Yücel Koç

Bir zamanlar 'eski Türkiye' ve 'yeni Türkiye'yi konuştuklarımız şu noktaya geldi;
'Eski AK Parti', 'yeni AK Parti.'
Bunu dillendirenler eski AK Partililer tabii ki...
Gül, Davutoğlu, Babacan ve avaneleri.
Yani bir dönem AK Parti iktidarın nimetlerinden en çok yararlananlar.
Kendilerini ayrı tutmak, önceden yapılan iyi şeyleri sanki kendileri becermiş gibi pazarlamak için böyle bir dil geliştirdiler.
***
Bunlara "Bugün kötü olan ne?" diye sorsanız, verecekleri cevap suya tirit misali;
Meseleler eskiden diyalogla çözülüyormuş, şimdi polisiye tedbirlerle!..
Erdoğan'dan ayrı olarak, bu ülkenin hangi büyük problemini konuşarak çözdünüz peki?
Bugün AK Parti ile birlikte yürüyen MHP ve Devlet Bahçeli olmasa, başörtüsü meselesini çözebiliyor muydunuz mesela?
Hatta forsunu kullandığınız Cumhurbaşkanlığı makamına oturmanızı Erdoğan'la birlikte kim sağladı size?
Bugün kol kola girdiğiniz CHP'nin çıkardığı 367 krizini aşmayı, şimdi düşmanı olduğunuz Bahçeli'ye de borçlu değil misiniz?
Bu denli nankör olmanızı neyle izah edebilirsiniz?
Hem madem diyalogla problemleri çözebiliyordunuz, şimdi kendinizi bu kadar yakın hissettiğiniz CHP'yi niye o dönem ikna edemediniz?
***
Erdoğan ve Bahçeli, Türkiye'yi eskiye mi döndürüyor, yoksa eski hastalıklı hâlinden kurtarmaya mı çalışıyor?
AK Parti bunlardan kurtulduktan sonra olanlara bir bakın...
FETÖ, PKK, PYD, DHKP-C gibi bilumum terör örgütleri ne hâle geldi?
Şehirlerimizi kana bulayan bombalı terör saldırıları nasıl oldu da kesildi?
Suriye sınırımızda terör devleti kuracaklardı, ne oldu?
Ülkemiz için son dönemin en büyük tehdidi bu değil miydi?
***
Kuzey Irak'ı temelli bölüp, Suriye'deki terör devleti ile birleştireceklerdi, yapabildiler mi?
Doğu Akdeniz'de değil bize doğalgaz aratmak, açıkta balık bile tutturmayacaklardı, becerebildiler mi?
Libya'dan elimizi kolumuzu kesecekler, İdlib'den kovacaklardı, sonuç nereye geldi?
Ülkemize çektikleri onca ekonomik operasyonla IMF'ye muhtaç hâle getireceklerdi, amaçlarına ulaşabildiler mi?
Küresel salgında en çok Türkiye zarar görecek diye beklemişlerdi, umdukları neticeyi görebildiler mi?
***
AK Parti artık meseleleri 'akılla' değil de, 'güç'le çözüyormuş.
Evet, Türkiye artık her güçlü devletin yaptığı ve yapacağı gibi dağlarımızda, şehirlerimizde silahlı teröristlerin, bölücülerin serbestçe dolaşmasına müsaade etmiyor.
Kimsenin zorbalıkla etrafımızı örmesine, haklarımızı gasbetmesine, içimizden satın aldığı maşalarla ülkemize operasyon çekmesine izin vermiyor, bu mu sizi rahatsız eden?
Yok, yok...
Siz hâlâ Gezi'de takıldınız değil mi?
Kopuş süreciniz, Gezi darbe girişimindeki yamuk duruşunuzdan başlamıştı çünkü...
Anlaştığınız ağababalarınız "One minute" çıkışından rahatsız olduğu için 'Erdoğan gidecek, AK Parti kalacak' garantisi vermişti.
Koçbaşı görevi verilen FETÖ gibi siz de çok umutlanmıştınız ama, olmadı.
Sonra bedelini ödediniz.
Davutoğlu da size uydu, aynı akibeti yaşadı.
"Cumhurbaşkanı kenara çekilsin, Başbakan olarak icrayı ben yöneteyim" dedi, bizzat en yakınındakilerin anlattıklarından şahidim.
Bir anlamda Gezi'de, 17-25 Aralık'ta başarılamayanı Davutoğlu üzerinden yapacaklardı, o da olmadı.
Erdoğan’a en büyük öfkeniz, CHP ve sahiplerinin ağzıyla 'tek adamlık' falan demenizin altındaki sebep bu değil mi?
***
Tavsiyem, siz dönüp kendinize bakın.
Erdoğan ne yaptığını biliyor, büyük meselelerin çözümünde yanında duranları satmıyor.
15 Temmuz sonrası Türkiye'nin en büyük kazancı olan Başkanlık sistemi, çok kısa zamanda bakın ülkemizi nereden nereye getirdi?
Artık aklına esen hükûmeti yıkamıyor, eski Türkiye'nin kirli, karanlık, hastalıklı oyunları ile topraklarımızda iş çeviremiyor.
Bürokrasi yatırımları engelleyemiyor, teknoloji hamlelerini durduramıyor.
Siz ise canciğer kuzu sarması olduğunuz, geçmişte Erdoğan'a rağmen koalisyon kurmaya çalıştığınız CHP ile birlikte parlamenter sisteme, eski Türkiye'ye dönüşü vadediyorsunuz.
***
Yeri gelmişken size bir anekdot anlatayım ki, bunların zihin dünyası daha net anlaşılsın.
Geçen sene Abdullah Gül'e çok yakın bir iş adamının söylediklerini bu köşede aktarmıştım.
Şöyle diyordu;
  • Abdullah Bey akılcı bir adam. Mısır'daki darbede takınılan tavrın doğru olmadığını söylemişti, haklı çıktı. Erdoğan trene kafa atıyor. Dünyayı yöneten güçle baş edemez, eninde sonunda kaybedersiniz. Bir şekilde onlarla uzlaşmak zorundasınız. Cesaretin bir ölçüsü olmalı. Gücünüzün sınırlarını bilmezseniz başınıza iş alırsınız. 
Bu sözlerin üzerinden henüz bir yıl geçmedi.
Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı ve İdlib operasyonu ile ne yaptığını gördük.
Sonrasında Libya'da o malum güçlere karşı neler yapabildiğimizi de...
Şimdi gündemine Türkiye'nin bağımsızlık sembolü Ayasofya'yı aldı.
Aynı iş adamı ile yeniden karşılaşma fırsatım olursa ne diyeceğini merak ediyorum açıkçası.
***
İşte böylesine ibret dolu tarihî bir süreçten geçiyoruz.
Yeri gelmişken, bunların kalemlerine de iki çift sözümüz olsun.
Malum geçenlerde Gezi kalkışmasının yıl dönümüydü.
AK Parti muhalifliğine soyunan kimi isimlerin yaptıkları Gezi güzellemelerini görünce ağzım açık kaldı.
Bunlar, Gezi günlerinde yaptığımız cesur yayınlardan, gösterdiğimiz kararlılıktan dolayı bizzat bizi tebrik eden, övgülerle yere göğe sığdıramayan kişilerdi.
Yazık!
Nereden nereye savrulmuşlar?
Oysa biz geçmişte de herhangi bir partinin mensubu değildik, bugün de değiliz.
Sadece Türkiye için kim doğru bir iş yapıyorsa onu sımsıkı savunuyoruz.
Yani dün de aynı yerdeydik, bugün de...
Dün de bir menfaatimiz yoktu, bugün de...
Lakin menfaatçileri, ipi dışarıda maşaları ayıramamış, bunları fark etmemişiz.
Onlar utanmasa da...
Emin olun onlar adına biz utanıyoruz.
 
**********
 
Madem terörü savunmuyorsunuz...
 
Her akşam televizyon tartışmalarında aynı boş muhabbet;
  • CHP, HDP ile ittifak yapıyor mu? Böyle ise CHP terörü savunuyor mu?
Ortada kabak gibi duran gerçeğe bu denli kör bir tartışma olsa olsa bizde olur zaten.
Numara yapmakta mahir CHP'liler bu soruyu her duyduklarında hop oturup hop kalkıyor.
Tamam, bir test yapalım o zaman...
Tam 285 gündür HDP binası önünde evlatlarının kendilerine verilmesi için nöbet tutan Diyarbakır analarını ziyaret edin, görelim.
Var mısınız?
 
**********
 
Vali atamaları süreli olsa
 
Hafta başı birçok valinin görev yeri değişti.
Beklenen bir şeydi ama bu atamalar şehirlerde hep şöyle bir hava oluşturuyor;
  • Bakalım bu vali ne kadar kalacak?
Gördüğüm bu tablo sebebiyle açıkçası çok sıkı vali değiştirmenin doğru olduğunu düşünmüyorum.
Nitekim, valiler bir şehir için önemli kişiler.
Bunların gittikleri her ile adapte olmaları en az bir yıl sürüyor.
İstedikleri ekibi oluşturmaları belki iki yılı alıyor.
Tam bir şeyler yapmaya başlayacakken şehirden gidiyor.
Başarısız olan elbette alınsın ama...
Bu mevzuyu masaya yatırma zamanı gelmedi mi?
 
**********
 
Gençlik için tehdit...
 
Son dönemin en çok tartışılan konusu; gençliğimiz nereye gidiyor?
Sosyal medyada laylaylom yapmaktan, eğlenceden başka bir şey düşünmeyen...
FETÖ, PKK, DHKP-C gibi terör örgütü tehditlerini umursamayan bir gençlik mi yetiştiriyoruz?
Açıkçası geçen yılki seçimler öncesi gördüğüm bu tablo beni de çok düşündürdü.
Sebebine kafa yorarken bir şey aklıma geldi.
***
Malum, eskiden askerlik meselesi gençlerin önündeki en büyük engeldi.
10-15 yılda bir gelen bedelli askerlik kamuoyunda çok büyük heyecana yol açar, vaadi bile seçim kazandırabilirdi.
Oysa AK Parti hayal olarak görülen profesyonel askerliği getirdi, temelli askerliği yerleştirdi.
Yani artık gençlerin önünde askerlik diye bir dert yok.
 Artık bir aylık acemi askerler teröristlerle çatışmaya yollanmıyor.
Terör örgütlerinin bu ülkenin evlatlarının canına kastetmek için kurulduğunu gözüyle görmeyen, gerçeklere bizzat şahit olmayan gençliğin, bu defa bunları tehdit olarak görmemeye başlaması gibi bir tehlike ile mi yüzleşiyoruz acaba?