Yücel Koç

CHP-HDP ittifakının yüzde 50’yi aşmak için can suyu olarak gördüğü ‘devşirme partiler’den ilkini Ahmet Davutoğlu kurmuştu.
Aylardır Ali Babacan’ın kuracağı parti bekleniyor ama her ay erteleniyor.
Son duyuru martın ilk haftasında açıklanacağı.
Gerekçe; isim ve logo hazır değilmiş (!)
Bir kavle göre de genel merkez binası inşaatı yetişmemiş.
Hayırlısı diyelim ama bunlar akla yatkın bahaneler değil.
Madem hazır değildin, niye ‘açıklayacağım’ diye duyurdun.
Aylardır ertelendiğine göre, başka bir şey olsa gerek.
***
Kimileri bu ertelemeyi Davutoğlu’nun açıkladığı partinin toplumda hiçbir heyecan uyandırmamasına bağlıyor, kimileri henüz ekibi tamamlayamadığına…
Benim kanaatim ise ekonomideki iyileşmenin tüm hesaplarını bozduğu.
Babacan’ın ilk ne zaman ‘parti kuracağım’ diye ortaya çıktığına bakın…
Geçen sene yükselen döviz kuru ve etiket fiyatlarının fırlamasından hemen sonra.
Bu buhranın artarak devam edeceği öngörülmüş olmalı ki, partiyi yılbaşında resmen açıklayacaklarını duyurmuşlardı…
Fakat öyle olmadı.
Döviz kurunun kontrol altına alınması, Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesi ile birlikte gelen faiz indirimleri, sanayi ve üretimin yeniden toparlanma sürecine girmesi hesapları bozdu.
“Faiz indirilirse dolar fırlar” tezi elinde patlayanlar için kâbus başladı.
Ocakta açıklanacak parti, sürekli tehir sürecine girdi.
***
“Babacan, Davutoğlu gibi ‘ölü doğum’ yapmak yerine, daha uygun bir zemin bulabilecek mi?” derseniz, normal gidişatta zor.
Merak ettiğim; birileri ona “Bir şeyler olacak, ekonomi yeniden bozulacak” diye umut veriyor mudur?
Mesela; Rand Corporation raporları, İlker Başbuğ’un tuhaf çıkışı, CHP’nin ‘siyasi ayak’ oyunları, Gezi’yi aklayan yargı kararları tesadüf müdür sadece?
Ya da Suriye’deki gelişmelerden bir beklenti var mıdır?
Şimdilik net bir şey söylemek zor elbette.
Darbe söylentileri bile ekonomimizi olumsuz etkiliyor, bir anlamda Babacan’ın ekmeğine yağ sürüyor.
Bu sebepledir ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Darbe falan yok. Bu söylentiler maksatlı” dedi.
Yani…
Bu demektir ki, Türkiye’de işler rutininde gidecek, ekonomide iyileşme devam edecekse, Babacan’ın umut bağladığı zemin de boşalacak.
Davutoğlu’na gelince…
Suriye günahı ona yeter de artar bile.
 
**************
 
Gül değil, diken…
 
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendine yakın gazeteye konuşmuş.
Babacan’a desteğini zaten biliyorduk…
Yine parlamenter sisteme dönmekten bahsetmiş,
Gezi darbe girişimine güzelleme yapmış,
Rusya’dan S-400 almanın yanlış olduğunu söylemiş,
‘Sisi’yle barışalım” demiş,
1 Mart tezkeresine kendisinin de muhalif olduğunu açıkça itiraf etmiş.
***
Hayat ne tuhaf şeyler gösteriyor insana.
AK Parti iktidarının henüz ilk aylarında, Erdoğan henüz milletvekili bile değilken ‘yerini emanet ettiği’ kişi, 1 Mart tezkeresi ile ilgili Erdoğan’ı sattığını itiraf ediyor aslında.
Peki madem tezkereye karşıydın, niye o dönem çıkıp delikanlı gibi fikrini söylemedin de, Erdoğan’ın arkasından gizli saklı işler çevirdin?
Neden milletvekillerini gizli oturumda toplayıp güya ikna etmeye çalıştığını söyledin?
***
Hoş, bunu kimden bekliyoruz ki…
Cumhurbaşkanlığını engellemek için yapmadığını bırakmayan CHP ile kol kola girebilen bir figürün daha neyi şaşırtabilir ki bizi!..
Savunduğu parlamenter sistem ki, ilk onun Cumhurbaşkanlığı engellendiği için değişmişti aslında.
Her cumhurbaşkanlığı seçimi krize ve darbe tehditlerine dönüşüyor diye cumhurbaşkanını halkın seçmesine karar verilmişti.
Sonrasında, ‘çift başlılığın ortadan kaldırılması’ için başkanlık sistemine geçildi, koalisyonlara son veren, siyasi krizlerden etkilenmeyen daha güçlü bir sistem kuruldu.
Ama Gül, yeniden krizlere kapı aralayan parlamenter sistemi istiyor.
İstiyor da, kimin için istiyor?
***
S-400’lerle ilgili söyledikleri tam NATO kafa, NATO mermer misali…
Doğu Akdeniz’de, Ege’de karşı karşıya olduğumuz riskleri hiç umursamıyor belli ki…
Tam bir “Teslim ol, kurtul” kafası.
Hele Gezi’ye yaptığı güzelleme…
Darbe kalkışması başarıya ulaşsa sevinecekmiş sanki…
Röportajda bir başka tuhaflık da şu…
“Gezi ile gurur duyuyorum” dediği soruyu soran, Gezi’de deri eldiven saçmalığını yazan kişi.
Gül’den bu yorumu alınca tek kelime etmemiş nedense!...