Yücel Koç

Merhum Başbakanlardan Necmettin Erbakan, FETÖ elebaşının hiç hazzetmediği biriydi.
Bu yüzden Erbakan’ın başında olduğu Refah-Yol Hükûmetinin bir an önce düşürülmesi için Kemalistlerle iş birliği yaptı, 28 Şubat kararlarıyla amacına ulaştı.
PKK elebaşı Abdullah Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirilirken, FETÖ elebaşına toz kondurmayan Bülent Ecevit Başbakanlık koltuğuna taşınıyor, Fetullah Gülen ise ABD’deki malikânesine yerleşiyordu.
O 28 Şubatçılar ki, milliyetçi-muhafazakâr kesimin üzerinden silindir gibi geçerken, aynı dönemde FETÖ’cüleri Genelkurmay Karargâhı’nda ağırlıyordu.
Hepsi verilen beyanatlarla, atılan manşetlerle, yayınlanan görüntülerle ortada, açıp bakın.
              ***
Kasım 2002’de büyük umutlarla AK Parti işbaşına geldi.
Tek başına iktidar olsa da, 1960’ta Adnan Menderes’in idamından başlayan Kemalist darbeler silsilesini bilenler bir-iki yıldan fazla ömür biçmemişti yeni hükûmete.
Haksız da sayılmazlardı…
AK Parti 19 Kasım 2002’de koltuğu devraldı, 8 Ocak’ta ilk muhtırayı yedi.
Üstelik bu, beş yıl sonra, 27 Nisan 2007’de verilecek e-Muhtıra’dan daha keskindi.
Ama o gün Diyarbakır’da uçak düştü, muhtıra güme gitti.
              ***
Cumhuriyet yürüyüşleri, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in hiç bitmeyen salvoları, Deniz Baykal’ın ‘idam sehpası’ hatırlatmaları, askerî kademeden parmak sallamalar, başörtü krizine dönüşen resepsiyonlar, üniversitelerde başörtü serbestliği tartışmaları… Daha neler neler…
İşte bu kaotik ortam, FETÖ’nün işine yaradı.
28 Şubat’ın kan kardeşleri FETÖ ve Kemalistler arasında bu defa güç mücadelesi başladı.
Bürokraside, devlet kadrolarında ‘muktedir’ olamayan iktidar ya yok olacak ve Menderes gibi bir sonu yaşayacaktı yahut yıllardır devlette kadrolaşmış Fetullahçılara yanaşacaktı.
O günün şartlarında başka seçeneği mi vardı?
Ayrıca, FETÖ’nün de günün birinde tıpkı Kemalist vesayetçiler gibi ABD ve İsrail adına darbeye kalkışacağını nasıl öngörebilirdi?
              ***
Bu durum 2007’deki e-Muhtıra’ya kadar sürdü.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, meşhur Dolmabahçe görüşmesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne Fetullahçı terör örgütünün dosyasını koydu.
Dosya, cemaat görünümlü bu örgütün Emniyet, istihbarat ve ordu içinde ulaştığı tehlikeli noktayı gösteriyordu.
Dönemin Başbakan Danışmanı Abdülkadir Özkan, sonrasında olanları şöyle anlattı;
“2007’de Erdoğan bu örgütün devlet içerisinden tasfiye edilme operasyonunu başlatacaktı.
Ama bir ay sonra orduya ait mühimmatların bulunduğu, darbe günlüklerinin ele geçirildiği haberleri üzerinden bir kamuoyu oluşturdular.
Ordunun darbe hazırlığı içerisinde olduğunu ve kendilerinin bu darbeyi deşifre ettiğini söylediler, süreci manipüle ettiler.
Böylece Ergenekon sürecine toplumsal bir destek kazandılar.
Fakat kuvvet komutanları yavaş yavaş içeri alınmaya başlayınca ve İlker Başbuğ hapse atılınca Sayın Erdoğan bir şeylerin yanlış gittiğini fark etti.
Ergenekon süreci ve Taraf gazetesi aleyhine konuşmalar yapmaya başladı.
2011 sonrasında da dershaneler tartışmasını açarak örgütün tasfiye sürecini başlattı."
              ***
Eski Başbakanlardan Binali Yıldırım’a göre, aslında Ergenekon, Balyoz ve Ayışığı gibi darbe planları vardı ama FETÖ bunları sulandırarak kendi lehine kullandı.
Kemalist vesayetçi sistemin de boş durmadığı 2008’de açılan AK Parti’yi kapatma davasından belliydi zaten.
Yani 28 Şubat’ın ortağı Kemalistler ve FETÖ bir yandan ‘muktedir olma’ mücadelesi verirken, öbür taraftan da birbirlerinden güç devşiriyordu.
Halkın güçlü desteğiyle ayakta duran Erdoğan ise FETÖ için sadece baston vazifesi görüyordu.
2011 seçimleri öncesi Erdoğan’la ipler tamamen koptu.
Çünkü AK Parti’nin milletvekili listelerinde Fetullahçı isimlerin hiçbiri yoktu, zar-zor üç tuzluk kamufle olmuştu.
Onların birlikteliği de 2013’teki kavgada son buldu.
Hatırlayın, FETÖ firarisi Hakan Şükür de onlardan biriydi.
              ***
Dershane kavgası başladığında, FETÖ’cülerin hep bir ağızdan “Erdoğan 2007’den bu yana bizi tasfiye etmek için uğraşıyordu” diye feveran ettiğini hatırlıyor musunuz?
Bu yanlış değildi, çünkü başta Millî Eğitim olmak üzere, FETÖ’cülerin tasfiyesini el altından başlatmıştı Erdoğan.
Partisindeki FETÖ’cülere, FETÖ destekçilerine, hedefi olduğu Kemalist darbe girişimlerine ve kapatma davasına rağmen.
Erdoğan sözünde duruyordu da, ne Kemalistler ne de FETÖ boş duruyordu.
2012’de tam da ameliyata gireceği gün MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yapılan operasyon, FETÖ’nün Erdoğan’dan kurtulmak için neleri göze aldığının göstergesiydi.
Çünkü planın bir parçası da Erdoğan’ı ameliyattan sağ çıkarmamaktı.
Hepsi deşifre oldu.
Bu operasyonun sadece FETÖ’nün hesaplarıyla sınırlı kalmadığını, doğrudan ABD’de planlandığını önceki gün yayınlanan Savcılık iddianamesi de ortaya koydu.
Sonrasını zaten biliyorsunuz.
              ***
2013’e kadar olanları yukarıda özetledim.
Dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu ki; FETÖ de, vesayetçi Kemalist sistem de aynı ahtapotun kolları.
Kemalistler 1960, 1980 darbelerini kimlerin adına yaptıysa, FETÖ’nün hizmet ettiği yer de aynı.
Erdoğan bilerek ya da bilmeyerek, sadece bir dönem bunları birbiriyle çarpıştırmış, hepsi bu.
Peki, FETÖ ‘Erdoğansız AK Parti’ hayalini gerçekleştiremeyince ne yaptı?
Bir kaset operasyonuyla CHP’nin yönetimini ele aldı.
Benzer bir girişimi MHP’ye denedi, partiyi bölerek kısmen başarı sağladı.
Erdoğan ve AK Parti, o gün bugündür bu siyasi kollarla uğraşıyor.
 
 
***************
 
Madem Erdoğan siyasi ayak!..
 
15 Temmuz gecesi FETÖ’cü darbecilerin yolu açarak “Buyur” dediği CHP Genel Başkanı’nın “Siyasi ayak Erdoğan” saçmalığı üzerine o kadar çok söylendi ki…
İçlerinden en beğendiklerim şunlardı;
  • Erdoğan ‘siyasi ayak’ ise neden dershane kavgası başlattı? İktidarını FETÖ ile daha fazla güçlendirmek yerine neden FETÖ’cülerle mücadeleye girdi?
  • Erdoğan bu mücadeleyi başlatmasa Ergenekon, Balyoz sanıkları şimdi neredeydi?
  • Madem ‘siyasi ayak’ Erdoğan’dı, demek ki darbe başarılı olsaydı Cumhurbaşkanı yine Recep Tayyip Erdoğan olacaktı. Zaten Cumhurbaşkanı olan birisi, yeniden Cumhurbaşkanı olmak için mi darbe yaptı?
  • Erdoğan ‘siyasi ayak’ ise Marmaris’te öldürülmek üzere baskın yapılan Erdoğan kimdi?
 
 
***************
 
Sen FETÖ’ye karşı ne yaptın İlker Paşa?
 
Ergenekon kumpası mağduru eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, askerî mahkemeleri kaldıran düzenleme ile ilgili teklifi veren AK Partilileri FETÖ’cülükle suçlaması, manidar bir zamanlamaya işaret etti.
Çünkü hemen öncesinde CHP, FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili Meclis’e araştırma önergesi vermişti.
Başbuğ’un topa girmesi, aralarında iş birliği olduğu şüphesini kuvvetlendirdi.
Kimi kulislere göre, İlker Başbuğ CHP’nin iktidara geleceğini düşünerek, daha şimdiden Millî Savunma Bakanlığı’na oynuyor.
Bunun doğruluk payını bilemeyiz ama ben size İlker Paşa’yı az çok tanıyan bir kişiden, Genelkurmay Başkanlığı dönemine ilişkin dinlediklerimi aktarayım.
              ***
Eskiden Mehmetçik programını yaptığı için orduyu en tepeden en aşağıya kadar yakından bilen yapımcı Tahsin Gökmen anlattı.
Ben olduğu gibi aktarayım, gerisini siz yorumlayın;
“Program için 90’lardan bu yana bütün Genelkurmay Başkanları ile çalıştık.
Komutanların ne kadar otoriter olduklarını, onlardan gelen emirlerin alt kademelerde nasıl yerine getirildiğini yakinen biliyorum.
2008’de Mehmetçik programını İbrahim Şahin döneminde TRT’ye yapmak istedim.
Fakat o dönem TRT’de her taraf FETÖ’cü olduğu için Genelkurmay Başkanlığı’nın iznine rağmen bizi oyaladılar.
2009 Ağustos’unda YAŞ kararlarıyla Genelkurmay kadrosu da değişti.
İletişim Dairesi’nde çok kaliteli insanlar vardı, çoğu gitti ve bize karşı orada da tavır değişti.
Baktım işi yokuşa sürmek için ellerinden geleni yapıyorlar, İlker Başbuğ Paşa’nın emir subayına mesaj attım.
Emir subayı alttaki kadroyu aradı.
Genelkurmay Başkanı adına arayan emir subayının ‘Siz ne karışıyorsunuz?’ cevabını aldığını görünce donup kaldım.
Bir Genelkurmay Başkanı’nın emrinin dikkate alınmadığına ilk kez o zaman şahit oldum.
İlker Paşa çok iyi, kibar biridir ama eskiden bildiğimiz komutanlar gibi değildi.
Pasifti, hiç kimseye dokunmadı.
Etliye sütlüye karışmazdı, salon adamıydı.
Bence içerideki tabloyu görmemesi imkânsızdı ama göz yumdu.
Muhtemeldir ki, bu pasifliğinden dolayı FETÖ’cülerin kolay hedefi oldu.”
              ***
Durum anlatıldığı gibiyse İlker Başbuğ koskoca Genelkurmay Başkanı olarak FETÖ’ye resmen diz çökmüş, hiçbir şey yapmamış.
Başlattığı askerî yargı tartışması ise neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
Bu beyanatıyla yaklaşık 10 yıldır FETÖ ile iş tutan CHP’ye payandalık yapması bir yana…
Birisi de çıkıp, ‘askerî yargıyı savunmak FETÖ’cülerin isteyeceği bir iştir’ dese, aksini ispatlayacak ne var?