Yücel Koç

 
'Dünya artık eskisi gibi olmayacak, yeni bir düzen kurulacak.'
Bu cümleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da sıkça tekrarlıyor.
Hükûmetin bir yandan Covid-19'la mücadele ederken, öbür yandan salgın sonrasına hazırlık yaptığını biliyoruz.
Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Türk Konseyi liderleriyle toplantıda da 'yeni döneme hazır olmalıyız' mesajı verdi.
Ankara'nın tedbirleri sadece ekonomi çerçevesinde değil.
Dış politikadan tarıma, Avrupa Birliği'nde ortaya çıkan tartışmalardan yeni iş birliklerine kadar, her alanda atılacak adımlar masada.
Post-covid olarak adlandırılan koronavirüs sonrası dönem için bütün kurumlardan projeksiyonunu ortaya koyması isteniyor.
Zira dünya salgını tam olarak alt etse bile, geride kalıcı etkiler olacak.
Oluşabilecek riskleri ve yeni durumu iyi analiz eden ülkeler, salgın sonrası birkaç adım önde olacak.
Şükürler olsun ki, Türkiye böylesine büyük bir felakete zayıf koalisyonlar döneminde yakalanmadı.
Ufak aksaklıklar yaşasak da, hızlı karar alma mekanizmasının meyvelerini topluyoruz.
Neyse...
***
Şimdi cevabı en çok merak edilen sorular şunlar;
  • Dünya bu salgından ne zaman kurtulacak?
  • Covid-19 bir laboratuvar virüsü mü?
  • Salgın sonrası ABD ile Çin arasında neler olacak?
Öncelikle aşı için en iyi tahmin 12 ay.
Yani, bir seneye kadar virüsten kurtulup kurtulamayacağımıza henüz kimsenin net bir cevabı yok.
Covid'in yeni versiyonları olacak mı?
Bu da bir başka korku.
Diğer soruya gelince...
ABD Başkanı Trump'ın salgın sonrası 'Çin virüsü' ifadesini kullanması elbette tesadüf değildi.
Nitekim daha şimdiden Çin'e trilyonlarca dolarlık davalar açılmaya başladı.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun "Çin'e hesap sorulacak mı?" sorusuna verdiği "Sorumluların hesap vereceği bir zaman gelecek, bundan eminim" cevabı, olacakların işareti gibi.
Pompeo'nun açıklamasındaki "Ekonomilerin kapanması trajik bir konu ve çok pahalıya mal olacak. Hiçbir ülkenin bir daha böyle bir şeye yol açmayacağından emin olmalıyız" vurgusu da dikkat çeken bir başka cümleydi.
***
Covid-19'un laboratuvar ürünü olduğu iddiaları bir yana, Çin'in bilgi gizleyerek salgının dünyaya yayılmasına sebep olduğu suçlaması epey başını ağrıtacak.
Bazı somut deliller var ortada.
Vuhan'da ortaya çıkan virüsle ilgili 2019 Aralık sonralarında sağlık görevlilerini uyaran Dr. Li Wenliang'a, bir daha kritik bilgileri ifşa etmemesi konusunda belge imzalattırılması gibi.
Dr. Wenliang, uyarılarına aldırış edilmeyen virüse yakalanarak şubat ayında hayatını kaybetti.
Dahası da oldu.
Dünya Sağlık Örgütü, 14 Ocak'ta Vuhan'daki virüsün insandan insana bulaşmadığını açıkladı.
Bu yanıltıcı bilginin kaynağı, iddiaya göre Çin yönetimiydi.
Nitekim Aralık 2019'da 104 vaka ve 15 ölüm meydana geldiği hâlde, Çin hükûmeti 31 Aralık'ta 'virüsün insandan insana geçtiğine dair net delil olmadığını' açıklamıştı.
***
Çin'de olanlar bir yana, asıl mevzu virüsün diğer ülkelere taşınması...
23 Ocak'ta Vuhan'da karantina uygulanırken, buradan uluslararası uçuşların durdurulmaması en önemli etken olarak görülüyor.
Keza, enfekte olmasına rağmen 20 Ocak'ta Vuhan'dan ayrılmasına izin verilen kişi sayısının 5 milyon olduğu öne sürülüyor.
Ülkeler salgını fark edip uçuş seferlerini durdurmaya ve seyahat yasağı uygulamaya başladığında ise Çin yönetimi rahatsızlığını belirten, hatta ekonomik bedellerle tehdit eden açıklamalar yaparak, baskı uygulamıştı.
Dünya Sağlık Örgütünün uçak seferlerinin durdurulması konusunda da Pekin ile ağız birliği yapması düşündürücü bir durum.
Nitekim, Trump bu örgüte bütün desteği kesti.
***
Bu süreçte Çin'in, başka ülkelerdeki şirketleri ve vatandaşlarını kullanarak dünyanın her yerinden maske, solunum cihazı topladığı, bazı ülkelerden de yardım aldığı biliniyor.
Bunlardan biri de İtalya'ydı.
Çin'e ücretsiz yolladığı tıbbi koruma ekipmanlarını şimdi parasıyla alıyor.
Öte yandan, Florida'daki Çinli bir kadının bütün maskeleri satın alıp Çin'e göndermesi, bugün ABD'nin en fazla kafasına vurduğu konu olsa gerek.
***
Şimdilerde vaka açıklamayarak küresel imajını düzeltmeye, hatta salgın konusunda başka ülkeleri suçlamaya başlayan Çin, dünyaya virüsün kaynağı olarak yabancıları gösteriyor.
Halkını da virüsün Amerikan biyo-silahı olduğuna ikna etmiş görünüyor.
ABD'de ise tam tersi...
Yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalıların yüzde 30'u virüsü Çin'in ürettiğine inanıyor.
Yani, 'laboratuvar virüsü' fikri güçlü ama, kimin yaptığı muamma gibi bir durum var ortada.
Bizde de yaygın kanaat bu yönde.
***
Eski bir NBC (nükleer-biyolojik-kimyasal) subayı olan Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, AA'ya bu yönde önemli değerlendirmeler yapmış.
O da "Bu virüs biyolojik saldırıdır" diyor.
Post-covid (Salgın sonrası) için söyledikleri daha önemli.
"1929 ekonomik buhranı demokrasiye olan inancı yıkmış, faşizm ve komünizm dünyayı İkinci Dünya Savaşı’na sürüklemişti. 
Bugün de böyle bir tehlike var. Küresel bir çatışma için krizin henüz pik noktasına ulaşmış değiliz. Ancak 1929 krizinden 7 yıl sonra İkinci Dünya Savaşı’nın fitili ateşlendi. Şimdi ise yeni bir savaşın başlaması çok daha hızlı ve erken olabilir. Dünya, sınırların ve gümrüklerin kapalı olduğu, devletlerin içine kapandığı devirlere geri dönemez. O zaman bir kırılma olacak. Yani kapitalizm kendi sistemini yıkacak bir sisteme asla izin vermeyecektir. Her ne pahasına olursa olsun Çin ile bir çatışmaya girecektir. Koronavirüs salgını küresel çatışmaya dönüşebilir. Bu kaçınılmaz" diyor.
***
Peki, süreç nasıl gelişecek?
Prof. Caşın bunu da şöyle özetliyor:
"ABD iddialarında haklı çıkarsa önce BM nezdinde 'Çatışmaların barışçıl yollarla engellenmesi' yoluna müracaat edilir. Buradan bir netice alınmazsa Uluslararası Adalet Divanına gidilir. Bir sonraki aşama ise doğrudan sıcak savaştır."
***
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in salgına karşı dört aylık süre sonunda bir savaş ekonomisi önermesi, bu endişeyi güçlendiriyor.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir makalede yer alan "Krizi çözmek için atılacak herhangi bir hatalı adım bütün dünyayı ateşe verir" sözlerini de hatırlatmak isterim.
***
Toparlayacak olursak...
Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşının iyice kızıştığı bir dönemde peydahlanan virüsün kendi kendine ortaya çıktığına inanan yok gibi.
Asıl merak edilen, sürecin nereye varacağı.
Kissenger'ın dediği gibi, koronavirüs ile Batı'da dayanıklılığın yerini kaos ve bölünmüşlük aldı.
Küresel ekonomik kriz, bunu daha da derinleştirecek.
Dileriz bunun neticesinde korkulan olmaz ve sıcak çatışmaya dönüşmez.
Ancak şu gerçek ki, sonuç her ne olursa olsun, ABD ile Çin arasındaki ticaret artık eskisi gibi olmayacak.
Küresel tedarik zincirinde Çin'in durumunun ne olacağı veya yerini kimin alacağı önemli.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Yeni dünya düzeni" vurgusu da bu anlatılanların özeti.
Peki "Biz ne yapacağız?" derseniz...
Önce lüzumsuz tartışmaları bir kenara bırakalım da, bu süreci sağ salim, hatta daha güçlenerek atlatmak için devletimize yardımcı olalım.
Gerisini ilgili kurumlar planlıyor zaten.