Yücel Koç

Sinsi örgütün ardındaki İngiliz-masonik akıl, 15 Temmuz’un yıl dönümünde bir kere daha ortaya çıktı.
Yapılan tartışmalardan anlaşılıyor ki, bunca zamandır FETÖ belasının ne olduğu gerçek manada kavranamamış.
“FETÖ nedamet getirsin, özür dilesin. Gelsin Türkiye’de hizmetine devam etsin” diyen bir profesör vardı, hatırlarsınız.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Ahmet Yaramış benzer bir cümle kurmuş, darbe teşebbüsüne karışmış, pişman olmuş teröristleri affetmekten bahsetmiş!
Devletin televizyonuna çıkan ilahiyatçı profesör Ali Köse ise şöyle demiş;
“Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geliyor.
Bu uyarıyı yapmak benim vazifem.
FETÖ ile alakalı biz ilahiyatçılara ‘niye uyarmadınız?’ diye sitem edenler oldu.
Bunu kabul ediyor ve diyorum ki;
Bu konu Türkiye’nin en önemli konusudur.
Devletin bu konuda gereken tüm önlemleri alması şarttır.
Bunun vebalini kimse üstlenemez.”
***
Bu janjanlı konuşma güzel de, “Devletten istediğiniz ‘önlem’ nedir?” sorusu havada kalmış.
Cemaatlerin toptan ortadan kaldırılması mı, yoksa devlette kadrolaşmalarının önüne geçilmesi mi?
İkincisi ise eyvallah…
Kimsenin ayrıcalığı olmamalı.
Devlet hepimizin.
Dolayısıyla kimsenin tekelinde olmamalı, hiçbir grup, zümre, cemaat, tarikat devletin gücünü kontrolüne almamalı, kendi emelleri için kullanmamalı.
Buna Alevilik de dâhil.
Hatta masonlar, sabetaylar…
Yok eğer kastettiğiniz ‘cemaatlerin yok edilmesi’ ise mevzu başka bir noktaya gidiyor demektir.
Şimdi bunu biraz irdeleyelim.
***
FETÖ, yayınlarında haşa Peygamber efendimizi yok sayarak, Kur’ân-ı kerimden kafasına göre hükümler çıkarıp Müslümanları ifsat etti.
O kadar ileri gitti ki, Amentümüz olan imanın şartlarını bile üçe düşürme sapkınlığı gösterip, “Allah’a inanan kurtulur. Peygambere inanmasa da olur” dedi.
Bunlar susulacak şeyler miydi?
Yukarıdaki cümlelerin sahibi Prof. Ali Köse, FETÖ ile ilgili daha önce ağızlarını açamadıklarını kabul ediyor.
Yani, yiğitlik vaktinde konuşmayı gerektirirdi, sustular.
Peki onlar, hatta Diyanet bile susarken “FETÖ dini bozuyor” diye konuşan kimlerdi?
Ehl-i sünnet cemaatler.
Bunlardan bazılarının 40 yıla yakındır Fetullah Gülen örgütüne reddiyeler yazdığını, dinler arası diyalog projesine yüksek sesle tepki gösterdiğini, tehlikeye dikkat çeken kitaplar neşrettiğini, ancak bunun karşılığında Diyanet’in, ilahiyat fakültelerinin gıkını bile çıkarmadığını hatırlatmak isterim.
Nitekim bu cemaatler, FETÖ’ye karşı dik duruşun bedelini en az Ergenekoncular, Balyozcular kadar ödedi.
Bu kumpas ve mağduriyetler bugün neden hiç konuşulmaz da, tam aksine cemaatler hedef alınır?
Oysa biliyoruz ki, şimdi FETÖ’yü kullanarak cemaatleri diline dolayanlar, o dönem FETÖ’nün Abant toplantılarında arzıendam ediyor; örgütün gazetelerinde, televizyonlarında çarşaf çarşaf ehl-i sünnet düşmanlığı yapıyordu.
Yalan mı?
***
Türkiye’de cemaat ve tarikatlarla ilgili problem yok mu?” derseniz…
Elbette var.
FETÖ dışında, ehl-i sünnet çizgiden sapmış çok yapılanma var.
Ehl-i sünnet çizgiyi savunanların içine CIA, MOSSAD, MI6, BND gibi istihbarat örgütlerinin adamları sızmamış mıdır?
Sızmadıklarını düşünmek zaten aptallık ve saflık olur.
Diyanet’e sızmadılar mı sanki?
Peki ya cemevlerine?
FETÖ’nün Alevi imamını unuttuk mu?
Elbette ki her sakallıyı hacı baba, her sarıklıyı hoca görmeyelim…
Ama, ‘cemaat ve tarikatlar kapatılsın’ diyenlerin çabası, ‘geriye doğrular kalsın’ diye midir?
Asla…
Kimse kusura bakmasın; FETÖ ile 15 Temmuz gecesi FETÖ’ye karşı tankların önüne duran cemaatleri bir tutmak, olsa olsa FETÖ’ye ve onu kuran akla hizmet etmek olur.
Hatta bu örgüte ‘dinî cemaat’ demek bile aynı akla hizmetin ürünüdür.
Bu ülkede bin yıldır silsile yoluyla süregelen ehl-i sünnet dinî cemaatlerin hangisi FETÖ gibi bir tehlike oluşturdu ki, bugün bunları FETÖ ile aynı kefeye koyma hokkabazlığı yapılıyor?
***
Çok derinlere gitmeyeyim, lakin şu kadarını görüyoruz;
Yaşadığımız sıkıntıların temelinde Hoca Ahmet Yesevi, Dede Korkut, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Mevlâna, Akşemseddin, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri gibi büyüklerimizi ve onların yolunu tanımamak var.
Unutmuşuz yahut unutturmuşlar.
O yüzden meydan bu hokkabazlara kalmış.
Neydi bu büyüklerimizin yolu?
İtikatta iki (Maturidi, Eşari) amelde dört hak mezhep (Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli) çizgisinden ayrılmamak ve buna göre İslam’ı yaşamak.
Yani ehl-i sünnet vel-cemaat yolundan ayrılmayıp, kurda kuşa yem olmamak.
Selçuklunun, Osmanlının ilayı kelimetullah davası neydi?
O da ehl-i sünnet vel-cemaat.
Osmanlı sultanları asırlarca hilafet sancağı taşırken davası neydi?
Yine ehl-i sünneti dünyaya yaymak.
***
Demek ki biz neymişiz?
Malazgirt’te bize bu toprakları yurt yapan Sultan Alparslan’ın dediği gibi;
“Bidat nedir bilmeyen, ehl-i sünnet Müslümanlar.”
Böyle bir şerefe nail olmuş bir milletin bugün İslami görünümlü uydurma masonik cemaat üzerinden yaptığı tartışmaya bakın!
Hiç yakışıyor mu bize?
Binlerce yıllık tarihimize, kültürümüze, ortaya konulan milyonlarca esere hiç mi bakmazsınız…
‘Biz neyiz, nereden geldik’ diye hiç mi sorgulamazsınız be adamlar!
***
Şimdi bu çok bilmiş ilahiyatçı profesörlere soralım.
Sizin böyle bir davanız var mı?
Bunu da geçtim, FETÖ nasıl bir din bozguncusuydu, bunu anlatabiliyor musunuz?
Anlatamazlar, hatta anlatmazlar…
Bunların çoğu FETÖ gibi modernisttir, mezhepleri inkâr ederler, ehl-i sünneti anlatmak işlerine gelmez de ondan!
Ehl-i sünnet omurgayı korumak için gayret edenleri de FETÖ’yü kullanarak, ‘cemaat’ yaftasıyla zayıflatmayı isterler ki, aslında tam da FETÖ’ye hizmet ederler.
***
Ehl-i sünnet düşmanı ilahiyatçıların kafasıyla gidersek, bir gün “İslam’a da gerek yok. Dinî inançlar başımıza bela oluyor” demeye başlayacaklar.
Dinden uzaklaştırılan evlatlarımızdan DHKP-C’yi, PKK’yı ürettiler ama işin bu tarafını da hiç dillendirmezler.
FETÖ’yü ehl-i sünnet cemaatler mi üretti, yoksa Türk milletinin ehl-i sünnetle bağlarını koparmak isteyen laik sistem mi, bunu da sorgulamazlar.
28 Şubat’ta Genelkurmay Karargâhında ağırlanan FETÖ’nün yolu nasıl ve neden açıldı, bunu hiç konuşmazlar.
Varsa yoksa ehl-i sünnet düşmanlığı yaparlar.
Bunu da din adamı görünümünde yaparlar ki, toplum ehl-i sünnetten uzaklaşsın, tam da İngiliz’in, masonun istediği ‘sapkın İslam’ anlayışına yahut ateizme, deizme yönelsin.
28 Şubat’ta arzu edilen de bu değil miydi zaten?
Yaşar Nuri Öztürk’ün istediği Müslüman çerçevesi ile bunların yapmaya çalıştıkları arasında ne fark var?
***
Çok açık söylüyorum;
Kim ki ehl-i sünneti anlatan cemaatleri FETÖ üzerinden hedef yapıyorsa bilin ki FETÖ’ye hizmet ediyordur.
Bilerek veya bilmeyerek…
Çünkü FETÖ’nün asıl gayesi ‘ılımlı İslam’ kılıfıyla ehl-i sünneti bu topraklardan kazımaktı.
Oysa ehl-i sünnet yolu, bizi bin yıldır bu topraklara bağlayan yegane güç idi.
Bozuk itikatların önünü tıkayıp, ehl-i sünneti koruyabilseydik ne Doğu’da PKK diye bir derdimiz olurdu ne de Anadolu’nun geri kalanında FETÖ, DHKP-C, TİKKO bilmem ne diye bir bela.
Bilmem derdimizi anlatabildik mi?
 
***************
 
MÜSİAD gerçeği
 
Biraz gündemin gerisinde kaldı ama bunları anlatmam lazım ki, kafalarda yanlış bilgi kalmasın.
Mevzu Sakarya’da patlayan havai fişek fabrikası ile ilgili.
Malum, yedi işçimizin hayatını kaybettiği facianın yaşandığı gün MÜSİAD heyeti apar topar şehre gitmişti.
Karşı mahalle, heyetin toplantısı esnasında çekilen bir kareden yola çıkarak, “Orada insanlar ölürken, bunlar aynı gün fabrika sahibi ile moral yemeği yediler” diye diline dolamış, aynı yalanı başta liderleri olmak üzere pek çok CHP’li de çiğnemişti.
Toplantıya katılan bir MÜSİAD üyesinden işin doğrusunu dinledim.
- O toplantıda fabrika sahibi yokmuş.
- Patlamanın olduğu alana giremedikleri için yakın bir tesiste toplantı yapılmış.
- Orada yemek falan yenmemiş.
- Toplantının amacı dernek üyesi fabrika sahibine ve işçilere destek olmak, yardım etmekmiş.
Görüştüğüm MÜSİAD üyesi, “Tam aksine orada olmasak, ilgilenmesek bunun sorgulanması gerekmez miydi?” diye soruyor haklı olarak.
Facia duyulur duyulmaz “Orası yüzde 65 AKP’nin oy aldığı il değil mi? Geçiniz ya! Ne gereksiz gündem bu”, “Ne var bunda! İşçiler kutlama yapıyor olamaz mı?” diyebilen ahlaksızlara mı anlatıyoruz bunu!