İnegöl, daha kaliteli ve inovatif ürünlere yönelerek akıllıca bir strateji geliştirmiş ve kazancını artırmış.
Kayserili geri durur mu?
İstanbul’daki MASKO ve MODOKO benzeri, bütün üreticilerin ürünlerini sergileyip pazarlayabilecekleri bir alan kurmayı düşünmüşler önce.
Sonra Çin’de gördükleri bir model ufuklarını daha da genişletmiş.
10 yıllık emeğin neticesinde, AB ve TOKİ’den de destek alarak, küçük ve orta ölçekli bütün mobilyacıların üretimini devasa bir sitede toplamışlar.
Hemen yanı başına da ürünlerini dünyaya sergileyebilecekleri bir AVM inşa etmişler ki, değil Türkiye, Avrupa’da benzeri yok.
900 bin metrekare kapalı alana sahip AVM’de bütün mobilyacıların mağazaları olacak, -ki hepsini çok uygun fiyata üyelerine vermişler.
KUMS yani Kayseri Uluslararası Mobilya Sarayı adını verdikleri projede, orta bölümü de klasik AVM’ye ayırmışlar, buradan elde edecekleri geliri hem burayı dünyaya tanıtmak için harcayacaklar hem de giderlerini karşılayacaklar. 
Şimdiden beş bin kişilik istihdam oluşturan proje tam kapasiteye ulaştığında sayı 10 bine çıkacakmış.
Sözün finali; Kayserili pastırmayı da, mobilyayı da kimseye yedirecek gibi görünmüyor…