Yücel Koç

Twitter, Facebook, Instagram...
Hiçbiri bize ait değil.
Çin ve kısmen Rusya gibi yerli muadillerini üretip kendimizi sağlama almayı da beceremedik.
Dolayısıyla her tür saldırıya, kültür erozyonuna açık pozisyondayız.
Mesela...
Elin kadını binlerce kilometre ötede yola paraları saçıp beyaz pazeniyle asfalta uzanıyor...
'Ona çok tıklandı' diye bizim bacımız da kolunda altın bilezikleriyle yere serilip, kendince modaya uyuyor.
           ***
İnternet ve sosyal medyanın en belirgin etkisini, Türkiye'de yabancı öğrencilerin kaldığı yurt müdürlerinden dinledim.
Afganistan'dan, Sudan'dan, Irak'tan, Mısır'dan, nereden sayarsan say...
Gençlerde gördükleri ortak özellik; birbirlerinden fikren ve ruhen çok farklı olmamaları.
Tespitleri korkutucu;
"Ülke sevdaları yok, toplum aidiyetleri zayıf, din gayretleri yok. Yani davaları yok adamların.
Tek dertleri çok para kazanmak, yemek, iç​mek, eğlenmek, dünyada zevk ve sefa sürmek...
Ötesi hiç umurlarında değil."
İşte sömürülmeye hazır dünya vatandaşları.
           ***
"Yine ne varsa bizim gençlerimizde var" diyorlar ki, inşallah bunu muhafaza edebiliriz.
Gidişat hiç hayra alamet değil bizde de...
Kurtarabildiklerimiz, millî-manevi hassasiyeti yüksek öğretmenlerimiz ve elbette güçlü aile kültürümüz sayesinde.
Bunları da yitirirsek, bilin ki sonumuz hayır olmayacak.
Hele hele kesintisiz saldırı altındayken...
Bakın, PKK, FETÖ, DHKP-C gibi kaç ülkenin derdi var?
Bir de bunun medya ve siyasetteki kolları...
Hele bir CHP musallat etmişler ki başımıza, öyle böyle değil.
Koskoca bir imparatorluk bakiyesine; Batı sömürgesi olduğunu kabul ettirmek, tarihini, dilini, kültürünü, medeniyetini terk ettirmek için memur kılınmış bir parti kaç ülkenin başına bela edilmiştir Allah aşkına.
Soygunculuğun, vurgunculuğun, pespayeliğin, taklitçiliğin, basitliğin 'modernlik' diye satıldığı koskoca bir yalan var karşımızda.
Medeni Arabistan'ı işgal eden Bedeviler gibi...
Çalma marşlarla ayin yapan, içki-sigara tüketimini marifet sayan, hiçbir mimarisi, estetiği olmayan bir ucube zihniyet...
İstiklal Marşımız da olmasa, Osmanlı'dan bu yana, kalan ne var aklınızda?
Fırsat bulduğunda halka her türlü zulmü yapan ve bunu kendinde hak gören, inanç özgürlüğünü istediği yönde şekillendirmeye çalışan, seçimde kaybetse bile bürokrasiyi, böylece devleti elinde tutmaya ve varlığını borçlu olduğu güce kullandırtmaya çalışan bir zorba, bugün hâlâ nasıl ayakta kalabiliyor sizce?
Bu da Batı'nın başarısı işte!
Facebook, Instagram, Twitter gibi...
Bize ait değil ama aramızda bir şekilde.
"Bu da ne demek istiyor?" düşüncesinde olan varsa, 27 Mayıs'ın yıl dönümü yaklaşıyor.
Bunların hepsinin cevabını orada bulur isterse.
           ***
Ne anlatacaktık, yine nereye geldik!
Bakın kardeşler 'medya' önemli bir mecra.
Allah'a şükür ki, sesimizi dünyaya duyuran, duyurma gücü olan köklü millî kuruluşlarımız var.
Bunlar kolaylıkla bugünlere gelmedi.
Az zahmet çekilmedi, az buz bedel ödenmedi.
Bunlar memleketin çok ihtiyaç duyduğu günde öyle bir görev yapar ki, ülke kurtarır, millet kurtarırlar.
Nitekim Gezi'den bu yana bile çok örneği vardır.
Sosyal medya ise genel olarak çöplük.
İyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız birbirine karışmış vaziyette.
Bu demek değil ki, oradan uzak duralım.
Asla...
Orayı da kimseye bırakmayalım ama...
Sosyal medya var diye geleneksel medyamızdan uzaklaşmayalım, bize ait olanı yalnız bırakmayalım.
Nihayetinde kendiniz savunmasız kalırsınız.
Bakın, şurada yazdıklarımız arşivde kalacak ve yüzyıllar sonra da okunacak.
Sosyal medyada paylaştıklarımız ise zaman içerisinde buhar olup uçacak.
Bırakın başkasını, kendimiz bile bulamayacağız.
Bastırıp albümlemek yerine harddisklere yüklediğimiz fotoğraflar gibi.
           ***
Bu bir panik ya da serzeniş değil ayrıca...
Hasbelkader ajans, TV, gazete ve internet medyasında dirsek çürütmüş insanım.
Bir gazetenin manşetindeki etkiyi henüz hiçbirinde görmedim.
Endişem şu; gazete, kitap okumayan bir toplum, kendini bitirir.
Eskilerin güzel bir sözü var; 
"Bedava peynir sadece kapanda bulunur."
Sosyal medya öyle bir mecra.
Özgürlük ayağına her melanet içinde.
Üstelik gerçeklikten de o kadar uzak ki...
Yapay bir dünya...
Gözlüğü takıp izlemeye başladığınızda sanal gerçeklik kurgusunun içine girmiş gibi oluyorsunuz.
Sahte bir düzen oluşturulmuş orada.
Mesela bir avuç terör örgütü sempatizanının orada kendilerini nasıl dev aynasında gösterdiğini görünce, şaşırıyorsunuz.
Çok takılırsanız, bunu gerçek zannedip "Eyvah, ülke elden gitmiş!" hissine kapılıyorsunuz.
Oysa hakikat öyle mi?
Asla, hatta tam tersi.
           ***
Sahtekârlığın daniskası da orada nitekim.
Ne kadar memleket düşmanı, hain varsa bakıyorsunuz şeklen milyonlar arkasında.
Gerçek hayattaki karşılıkları ne peki?
Sıfır...
Her neyse...
Yine de bu mecrayı boş bırakmayalım.
Lakin oranın ecnebi medyası, film fırıldak yuvası olduğunu da unutmadan.
Aslolan kendi medyamızdır.
Millî medyamıza sahip çıkalım.