Yücel Koç

İdlib geriliminde gözler bugünkü Erdoğan-Putin görüşmesinde…
Beklenti en azından Rus destekli Suriye rejimi ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında ateşkes sağlanması.
Kalıcı bir mutabakat çıkar mı?
Bence zor…
Rusya, rejimin gözlem noktalarımızdan geri çekilmesini sağlasa bile, bu geçici bir çözüm olacak.
Çünkü mesele sadece İdlib değil.
***
Etrafımızda ve ülkemizde cereyan eden her olağanüstü gelişmeyi Doğu Akdeniz penceresinden değerlendirmemiz gerektiğini her defasında hatırlatıyorum.
Hele hele iç siyasi polemiklere takılmak, Türk toplumu için en büyük yanılgı, perde arkasındaki büyük oyunu görememek olur.
İşte bunun için, 22 Kasım 2018’de “Dünya savaşı kapımıza dayandı, biz neleri konuşuyoruz” başlıklı makaleyi yazmıştım.
(https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/605245.aspx)
O günlerde “Yok canım, savaş falan olmaz” diyenler şimdi hak verecektir umarım.
***
Arap Baharı ile iktidarların değiştirildiği bütün ülkelerin Akdeniz’e kıyısı bulunması tesadüf değildi elbet.
Aynı şekilde 2012’den beri Türkiye’de iktidarı, daha doğrusu ‘inatçı ve mücadeleci’ Recep Tayyip Erdoğan’ı devirme çabası da…
İdlib’de Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getiren gerilim, bu sürecin devamıdır işte.
Bunu anlamak için, hemen öncesinde neler olduğuna bakalım…
***
Türkiye, üç ay kadar önce Doğu Akdeniz’deki haklarının gasbını önlemek için Libya’nın meşru hükûmeti ile mutabakat imzaladı.
‘Münhasır ekonomik bölge sınırlandırma anlaşması’ birçok ülkenin hem askerî, hem de siyasi oyununu bozdu.
Planı altüst olan ülkeler arasında Rusya ve ABD de vardı.
ABD ve Avrupa ile gerilim suyun üstünde, Yahudi lobisinin etkisi alanındaki Rusya ile gizli sürdü.
Bir taraftan sondaj gemileriyle tüm tehditlere aldırmadan petrol arama faaliyetlerine başlayan (üçüncü gemi yolda) Türkiye dünyaya meydan okuyor, öbür taraftan Libya mutabakatı ile kara sularını üç katına genişletiyordu.
Ve elbette 2014 yılında Libya’daki karışıklıktan istifa ederek 39 bin kilometrekarelik deniz alanına çöreklenen Yunanistan’ın işgaline de son veriliyordu.
***
Başta Avrupa ve ABD’den gelen tehditlere aldırmayan Türkiye bu muhtıradan geri adım atmadığı gibi, bir de tezkere çıkararak, Libya’ya asker sevk etti.
Çünkü, başta ABD, Rusya, İsrail ve Fransa olmak üzere, Orta Doğu’daki Arap maşalarının da desteklediği darbeci Hafter, meşru Libya hükûmetini devirmek için topyekûn saldırıya geçmişti.
Hâlen de saldırıyor ama bir türlü Trablus’u düşüremiyor.
Bu öyle bir hırs ki, Hafter’in en büyük destekçisi Birleşik Arap Emîrliklerindeki bir televizyon programında “Ne yani, bir Türk topçusu yüzünden mi Trablus’u düşüremiyorsunuz?” sorusunu soran kadın spikeri şüpheli biçimde öldürdüler.
Daha önce Mısır’da benzer anlaşma yaptığı Mursi’ye darbeyi önleyemeyen Türkiye, Libya’da gerekeni yapıyor ve Akdeniz çetesinin amacına ulaşmasını engelliyor.
***
Libya için ocak ayında Erdoğan’ın çabalarıyla Moskova’da yapılan son görüşmeyi hatırlayın…
BM tarafından tanınan meşru Serrac hükûmeti ile dış destekli Hafter’i masaya oturtarak çözüm bulmaya çalışıldı, Hafter masayı terk etti.
Rusya o güne kadar ‘paralı askerlerle’ destek verdiği Hafter’i cezalandırmak yerine, İdlib üzerinden Türkiye’yi baskılamaya yöneldi.
Giderek tırmandırdığı krizin sonucu, 27 Şubat’ta 36 Mehmetçiğimizin şehit edildiği alçak saldırı oldu.
Şükürler olsun ki, Türkiye altı boş kabadayılık peşinde değildi…
Çok güvendikleri hava savunma sistemlerine rağmen, hem Rusya’ya, hem destekledikleri rejime gereken dersi verdi, vermeye de devam ediyor.
Hem de NATO, AB ya da ABD’den herhangi bir destek almadan.
Rusya bunu biliyordu ki, “NATO Türkiye’ye yardım etmez” dedi.
Çünkü, meselenin temeli İdlib değil, Libya ve Doğu Akdeniz idi.
***
Türkiye önemli bir şey daha yaptı…
Bırakın desteği, hiç değilse harekâta köstek olmasınlar diye, İdlib kalleşliğinin yapıldığı gece sınır kapılarını mültecilere açarak, Batı’dan gelebilecek yeni oyunların önünü kesti.
Oysa, aylardır Rusya benzer bir taktiği Türkiye’ye karşı kullanıyor, İdlib’den dört milyon mülteciyi daha sınırlarımıza sürüklemeye çalışıyordu.
Libya’da Hafter’i destekleyip, Rusya ile iş birliği yapan Batı’nın canı yanınca, ses Türkiye içindeki yerli iş birlikçilerden geldi.
Yıllardır mülteciler üzerinden hükûmete demediğini bırakmayan, Aylan bebeğin kıyıya vurmuş cesedine bile hakaretler eden güruh, bir anda “Mültecileri niye gönderiyorsunuz?” propagandası başlattı.
Bugüne kadar Suriyeli mülteciler aleyhine yüzlerce manşet atan bu kesimin medyası, bir anda mülteci çocukların fotoğraflarını yayınlayarak, kendi ülkelerini hedefe koydu.
Türkiye’nin hiçbir mülteciyi zorla göndermediğini, sadece gitmek isteyenlere kapıları açtığını bildikleri hâlde…
***
Sınırlarımızın ötesinde ülkemizi ve ülkemizin menfaatlerini korumak için çok başarılı işler yapıyoruz, direncimizi muhafaza ediyoruz ama içeride durum öyle değil maalesef…
Libya ile mutabakat öncesi “Libya’da ne işimiz var?” diye açık açık kendini deşifre eden Kemal Kılıçdaroğlu ve zevatı, her fırsatta yeni bir kara propaganda üretiyor.
Bunun içindir ki, 36 şehit verdiğimiz kalleş saldırının hemen ardından Mehmetçiğimiz hem Rusya’ya, hem iş birlikçilerine ağır kayıplar verdirirken Türkiye’de aynı ağızlar “Suriye’de ne işimiz var?”“Askerleri geri çekin” yaygarası başlatıyor.
Suriye’de saldırı değil, savunma için bulunduğumuzu bilmediklerini zannediyorsanız, yanılırsınız.
Bu olanların tamamını göğüsleyerek, şunu bilmeliyiz;
Geri adım atarsak, başımıza nelerin geleceğine örnek ‘Arap Baharı’ ülkeleri.
Yüzyıl önce Ege’de nasıl kıyılarımıza hapsoldu isek, bugün de Akdeniz’de aynı akıbeti yaşamak istemiyor isek, sınırlarımızın ötesinde savunma hattı oluşturmak zorundayız.
Göre göre ezberledik, artık kime neyi anlatalım…
 
************
 
Derin sorular
 
  • Libya ile anlaşmayı 27 Kasım 2019’da imzalamıştık. İdlib’de Rusya ile savaş noktasına geldiğimiz hain saldırı 27 Şubat 2020’de yapıldı. Mesaj mıydı?
  • Doğu Akdeniz’deki büyük oyun Arap Baharı ile başlamıştı. Türkiye, İdlib operasyonuna manidar bir isim verdi; Bahar Kalkanı. Tesadüf müydü?
  • İdlib’de büyük kriz patlamadan önce iç kamuoyunu meşgul eden Abdullah Gül’ün çıkışları, Gezi davası hâkimlerinin kamikaze dalışı, yeni darbe söylentileri, HDP’nin CHP’ye açık açık “Artık ittifakımızı alenileştirelim” çağrısı, yakında yaşayacağımız ve büyük ihtimalle ‘geri adım atmamızın beklendiği’ savaş riskinden bağımsız mıydı?
  • 33 şehidimizin açıklandığı gece hemen birilerinin ortaya çıkıp ‘şehitlik makamının içini boşaltmaya dönük’ algı yürütmesi, bizi biz yapan ve ölümden korkmadığımızı haykırdığımız yüksek maneviyatımızı zedelemeye yönelik paylaşımlar yapması, bunun üzerine CHP Genel Başkanı’nın, “Biz iktidara gelirsek şehitler tepesi boş kalacak” çıkışı amaçsız mıydı? Bunun 15 Temmuz gecesi tankların önüne siper olan vatandaşlarımıza yönelik, FETÖ’cü Kerim Balcı’nın sarf ettiği “Askerin karşısına çıkılmaz. Tankların önüne durmayın” hezeyanları ile ya da CHP’li Sera Kadıgil’in “Hiçbir şeyden tiksinmiyorum ‘şehitler ölmez, vatan bölünmez’ sloganından tiksindiğim kadar” sözlerinden farkı var mıydı?
  • Bahar Kalkanı Harekâtı öncesi “Erdoğan sadece konuşur, bir şey yapamaz” diyen, harekât başladıktan sonra ise “Problemimiz hükûmetleriyle. Türk toplumu bu harekâtı desteklemiyor” diye kıvıran Esad aslında neyin mesajını verdi?
  • İdlib’deki hain saldırı öncesi burnundan kıl aldırmayan, hatta görüşmeye yanaşmayan Putin, Türkiye’nin düzenlediği harekâtta bütün savunma sistemleri felç olunca apar topar görüşme ayarlayarak kendi karizmasını mı, yoksa ülkesinin silah sanayiini mi kurtarmak istedi?