Yücel Koç

Başbakan Adnan Menderes, gittiği her ilde Vali ve Millî Eğitim Müdürü'nden gariban ama çok başarılı bir öğrencinin kendisine getirilmesini ister.
Nitekim bir gün yolu Edirne'ye düşer.
Bir kız çocuğu getirilir.
Cin gibidir yumurcak...
Çanakkale destanını ezbere okur.
Şiirler söyler, konuşmasıyla herkesi etkiler.
Menderes, "Bu kimin çocuğu?" diye sorar.
- Ziraattan emekli Nail Bey'in çocuğu. İsmi Ahsen. 
Başbakan, "Gel yavrum" deyip, kızı yanına çağırır.
Vali'ye ve Millî Eğitim Müdürüne talimat verir.
- Bu dakikadan sonra bu çocuğun velisi benim. Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji'nde yatılı okuyacak.
Anne-babası çok sevinir, Başbakan'a dua eder.
Aynı kolejde Ahsen gibi zeki, çalışkan çok sayıda çocuk vardır zira.
Hepsinin velisi de Başbakan Adnan Menderes.
            ***
Ahsen Ankara'ya gider.
Öyle zekidir ki, Orta 1 Hazırlık sınıfına kaydı yapıldığı hâlde üç ay sonra sınıf atlar.
Öğretmeni "Seni bu yaz İngiltere'ye dil eğitimine yollayacağız" müjdesi verir.
Ne var ki, yaz gelmeden 27 Mayıs darbesi olur.
Menderes tutuklanıp Yassıada'ya gönderilir.
Cuntacı çete, Ahsen ile birlikte, aynı kolejdeki çocukların da karşısına dikilir;
- Sizin veliniz artık Yassıada'da idam edileceği günü bekliyor. Bundan sonra burada okuyamazsınız. Evinize gidin.
            ***
Keşke sadece eve gitmekle kalsalar...
Çok geçmeden ziraat emeklisi Nail Bey'in kapısına, icra memuru dayanır;
- Kızının Ankara'daki okul masraflarını ödeyeceksin. Aksi hâlde evinde ne varsa haczedeceğiz. 
Nail Bey'in borcu ödeyecek gücü yoktur. Neyse ki az çok yol yöntem bilir, mahkemeye başvurur da borcu iptal ettirir.
Öteki çocukların aileleri ne yaptı?
Allah bilir...
            ***
Küçücük bir çocukken yapılan bu muamele, 27 Mayıs cuntasının iğrenç yüzünü ortaya koyan bir hatıra olarak yer eder Ahsen'in beyninde.
O Ahsen kim midir?
Eski Maliye Bakanı merhum Kemal Unakıtan'ın eşi Ahsen Unakıtan.
Ülkesi adına duyduğu utançtan olsa gerek, yıllarca Bakan eşi olarak kamuoyu önündedir ama bu korkunç hatırayı dillendirmez kimselere.
Bir uçak yolculuğu esnasında, değerli meslek büyüğümüz Yavuz Donat tesadüfen dinleyip yazmasa, belki de hiç bilmeyecektik...

************
Yalan dolan eğitim...
Madem bir eğitim öyküsüyle girdik, oradan devam edelim.
27 Mayıs 1960 cumhuriyet tarihinin ilk darbesiydi.
Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanını idama götüren darbeciler, Türk siyasi tarihine sürdükleri bu kara lekeyi bir de utanmadan yıllarca millete zoraki kutlatmaya teşebbüs etti.
Nitekim, CHP yandaşı yazar Emin Çölaşan'ın eşi Tansel Çölaşan, 2008 yılında Danıştay Başsavcısı iken şöyle demişti; 27 Mayıs ihtilal değil, devrimdir.
Bu beyanın ardından istifa etmek zorunda kaldı ama o ve onun gibilerin görüşü değişmiş midir?
Asla...
            ***
Siyasette CHP çatısı altında, medyada ve orduda CHP'nin ardında öbeklenen darbeci zihniyet, 1960 sonrası da boş durmadı nitekim.
1971 Muhtırası, 1980 Darbesi, 28 Şubat...
Demokrasiyi sadece kendi istek ve arzuları istikametinde uygulamak isteyen, halkın tercihi buna uymayınca müdahalede hiçbir beis görmeyenler, bugün de sanmayın ki emellerinden vazgeçti.
Bu ülkede dindarlık ve dindarlar olduğu müddetçe amaçlarından vazgeçmeyecekler.
Ve yalnız değiller, dışarıdan çokça destekçileri var.
Kezâ, 'ihtilal değil, devrim yapmakla' övünenler de okyanus ötesinin maşalarından ibaret.
Tıpkı 15 Temmuz'daki FETÖ'cü hainler gibi.
Menderes'e ezan-ı şerifi aslına döndürdüğü için öfke kusanlar, 15 Temmuz'da da sala okuyan müezzinlere saldırıp susturmaya çalışmamış mıydı?
Neyse...
            ***
Darbecilerin ve siyasetteki uzantılarının taktiği hiç değişmez.
Ardı arkası kesilmeyen, ipe sapa gelmez yalanlar, hep yeni bir darbe ortamı çabasının ürünüdür.
Zemin hep böyle hazırlanmıştır.
CHP'nin zoraki dayattığı, ABD güdümlü eğitim sistemiyle yetişen gençlik ise en kullanışlı aparattır.
Eğitim gerçek mânâda ‘millî’ olmaz, hiç değilse yakın tarihteki yalanları ve sonrasında olanları gençlere doğru şekilde aktarmazsa inanın bu kâbus Türkiye'nin üzerinden hiç gitmeyecektir.