Yücel Koç

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Arzu ettiğimiz neticeleri alamamamızın tek sebebi milletimize kendimizi yeterince anlatamamamızdır. Eksiklerimiz varsa bunu düzeltmek boynumuzun borcudur. Hayatın bir gerçeği olan değişimi öncelikle kendi içimizde gerçekleştirmeden ülkemizi aynı istikamette yönlendiremeyiz” dedi.
***
İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener “Farkında olmadan bizi de karanlık emellerine alet ettiler. Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmaktan dolayı üzüntü duyuyorum. Bundan dolayı hem Rabb’imize, hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabb’im de, milletim de bizi affetsin” dedi.
***
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan “Bizi bugünlere medeniyetimize, kültürümüze, tarihimize sahip çıkmamız, yani özümüze dönmemiz getirmiştir. Bugün bir takım sıkıntılar yaşıyorsak yine buralarda arayacağız. Hakk’a, hakikate, ehliyete, emanete, istişareye önem vereceğiz. Kibre, büyüklenmeye, böbürlenmeye, dar kadroculuğa, milletten kopuşa sebep olan her türlü hastalığı bünyemizden atacağız. Birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirdiğimizde önümüzde duracak hiçbir güç yoktur. Ne sınırlarımıza yığılan teröristler, ne onları üzerimize kışkırtan güçler, ne arkamızdan kuyumuzu kazan riyakârlar hedeflerimize ulaşmamıza engel olacaktır” dedi.
***
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu “Peygamberler dışında kimse hatadan münezzeh değildir. Hata, kusur illa ki olur. Bizim de yanlışlarımız elbette olmuştur fakat, önemli olan istikamettir” dedi.
***
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu “Biz de İstanbul’a çok yanlışlar yaptık. Nedir? Ucube inşaatlar yaptık ve bununla İstanbul’un güzelliğine zarar verdik. Artık bu hatalarımızı telafi edeceğiz” dedi.
***
İnanamadınız değil mi?
İnanmayın zaten. Bunları yukarıdaki isimler değil, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söyledi.
Onlar burnundan kıl aldırmaz yahu, değil ki bu öz eleştirileri yapsınlar!
Komik olan şu; üzerine toz konsa inkâr edecek olan bu figürler, Erdoğan’ı ‘kibir’le, ‘tek adamlık’la suçluyor.
Oysa Erdoğan’ın sahip olduğu siyasi güce ulaşabilseler, siz asıl o zaman seyredin bunları.
 
**********
 
CHP’ye niye bu kadar kafayı taktık?
 
Zaman zaman bu yönde eleştirilerle karşılaşıyoruz.
Niye iktidarın kusurlarını değil de, hep muhalefeti, özellikle de CHP’yi yazıyormuşuz.
Oysa başta dinî meseleler, seçim süreçlerinde yapılan hatalar, Cumhur İttifakı’nı zora sokan siyasi zaaflar olmak üzere, pek çok konuda iktidarı da eleştirdiğimiz yazılar arşivde durmakta.
Fakat, bu eleştiriyi getirenlerin asıl atladıkları şu;
İktidar, muhalefetin bugün bile içinde bulunduğu durumdan daha büyük hangi günahı işledi ya da işliyor ki, muhalefetin başını çeken CHP’yi bırakıp, hükûmeti hedefe koyalım?
Mesela son iki yıldır Doğu Akdeniz için buradan çırpınıyorum.
Diyorum ki;
- Sakın içerideki meseleleri dışarıdan bağımsız düşünmeyin. İçeride her olan bitene mutlaka Doğu Akdeniz’de elde edeceğimiz kazanımların penceresinden bakın. Bunun sonucu ülkemizin refahını, nesillerimizin geleceğini belirleyecek.
- CHP’nin başlattığı her kavgada Suriye’de bozacağımız büyük planı mutlaka hesaba katın.
- Ucuz siyasi çekişmelerin, ardı arkası kesilmeyen yalanların, manipülasyonların, algı çalışmalarının terör örgütlerini elimizden kurtarmayı amaçlıyor olabileceğini asla göz ardı etmeyin.
Nitekim ne CHP, ne diğer muhalefet partileri hiç yanıltmadı bizi.
Örneğin;
Türkiye içindeki PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerinin temizliğine karşı durmadılar mı?
- Suriye sınırımız boyunca terör devleti kurulmasına yönelik büyük operasyonlarımızda karşımızda olmadılar mı?
Doğu Akdeniz’deki haklarımızın gasbedilmesine meydan okuduğumuzda en çok CHP’den karşı ses çıkmadı mı?
- Libya’da BM’nin tanıdığı meşru hükûmete arka çıktığımızda, Hafter’in, dolayısıyla arkasındaki asıl gücün borazanlığını CHP yapmadı mı?
“Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Irak’ta ne işimiz var?” diyen CHP’nin Genel Başkanı değil miydi?
Dünyayı kasıp kavuran pandemi sürecinde bile hükûmete destek mi oldular, köstek mi, bir bakın!
İktidarın bunlardan daha büyük hangi günahı var, söyleyin eleştirelim.
Takip eden okuyucularımız bilir…
İki sene önce “Gül ve Babacan oyuna dâhil olacak. Bunların derdi fırsat bulurlarsa parlamenter sistemi geri getirip, take off yapan Türkiye’yi yeniden piste indirmek” dedik de, haksız mı çıktık?
Türkiye yeni bir İstiklal savaşı verirken, 15 Temmuz gibi bizzat hissederek yaşadığımız ciddi bir beka mücadelesi yürütürken, ayağındaki prangalardan kurtulup, yepyeni bir ufka yelken açmaya bu denli yaklaşmışken…
Ne yapalım yani, içimizden devletimize ateş açanları görmezden mi gelelim?
Mesele parti, siyaset meselesi değil…
Siz hâlâ anlamadınız mı?
 
**********
 
Muhafazakârların öz güven çıkmazı
 
Çoğunluk olarak neresinden baksan Türkiye’nin en az yüzde 70’ine tekabül ediyor.
Lakin yüzde 25-30’luk kesimin her türlü hakaret, baskı, aşağılama ve şantajına boyun büküyor.
Daha kötüsü; sesi çok çıkan azgın azınlığa yaranmaya çalışıyor.
Birazcık karşıdan çevre edinse kendinden olana burun kıvırmaya başlıyor.
O mahalleye hafif yanaşsa ortalı ortalı konuşarak “Aferin” almaya çabalıyor.
Dindarlık, milliyetçilik ‘Anadolulu olmak’ küçük düşürücü bir şeymiş gibi bir sömürge zihniyeti sarıyor her yanını.
***
Oysa asıl paçozluk, yaranmaya çalıştığı kesimde, haberi yok.
Boş teneke misali, sürekli gürültü çıkaranlar kendini ağırdan satıyor bu memlekette.
Medyada, siyasette kullandıkları üsluba bakın mesela…
Onların yaptığını biz yapsak, aynı dili biz kullanacak olsak, emin olun kendi okuyucu ve izleyici kitlemizden tepki yağar önce...
Oysa, karşı mahalledekiler bir de alkış alıyor.
Adamlar yalan makinesi gibi ama o tarafta umursayan yok.
Terör örgütlerine destek oluyorlarmış falan, o bile dertleri değil.
Varsa yoksa ‘muhafazakâr’ düşmanlığı.
Bu noktada ‘mezhepçi emelleri’ de unutmamak gerekiyor ama gel de bizimkilere anlat.
Örnek; CHP’ye geçen belediyelerde bu gaye ile neler yapıldığını kim biliyor, kim konuşabiliyor?
Hele bir deneyin de görün bakalım nasıl linç ediliyorsunuz!..
***
“Mevzuyu biliyoruz, çaresini söyle” dediğinizi duyar gibiyim.
Çözüm belli;
Eğitim, eğitim, eğitim.