Yücel Koç

“İşin sırrı sevgide” derdi…
Lafta değil, yürekten sevdi.
Ülkesini, tarihini, bayrağını, devletini, milletini…
İnsanı sevdi her şeyden önce…
“Mademki O’nu Rabbim yarattı” dedi, her canlıyı çok sevdi.
Elinden gelse kimse üzülmesin, dünyada ve ahirette kimsenin canı yanmasın isterdi.
Sıkıntıda olanın imdadına yetişti, elinden geldiğince…
Kim olduğu, neci olduğu fark etmezdi.
Hiç değilse bir güzel söz ve güler yüzü esirgemezdi.
“Verecek bir şeyiniz yoksa, bu da sadaka hükmünde” diye öğütlerdi.
              ***
Hep iyiliği anlattı, ömrünü bu yolda harcadı.
İnsanların ebedî kurtuluşuydu asıl maksadı…
Bu yüzden, her işini ibadet aşkıyla yaptı.
Sonucu mutlaka fayda sağlasın istedi.
En uzak diyarlara bile el uzattı…
Viran olmuş ne kadar Türk-İslam eseri varsa ayağa kaldırmaya çalıştı.
İzleri silinen İslam büyüklerinin kabirlerini onarttı, kaybolan şuuru yeniden canlandırdı.
              ***
Gazete, kitap, televizyon, radyo, dergi, ansiklopedi…
Elindeki her şey, bunun için vesileydi…
Para kazandıran diğer işler de bu yayınların devamı içindi.
O samimiyetle gayret ettikçe, Allah da O’na verdi.
Birkaç kişiyle başlayan yolculuk, yüz binlere, milyonlara erişti.
Evet, işin sırrı sevgiydi…
Hesapsız, kitapsız; ‘ama’sız, ‘fakat’sız…
O sevdikçe, etrafı genişledi.
Aşk ile gayret edince…
Aşk ile sevildi.
O kişi, Enver Ağabey’di…
              ***
Dünya çetin imtihan yeri…
Hem de ilk insan Âdem aleyhisselamdan bu yana…
İyiliğin düşmanı ise kötülük…
Siz kimseye yan bakmasanız bile, onlar gelir sizi bulur.
Nice Peygamberler bile hiç kimseye kötülük yapmadıkları hâlde eziyetler görüp, öldürülmedi mi?
İnsanoğlu var olduğundan beri iyiye düşman olanlar, Peygamber efendimizin yolunu dünyaya anlatanları es geçer miydi?
Sadece uygun zaman ve zemin beklenmekteydi.
              ***
Kendisine inanmış bir avuç insanla kurduğu gazeteden koskoca bir holdinge ulaşan Enver Ağabey, karanlık 28 Şubat sürecinde demokrasinin kesintiye uğramaması için çok çaba harcadı.
Seçilmiş Refahyol hükûmetini var gücüyle destekledi, olmadı.
Uzaklardan aldığı talimatla bir kez daha meşru hükûmeti devirenler, ülkenin ve milletin ufkunu karartmakla beraber, Anadolu insanının ve sermayesinin üzerinden silindir gibi geçti.
O yok zamanlarda memleketin en az 400 milyar dolarını heba edenler ‘yeşil sermaye’ kılıfına yaslanıyor, lakin ortakları FETÖ’ye ‘yükseliş’ döneminin altın anahtarını sunuyordu.
İpi dışarıda Kemalist vesayetçiler ve FETÖ ile birlikte, Enver Ağabey’in ve tüm şirketlerinin hedef alınmasına sevinen birileri daha vardı…
Dini inancı, itikadı hiçbir şekilde Anadolu erenleri ile bağdaşmayan, köksüz ve kimliksiz sözde İslamcılar…
Bunlar, Osmanlıya musallat olmuş, nihayetinde büyük toprak kaybetmemizin yolunu açmış İngiliz uşaklarının ülkemize sıçrayan piyonlarıydı.
Ne ilginçtir ki, Enver Ağabey 28 Şubat’ın ve FETÖ’nün gadrine uğrarken, bunlar da sevinçten göbek atıyordu.
Çünkü düşmanlık, sadece elindeki sermayeyi değil, savunduğu değerleri de kapsıyordu.
              ***
Kimin ne yaptığını ve nereye varmak istediğini biliyordu Enver Ağabey…
Bu beladan çıkmak için yaptığı her hamlede karşısında engel olanları görüyordu zaten.
Her şeye rağmen sabretti, elinden geleni yaptı, gerisi için Allah’a tevekkül etti.
Son nefese kadar da hep bu istikamet üzerindeydi.
Ne amacından milim saptı, ne de yürüdüğü çizgiden zerre taviz verdi.
Biliyordu ki; samimiyetle, sevgi ile aşk ile yürüdüğü bu yol çok kuvvetliydi.
İyilerle kötülerin mücadelesi kıyamete kadar sürecek, elbette her karanlığın ardından güneş yeniden yükselecekti.
Aşk ile yürüyünce, daha nice güzel günler görülecekti.
Vefatının üzerinden tam yedi yıl geçti.
Enver Ağabey’in mirası emin ellerde, aynı aşk ile yoluna devam ederken, elbette düşmanları da değişmedi ve değişmeyecek.
İnşallah karanlıklar aydınlığa tevdi olacak, fakat bu mücadele kıyamete kadar bitmeyecek.
Mekânın cennet, derecen âli olsun Enver Ağabey…