Yücel Koç

Çok yazdım...
Maalesef Gezi'nin hesabı sorulmadı.
Hangi yalanlarla başladığını hatırlarsınız.
Sokaklarında insan doğranan Mısır benzeri darbe planlayanların,
İstanbul'un göbeğini DHKP-C gibi sol Alevi terör örgütlerine teslim edenlerin,
İç çatışma çıkarmak için çocuklarımıza bile kıyanların yanına kâr kaldı.
           ***
Ya FETÖ'nün yaptıkları!..
Devleti büsbütün ele geçirmek için her türlü şeytanlığı mubah gören zihniyetin ürettiği yalanlar akıl alır şeyler miydi?
15 Temmuz'da halkın, polislerin üzerine ateş açacak kadar gözü kararan ihanet şebekesinin, başaramayınca suçu Recep Tayyip Erdoğan'a yıkma yüzsüzlüğü neyle izah edilebilirdi?
Buna rağmen FETÖ'den yırtanlar oldu.
15 Temmuz'un hesabının hakkıyla sorulduğu konusunda vicdanlarda soru işareti kaldı.
           ***
FETÖ gibi, PKK'nın ve siyasi kolu HDP'nin de yalanlarını yazmaya sayfalar yetmez.
Beş sene önce açık açık ülkeyi bölmeyi denemediler mi?
Bu örgütler bunları yaptı ama asıl problem şuydu;
Bunlara sahip çıkanlar vardı.
En başta CHP.
Gezi'de, 17-25 Aralık'ta, PKK'nın çukur kalkışmasında, 15 Temmuz'da terör örgütlerinin arkasındaki yegâne güç oldu.
Yalanlar yağmur gibi yağdı, bunlara dokunan olmadı.
           ***
Daha kötüsü, yalanın zararını da görmediler, az çok işlerine yaradı.
Özellikle geçen yılki yerel seçimlerde.
Misal, Ecevit'in çıkardığı EYT'nin mahallî seçimle ne ilgisi vardı?
O dönem oluşturdukları algıyı hatırlıyor musunuz?
Millete para yağdırılmalıydı, şehir hastaneleri, yollar boşunaydı, silah sanayiine yapılan yatırımdan bize neydi?
Bunlar olmadı mı?
Peki, silah sanayiine yapılan yatırımın neye yaradığını İdlib'de,
Betona yapılan yatırımın neye yaradığını korana ile mücadelede gördük mü?
Maalese​f ki, bu algıyı oluşturanlar, daha üzerinden bir yıl geçmedi, bütün terör örgütleriyle kol kola seçim kutladı.
Aynı koro, şimdi Covid-19 salgınında Türkiye'nin başarısız olması için elinden geleni yapıyor.
İstanbul'da otobüs seferlerinin azaltılması da buna dâhil.
           ***
Allah'a şükürler olsun ki istedikleri olmadı, Türkiye göğsümüzü kabartan bir sınav verdi.
CHP'li Türk Tabipler Birliği'nin destek yerine, yalanlarla köstek olma çabaları da sonuçsuz kaldı.
Baktılar olmuyor, şimdi başka gündemler oluşturarak halkın dikkatini hükûmetin başarısından uzaklaştırmaya çalışıyorlar.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un evinin dikizlenmesi,
İmamoğlu'nun asfalt hesabı,
23 Nisan paketinde skandal Alevi kışkırtmacılığı,
Uydurma video kayıtları falan...
Bunların hepsi yukarıda saydığımız aklın ürünü.
Biz korona ile uğraşırken, onlar da bunlarla meşgul oluyorlar.
Utanç verici ama durum bu maalesef...
 
 
**********
 
Parlamenter sistemmiş!
 
Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener ve koroya dâhil bütün ittifak üyelerinin ısrarla ağzından düşürmediği şu;
- Acilen parlamenter sisteme geri dönmeliyiz.
Neden?
           ***
Şu son yıllarda yaşadıklarımıza bakın.
İdlib ve virüs salgını son örnekler.
Böylesine zor süreçte Başkanlık sisteminin getirdiği avantajları görüyoruz.
Bunca badireye rağmen hükûmetimiz taş gibi dimdik ayakta, herkes vazifesini layıkıyla yapmakta.
O zaman, niye dönmeliymişiz parlamenter sisteme?
           ***
Benim aklıma 'parlamenter sistem' deyince hemen 90'lardaki karanlık koalisyon hükûmetleri gelir.
İki üç ay zor ayakta durabilen hükûmetlerin asla milletin emrinde olmadığını, sadece karanlık mahfillere hizmet ettiklerine bizzat şahit olduk.
Şöyle bir sürece koalisyonlar döneminde yakalansaydık, aradaki farkı görmek istemezdiniz.
Onlarca sene ceremesini çektiğimiz bir sistemi bugün çok kıymetli bir şeymiş gibi pazarlamalarındaki gayretin arkasında hangi hesap var acaba?
 
 
************
 
Post-Covit...
 
Notlar Osman Sağırlı'dan;
"Bir karı-koca varmış. Çok mutlularmış. Adam her akşam eli dolu çantalarla gelirmiş. Karısı onu kapıda karşılarmış.
Bu mutlulukları uzun yıllar sürmüş. Kadın kocasına sevgisini her fırsatta dile getirirmiş. 
Adamın işleri bozulmuş. Ve bir gün eve eli boş gelmiş. 
Kadın adama bakmış ve "Herif, senin bir gözün körmüş. Dur hele şöyle bir-iki adım at bakayım. Aaa! Bir ayağın da topal sanki" demiş.
              ***
Covid-19 salgınından sonra dünyada kör, topal sayısı artacak gibi!..
Büyük denen devletlerin küçük bir test kitini bile bulamadığı bir dünyada artık mermi değil, maske kıymetli.
Silahın yerini ilacın, kurşunun yerini maskenin, tankın-topun yerini ventilatörün, askerî üslerin yerini sağlık üslerinin aldığı bir dönem yaşıyoruz. 
Dünya artık öldürmek için değil, yaşatmak için para harcıyor.
Testler, yoğun bakım yatakları, doktorlar, bilim adamları ülkelerin gücünü, büyüklüğünü gösteriyor.
Petrol falan hikâye...
İnsan hakları, onlara verilen değer bu dönemde ortaya çıkıyor.
 
 
*************
 
Şaşırmadım
 
Can Ataklı, Başakşehir Şehir Hastanesi'nin yolunu yapmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı eleştirdiği için Tele 1'den fena zılgıt yemiş. Muhtemelen fişini çekeceklerdi, tepkilerden çekinerek zamana bıraktılar. Bunlar kime yandaş, kime güdümlü diyordu? Bizim TV kanallarımızda AK Parti çok eleştirildi, benim hiç telefonum çalmadı. Sitem eden olsa da umursamadık. Peki, bizi suçlayanlarda durum neymiş, gördük. Bunlar da FETÖ'cüler gibi. Sizi bir şeyle suçluyorlarsa bilin ki kendileri yapıyordur.
 
 
*************
 
Yeni hastaneler niye havalimanında?
 
Bazı vizyonsuzlar İstanbul'daki iki havalimanına yapılan hastaneleri çok eleştirdi.
Neymiş efendim, kırk santimetrelik pist kazılıp niye bina yapılıyormuş!
Çap ufak olunca, kırk santim bile fazla görünüyor göze demek ki...
Tabii bir de, virüs salgını çok büyüyeceği için bu hastanelerin yapıldığını söyleyenler vardı.
Nihayetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan hepsine cevap verdi;
- Bu hastaneler dünyaya hizmet vermek için yapılıyor ve sırf bu amaçla havaalanlarına inşa ediliyor. 
Yani, sağlık hizmetinde çağ atlıyoruz.
İşte bunlar hep vizyon meselesi!