Yücel Koç

2020’ye acı hadiselerle başladık.
Önce Elâzığ depremi, ardından Van’da peş peşe meydana gelen iki çığ faciası…
Milletçe başımız sağ olsun.
Bir taraftan bu doğal afetlerin üzüntüsünü yaşayıp, yaralarımızı onarmaya çalışırken, öbür taraftan kahpe saldırılar geldi yine.
Türkiye ile yıllardır örtülü savaş yürüten kalleş Esad rejimi, bu defa İdlib’deki üslerimize takviyeye giden konvoyumuzu vurdu.
Sevk rotası önceden Rusya ile paylaşıldığı için ortada ‘yanlışlıkla vurma’ ihtimali yoktu.
İdlib’de beşi asker, sekiz şehit verdik, misliyle bedelini ödettik, ödetmeye de devam ediyoruz.
Dışarıdaki düşmana haddini bildiriyoruz ama, asıl problem “Bizim orada ne işimiz var?” diyenler.
Oysa bal gibi biliyorlar ki, sınırımız boyunca PKK da, DEAŞ da kendiliğinden yerleşmedi.
Sivilleri bombalayarak milyonlarca mültecinin Türkiye’ye sürülmesi de bilinçli bir stratejiydi.
Türkiye, sınırından önce DEAŞ’ı, ardından PKK/PYD’yi temizlemek için operasyonlar başlattı ve önemli oranda amacına ulaştı.
Fakat, Rusya da Suriye üzerinden Akdeniz’e inmeyi, yani sıcak denizlere ulaşmayı başarmıştı.
Trump’ın çekilme kararına rağmen, ABD’nin bölgede terör örgütleri ile iş birliğini devam ettirdiği ve İsrail’le birlikte hayalini kurdukları terör devletini oluşturmak için fırsat beklediği ortada.
İşin içine İran’ı da katarsak, Suriye üzerinde hepsinin menfaat ve güç hesabı var.
Türkiye ise sınırında oynanan oyunları ve kendisi için oluşan tehditleri bertaraf etme çabasında.
Bu açıdan, Hatay’ın hemen karşısındaki İdlib stratejik bir nokta.
***
Yaklaşık iki yıldır, sınırlarımızın dışında ve içinde olan biten her olaya Doğu Akdeniz penceresinden bakmamız gerektiğini yazıyorum.
Türkiye, Libya’daki meşru hükûmet ile kıta sahanlığı anlaşması yaparak, Suriye’de karşı karşı olduğumuz bütün güçlere rest çekmişti.
‘Küre’cilerin doğrudan, Rusya’nın dolaylı desteklediği darbeci Hafter’e karşı meşru hükûmeti korumak için Libya’ya asker sevk ederek, şakasının olmadığını da gösterdi.
Mısır’da, Türkiye’ye dost ve müttefik Mursi’yi önce devirip, sonra mahkeme salonunda katlederek amaçlarına ulaşmak için neler yapabileceklerini gösterenler, Libya’da istediklerini alamayınca çıldırdı.
Erdoğan ve Putin, Libya’daki tarafları masaya oturtup anlaşma sağlamaya çalıştıysa da başarı sağlanamadı.
Hafter’in “Çözüm namlunun ucunda” tehdidi, sahiplerinin mesajıydı aslında.
Türkiye de buna boyun eğecek devlet değildi.
İşte tam da böyle bir dönemde İdlib’de Türkiye’nin Esad’la, dolaylı olarak Rusya ile karşı karşıya gelmesi dikkat çekici.
Uçak düşürme hadisesine benzer bir tezgâh var mıdır, yok mudur, zamanla anlayacağız.
Bu noktada, Esad rejimi, Rusya ve İran’ın, sivilleri hedef alarak, milyonlarca mülteciyi daha Türkiye’ye sürüklemeye çalıştığı ve bizi bu yolla köşeye sıkıştırmaya çalıştığı muhakkak.
Türk askeri de zaten bu göçü önlemek için orada ve asla geri çekilmeyeceğini ilan etmiş durumda.
90’larda yapılan Adana Mutabakatı’ndan aldığı meşruiyetle Suriye tarafında varlığını koruyacağını fiiliyatta da gösteriyor.
Oyun büyük, hesap büyük…
Geleceğimizi kurtarmak için, Libya’da da, Suriye’de de, Irak’ta da sağlam durmamız gerekiyor.
Başkalarının hesabı, kitabı hep vardı, hep olacak…
Burada huzur içinde yaşamak istiyorsak, birlik ve beraberlik içinde devletimizi, ülkemizi güçlendirmekten başka çaremiz yok.