Yücel Koç

Tarihçi yazar Murat Bardakçı şöyle demişti;
  • Birilerine niye batıyor Ayasofya'nın cami olması? Çünkü fethin sembolüdür.
İş ciddiye binince, bir başka tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, "Çocuk oyuncağı değildir, tehlikelidir. Bunu karşılayacak gücünüzün olması gerekir. 1934'teki karara uyulmalı" demiş.
"Müze olarak kalsın" ikazında bulunuyor özetle.
             ***
Tarihçi Mehmet Hakan Sağlam'ın şu tespitini de yeniden hatırlatayım;
  • Halifelik kaldırılmış, Ayasofya müzeye dönüştürülmüş, İstanbul’un başkentliği Ankara’ya taşınmış yani İstanbul’un fethinin öncesine dönülmüş. Lozan böyle tamamlandı.
Şimdi bu bilgiler ışığında İlber Hoca'nın 'Çok tehlikeli' uyarısına kulak kabartmakta yarar var.
Ne olur Ayasofya yeniden ibadete açılırsa?
Elbette hemen tankı-topu kuşanıp üzerimize yeni bir haçlı savaşı başlatacak değiller.
Zaten buna ihtiyaçları yok.
Lozan'ın çok öncesinden başlayarak, o işi de halletmişler.
Ne yapmışlar?
'Özel eğitimli' nesiller yetiştirmişler.
İçeride bunları teşkilatlandırmışlar.
Geçen seneyi hatırlayın.
             ***
Yeni Zelanda'da iki camide 49 Müslümanı şehit eden katil, binlerce kilometre öteden Türkiye'ye şu mesajı yollamıştı;
"Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak."
Bu açık tehdit Türkiye'de milliyetçi muhafazakâr kesim tarafından büyük tepkiyle karşılandı.
Şu tesadüfe bakın ki, İsrail Başbakanının oğlu da bu katliamdan hemen önce 'fethi işgal gibi gösteren' hazımsız bir mesajı sosyal medya hesabından paylaşmıştı.
Bu meydan okumaya cevap Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan geldi;
  • Ayasofya'nın statüsünü müze olmaktan çıkarıp, yeniden cami yaparız.
"Burası bizim fetih hakkımız. Ne istersek onu yaparız" dedi bir nevi.
Cumhurbaşkanının, 31 Mart mahallî seçimleri öncesi yaptığı bu çıkışın ardından Avrupa Parlamentosu apar topar "Ayasofya camiye dönüştürülemez" kararı aldı.
Türkiye AP'nin kararını umursamadı ama içeride olanlar düşündürücüydü.
Tıpkı İsrail'e "One minute" dedikten sonra yaşadıklarımız gibi...
             ***
Şişirilen sebze meyve fiyatlarıyla yaklaşan yerel seçimler öncesi nasıl bir algı yürütüldüğünü hatırlarsınız.
Hatta mahallî seçimle hiç ilgisi olmayan, mağduriyet boyutunda AK Parti ile alakası bulunmayan EYT gibi mevzuların topluma nasıl empoze edildiğini...
Terör örgütünün siyasi ofisi olarak çalışan HDP ile milliyetçi geçinenlerin aynı şemsiye altına alınabilmelerini....
Bunun üstüne bir de FETÖ'cülerin bu karanlık ittifaka açık desteği ortadayken, topluma bu durumu nasıl kabul ettirebildiklerini çözebildik mi?
Ya sık sık Ayasofya önünde gösteriş yapan Saadet Partililerin, Yunan gazetelerinden bolca övgü alan adayın kazanması için çalışmasını ve amaçlarına ulaşınca bununla övünmesini nereye koyalım(!)
Şimdi onlardan birisi çıkmış, "Cuma günleri cami, pazar günleri kilise olarak ibadete açılabilir" önerisinde bulunuyor.
Aynı kişi, Saadet Partisi'nin Antalya İl Başkanı iken "Tutuklu FETÖ'cüleri cezaevlerinde ziyaret edin" diyebilen biri...
Görebiliyor musunuz içimizdeki karanlık yüzleri?
             ***
İlber Ortaylı'nın 'tehlikeli' uyarısı, sadece Avrupa'daki camilere misilleme yapılabileceği endişesi ile değil, biraz da içeride olanlar ışığında irdelenmeli bence.
"Bunu karşılayacak gücünüzün olması gerekir" sözleri, Ayasofya'da fetih duası sonrası Fatih Sultan Mehmed Han’ın huzuruna elleri arkada, eşi Gülbahar Hatun’un türbesine tekme savurarak giren 'Başkan'ın mesajı ile birlikte okunmalı.
Bu yüzdendir ki, Erdoğan, "Ayasofya'nın ibadete açılması ile ilgili çalışın" talimatını bu hareketten hemen sonra verdi.
O, mesajdı çünkü...
MHP lideri Devlet Bahçeli de o iç acıtan görüntünün akabinde "Ayasofya'da çan değil, ezan sesi yükselecek" dedi.
Bunlar bir yıl önce 'seçim kazanmaya yönelik siyasi hamle' olarak yorumlanabilirdi.
Peki ya şimdi?
Demek ki su yüzüne çıkan gizli bir savaşı izliyoruz.
Lozan'ın devamı gibi...
             ***
"İş nereye varır?" derseniz.
Endişem dışarıda değil, içeride.
Şu son bir yılda olanları çözmeden, geçen yılki Ayasofya meydan okuması sonrası İstanbul'u kaybettiren süreci doğru analiz etmeden İlber Ortaylı'nın ne demek istediğini anlayamayız.
İlçelerin büyük kısmını kazanırken büyükşehirleri kaybettiren karanlık eli bile çözemediysek eğer...
İnanın işimiz hiç kolay değil.
Vücudunda zehir tespit edilen Turgut Özal'ın, helikopteri düşürülen Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümündeki karanlık noktaların bir türlü aydınlığa kavuşturulamaması gibi bir şey bu.
Az sayıdaki sandık yeniden sayıldığında dahi oy farkı ciddi oranda kapanırken, Yüksek Seçim Kurulu'nun neden bütün sandıkları yeniden saydırmadığını...
Aksine tepki oylarını yükseltecek bir derin akılla seçimi yenileme yoluna gittiğini çözmeden olan biteni doğru kavrayamayız.
Bu ülkede gece yarısı adliye açtırıp hâkimleri toplayan bir güç olduğunu, sandıkları yeniden saydırmaya bile muktedir olamayan bir iktidarın, böyle bir güç karşısında ne kadar direnç gösterebileceğini anlamadan 'büyük tehlike'nin ne olduğunu göremeyiz.
Hele hele gözüyle gördüğü, birebir şahit olduğu bir ihanet girişiminin bile 'kontrollü' olduğu yalanına inanabilen bir şuursuzluk bu topraklarda var olduğu sürece işimiz inanın çok zor.
Ayasofya ibadete elbette açılmalı.
Mesele; biz olacakları karşılamaya hazır mıyız?
Tarihini bile doğrularıyla öğrenemeyen bir topluma bu adımın ne anlama geldiğini anlatabilecek, sonrasında olacakları izah edebilecek miyiz?
Misal, şu son 20 yılda eğittiğiniz gençlik üzerinde bir anket yapın...
Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.