Yücel Koç

 
Bir parti düşünün ki, yargı ve emniyete sızmış FETÖ’cülerin eliyle Ergenekon, Balyoz tutuklamaları olduğunda karşı çıkıyor.
Tutuklamalara gerekçe olarak ortaya konan belgelerin düzmece olduğunu savunuyor.
Sonra, benzer şeyleri söyleyen MHP ile birlikte bu parti de FETÖ’nün hedefi oluyor.
Ahlak dışı görüntülerinin kaydedildiği kaset skandalı patlayınca köşeye sıkışan genel başkan, istifa konuşmasında ‘okyanus ötesi’ vurgusuyla FETÖ elebaşına gönderme yapıyor.
Buraya kadar her şey anlaşılır biçimde.
Parti, FETÖ konusunda o güne kadar söylediklerinde haklılık pozisyonu yakalıyor.
Bekleniyor ki, bu haklılık ve mağduriyetin üzerinde tepinsin.
“Biz size demedik mi ey AKP!” diye başlayan cümleler kursun ve iktidarı buradan köşeye sıkıştırsın.
Fakat heyhat!
Giderayak ‘okyanus ötesi’ni işaret eden eks genel başkan, bir daha terör örgütünü suçlamıyor, sadece hükûmeti hedefe oturtuyor.
Üstelik FETÖ, AK Parti’de de benzer bir dizayna soyunmuşken…
Bir nevi düşmana yardım ediyor.
Tam da o günlerde “Yeni kaseti var, bu yüzden sesini çıkaramıyor” söylentileri ayyuka çıkıyor.
Vaziyet eks genel başkan için biraz daha anlaşılır oluyor.
***
Lakin partinin kurumsal duruşu da aynı minvalde şekillenince ortaya endişe verici bir tablo çıkıyor.
Yeni genel başkandaki tuhaf öz güven göze çarpıyor.
Oslo görüşmelerinin sızdırılması, MİT müsteşarını tutuklama girişimi, Gezi, dershanelerin kapatılması meselesi, 17-25 Aralık derken, FETÖ’nün ürettiği bütün argümanlara aynı partinin sahip çıkıyor olması, geçmişte FETÖ’ye karşı gösterilen duruşu çöpe atıyor.
Eski düşman, yeni dost stratejisi bütün seçim kampanyalarında yeni ittifak olarak ortaya konuyor.
Bir parti, kamuoyu nezdinde göğsünü gere gere anlatabileceği ‘haklılık ve mağduriyet’ fırsatını kendi eliyle tepiyor.
***
Yeniden dizayn edilen bu partinin elinin tersiyle ittiği bir başka fırsat, çokça eleştirdiği çözüm süreci sonrası takındığı tutum oluyor.
Nitekim PKK gibi, kundaktaki bebekleri bile katletmiş, çokça canımızı yakmış bir terör örgütüne karşı duruş, toplum nezdinde çok önemli.
Herkesin çoluk çocuğu var, asker-polis bu milletin evladı.
Doğu ve Güneydoğu’ya tayin olan bütün memurların aileleri gibi, herkesin en büyük arzusu, bu ülkede terörün bitmesi.
Siyasetin de bu hassasiyete dikkat etmesi gerekiyor.
Hükûmetin başındaki isim Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘siyasi hayatım pahasına’ diyerek denediği PKK terör örgütüne silah bıraktırma süreci, iktidar 1 Haziran 2015 seçimlerinden büyük oy kaybı ile çıkınca bu parti için fırsata dönüşüyor.
Fakat yine heyhat!
***
Uzun zamandır aradığı fırsatı bir nebze yakalayan CHP; terör örgütünün siyasi kolu HDP ile koalisyon hükûmeti kurmakta bir beis görmediğini açıkça gösterip, hatta HDP ve MHP’yi koalisyon ortağı yapmaya kadar uçunca, çözüm sürecine karşı eleştirilerindeki bütün samimiyetsizliğini gözler önüne seriyor.
Üstelik, bu kaos ortamını fırsat bilen terör örgütü çözüm sürecini bitirip, 341’i sivil, 1.134 şehit verdiğimiz çukur kalkışmasına girişmişken…
Silahların sustuğu dönem HDP’ye karşı, çatışmanın yeniden başladığı dönem HDP ile müttefik görüntüsü hafızalara kazınıyor.
Üstelik “Açık açık söylüyorum; PKK silah bırakmaz kardeşim” diyen genel başkanın öncülüğünde oluyor bunlar.
“Madem silah bırakmaz, o zaman niye ittifak yapıyorsunuz?” sorusu havada kalıyor.
Dahası, yeniden askerimizle polisimizle çatışan, şehirlerimizi işgal ederek ülkemizi açıkça bölme girişimi başlatan bir terör örgütü ve siyasi koluyla böyle bir dönemde iş birliğine girişmek, eskiden ne söylersen söyle, bir anlam ifade eder mi?
Ama o parti, bu eleştirileri hiç umursamıyor, aynı minvalde devam ediyor.
Bu meydan okumanın gereğini ise yine AK Parti yapıyor, bir daha o masanın kurulmayacağını ilan edip, sınırlarımız içinde ve dışında tarihin en büyük, en ağır operasyonunu başlatıyor.
Bugün geldiğimiz nokta ortada.
Geriye kalan ne?
  • Gözlerimizin önünde cereyan eden ve milletimizin karşı duruşuyla püskürtülen 15 Temmuz hain darbe girişiminde bile FETÖ’nün ‘kontrollü darbe’ yalanlarına sarılarak savunmak zorunda kalan…
  • Her seçim öncesi Kandil’in açık çağrısıyla HDP’yi, dolayısıyla PKK terör örgütünü kollamak mecburiyetinde olan bir parti.
MHP ve Devlet Bahçeli’nin yaptığı gibi, vaktinde FETÖ’ye boyun eğmese ve ‘haklılık’ paylarının olduğu duruşlarını değiştirmeseler, bugün TV kanallarında tartışmaya çıktıklarında başlarını öne eğerek konuşmak zorunda kalmayacaklardı.
Oysa bugün artık ne söyleseler nafile.
Geldikleri noktada, terör örgütleri ile baş başa kaldılar.
Terör örgütleri ile birlikte yalan ve algı operasyonu üretmekten öteye gidemiyorlar.
İçlerinden kimse de demiyor ki “Biz haklılığımızı anlatabileceğimiz konularda niye bu denli haksız duruma düştük?”
Başka bir beklentileri yoksa, şimdilik tek şansları, seçmen kitlelerinin kısmen de olsa ‘şizofren’ derecede bu yalanları umursamıyor olması.
Her defasında mahcup olsalar bile, onların yeni yalanlarla bu kitleyi domine edebilme başarısı…
Bakalım o da nereye kadar!