Yücel Koç

Danıştay, cuma namazından hemen sonra, saat tam 14.53’te açıkladı tarihî kararını.
“Zulüm 1453’te başladı” diyenlere inat, İstanbul’un fethedildiği tarihe göndermeydi bu!..
Sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ayasofya ile ilgili konuşacağı saat açıklandı: 20.53.
Yani 2053.
Cumhurbaşkanı’mızın 2023, 2053, 2071 vizyonuna atıfla, İstanbul’un fethinin 600. yılına mesaj niteliğinde.
Özetle “Biz buradayız, burada kalmaya devam edeceğiz” diyorduk birilerine.
Ve en çok merak edilene geldi sıra…
Beklenti 15 Temmuz’a idi önce…
Milletimizin kahramanca mücadelesi ile atlattığımız ‘hain işgal girişimine okkalı bir cevap olur’ sevinciyle...
Erdoğan tarihi açıkladı: “Ayasofya’da ilk namaz, 24 Temmuz Cuma vaktinde…”
Yani, Lozan’ın tam da 97. yıl dönümünde.
***
Nasıl ama!..
İçiniz kabardı, gözleriniz yaşardı değil mi?
Tarihini, köklerini bilen hangi Müslüman Türk evladı sevinmez ki böyle bir müjdeye!
Bize bugünü gösteren Rabb’imize şükürler olsun.
İstanbul’un fethi ile karanlık bir çağı kapatıp, yeni bir çağ başlatan Fatih Sultan Mehmed Han’ın ruhu huzur bulsun.
Tarihi tersten okutarak, bize Lozan’ı başarı gibi sunanların Ayasofya’ya 86 yıllık eziyeti son buldu artık.
Bu meydan okumayı göze alan Cumhurbaşkanı’mıza ve bu karara imza atan Danıştay heyetine ne kadar teşekkür ve dua etsek azdır.
Lakin söyleyeceğim mühim şeyler var.
***
Ayasofya’yı açmanın bir bedeli olacak dostlar.
Bu risk olmasa, tek parti rejiminin sona erdiği 1950’den bu yana sağ iktidarlar bir şekilde yapardı zaten.
Tarihçi İlber Ortaylı, durduk yere “Tehlikeli” demedi.
Nitekim dışarıdan gelen mesajlara bakın…
ABD, Rusya, Fransa, Yunanistan, Almanya…
“Türkler cesaret edemez” diyenlerin büyük bir şok ve öfke içinde oldukları ortada.
“Bu kızgınlık nereye varır, ne yaparlar?” derseniz…
Dışarıdan yapabilecekleri çok bir şey yok aslında.
Son örnekler Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Libya…
***
E tehdit ne o zaman?
İçerideki maşalar!
Biraz medyayı, özellikle sosyal medyayı takip eden, Ayasofya kararı açıklandıktan sonra görmüştür kara tabloyu.
Kahrolanlar, hakaret yağdıranlar, tehdit edenler, sessizliğe gömülenler…
Hepsi ortada.

Mason localarının devşirdiği zihinler, bağımsızlığımızın sembolü olan bir camiyi ibadete açtık diye kahroluyor, sevinenlere, Ayasofya önünde dua edenlere ise hakaretler yağdırıyor (!)

Muhaliflik kılıfıyla aslında millî değerlerimize düşmanlık yapanların yorumlarına bakarsanız; Türkiye bunun altından kalkamazmış, başımıza iş alıyormuşuz

Sanki Ayasofya’yı açmayınca huzur veriyorlardı (!)
Başka vakitler ‘dış tehditlerden’, ‘üst akıldan’, ‘beka tehlikesinden’, ‘istiklal mücadelesinden’ bahsettiğimizde burun kıvırıp, “Dış güçler falan diye bir şey yok” diyenler de bunlardı oysa…
Demek ki, mecbur kalınca doğruyu da söyleyebiliyorlardı!
***
Bizimle aynı cümleyi zoraki kurmuş olsalar bile haklılar…
Biraz geriye gidip örneklendirelim hatta.
Geçen sene İsrail Başbakanı’nın oğlu fethi işgal gibi gösteren Tweet atmış, Avrupa Parlamentosu “Ayasofya camiye dönüştürülemez” kararı almış, Yeni Zelanda’da cuma namazına giden Müslümanları katleden tetikçi silahına şu mesajı yazmıştı:
“Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol tekrar Hristiyan şehri olacak.”
İşte bize Ayasofya’yı açtıran sürecin başlangıcıydı bu.
Geçmişte “Önce Sultanahmet’i doldurun” diyen Cumhurbaşkanı, geçen yıl 31 Mart seçimleri öncesi Yeni Zelanda’dan gelen meydan okumaya kayıtsız kalmadı.
Seçimlere bir hafta kala 24 Mart’ta TGRT Haber’de çıktığı yayında ilk sinyali verdi: “Ayasofya'nın statüsünü müze olmaktan çıkarıp, yeniden cami yaparız.”
***
Bu cevaptan sonra İstanbul’da olanları biliyorsunuz.
Yunanların yere göğe sığdıramadığı CHP adayı lehine oyların çalındığı tespit edildi ama iktidar, yargıda ve YSK’da muktedir olamadığı için bütün sandıkları yeniden saydırtamadı.
Oysa CHP, hâkimleri gece yarısı evlerinden adliyeye getirtip, ‘itirazlara ret’ kararı aldırabilecek güce sahipti (!)
Seçimin tekrarlanması kararı alındığında ise sonucun ne olacağı zaten belliydi.
Nitekim öyle de oldu.
***
Bu yüzdendir ki, yeni başkanın, göreve geldikten sonraki ilk fetih kutlamaları esnasında Fatih Sultan Mehmed Han’ın huzuruna eli arkada saygısızca girmesi bizi şaşırtmadı.
Kendilerinin çekip yayınladıkları videoda verdikleri mesaj da herhâlde içeriye değildi.
Hususi olarak kurgulandığı ve bilerek yayınladığı ortada olan görüntü, umalım ki bir yıl önce onu sandıkta ödüllendirenlerin de (Özellikle Saadet Partililer) içini acıtmış olsun.
Böylesine çirkin bir mesajı Anıtkabir’de verseydi, n’olurdu bir düşünün!..
Peki aynı hadsizliği İstanbul’u borçlu olduğumuz ‘Büyük Sultan’a’ yapınca kamuoyunda ne oldu?
Sosyal medyada, şurada burada birkaç lakırtı o kadar!
Göz boyamak için Londra’dan uydurma bir tablo aldı, millet her şeyi bırakıp bunu konuşmaya başladı.
Mesele böylece kapandı gitti!
Peki İstanbul’un başına seçilen kişinin “Ayasofya müze kalmalı” sözü gündemde mi?
O bile yok.
Bu yazıyı kaleme aldığımda, Ayasofya kararının açıklanmasının üzerinden 27 saat geçmişti ve İstanbul’un seçilmiş yöneticisinden henüz tek kelime yeni bir açıklama yoktu.
***
Bakınız…
Ayasofya’yı yeniden ibadete açma kararı ile adamların Lozan’da yaptıkları dizayna hançer sapladık.
Ayasofya’nın kapatılması, hilafetin kaldırılması ve İstanbul’un artık başkent olmaması gibi Lozan’da imza altına alınmış mühim bir karardı.
“Cami bizim, açarız” demekle kalmayacak…
Bundan sonra her koldan daha çok bastıracaklar.
Geçen sene Erdoğan Ayasofya müjdesi verdiğinde, aksini yapıp CHP’ye seçim kazandıran aklı çözemezsek, bundan sonra işimiz daha zor olacak, benden söylemesi…
Ha! Diyeceksiniz ki, İstanbul’un kaybedilmesinde AK Parti’nin hataları yok muydu?
Elbette ama o ayrı mesele.
Büyük problemimiz, Yeni Zelanda’da Müslüman katliamı yapıldığı gün “Keşke Türkiye’ye gelip bu cuma günü camileri temizlese diye iç geçirdim” mesajı paylaşanların aramızda bulunması.
Niyetim asla sinir uçlarını kaşımak değil, acı bir gerçeğe dikkat çekmek –ki, Ayasofya kararı sonrası yapılan yüz binlerce yorum ortada.
Son dönemde kurulan ittifakları, onları yöneten elleri ve bunların içeride yaptıklarını özellikle genç kuşaklara anlatamazsak, ağır bedeller öderiz.
Ezan-ı şerifi aslına döndüren Adnan Menderes’in başına gelenler gibi...
Ve bir daha düşersek, o günleri de mumla ararız.
Benden söylemesi.
 
***************
 
İnce’yi davet şık olur
 
CHP’li Muharrem İnce, ayağını kaydırmak için türlü numaralar çeviren Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan çok farklı bir profil.
Seçim kaybedince “Adam kazandı” diyebilen, üzüntüsünden telefonlarını kapatınca “Kaçırıldı” yalanı uyduran ve gerçeği anlattığı hâlde ısrar edenlere “Şizofren” diyebilen açık sözlü biri.
İnce, Ayasofya kararının ardından diğer CHP’liler gibi sessizliğe gömülmeyip, kararı ‘egemenlik hakkı’ olarak yorumlamış ve “Davet gelirse ilk namaza giderim” demiş.
Aslında namaz kılmak için herhangi bir davete gerek yok, elbette Muharrem İnce de her vatandaşımız gibi Ayasofya’ya gidebilir.
Lakin eski rakibi olarak Cumhurbaşkanı’ndan davet bekliyor belli ki…
Ben Sayın Cumhurbaşkanı’mızın bunu yapmasını isterim, çünkü toplum olarak buna ihtiyacımız var.
Daha şimdiden onu linç eden şizofren tayfa o namaza giderse ne yapar, orası da kendi bileceği iş.
Muhtemeldir ki, “Gel bakalım Muharrem”i bu defa onlar kullanacaktır.
***
Bir diğer mevzu da ilk namazı kimin kıldıracağı!
Kimi Cumhurbaşkanı kıldırsın diye kampanya yapıyor, kimi vatandaşlar da bunun bir evlad-ı Resul’e, yani Peygamber efendimizin Türkiye’de yaşayan torunlarından birine yakışacağını söyleyerek, isim önerilerinde bulunuyor.
Hatta müezzinliğe de Osmanlı hanedanından aday gösterenler var.
Olursa güzel olur fakat Diyanet İşleri Başkanı’nda karar kılınacağını düşünenlerdenim.
Bugünleri gördük ya, gerisine çok da takılmamak gerek.