Yücel Koç

 
Başkanlık seçimleri öncesi korona ile mücadelede ortaya konan başarısızlık ve ırkçılık karşıtı sokak olayları ile zorda kalan ABD Başkanı Trump, rakibi Biden'a yüklenirken şöyle bir itirafta bulundu;
"Başkanlık için fiziksel ve mental dayanıklılığa ihtiyacınız var.
Keskin zekâlı olmamız gerek.
Putin, Şi ve Erdoğan keskin zekâlı.
Uğraştığınız kişiler arasında keskin zekâlı olmayan biri yok."
***
Dünyanın süper gücü denilen bir ülkenin başkanı, bu konumu ellerinden alan ülkelerin liderleri ile verdiği mücadeleden bahsederken işte bunu söylüyor.
78 yaşındaki rakibinin bu liderlerle baş edemeyeceğini belirtip, seçmene "Ülkeni tehlikeye atma" diyor bir nevi.
Kendileri açısından haklı belki.
Dünya, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük kırılma noktasında çünkü.
Güç odakları değişiyor, Batı hızla kan kaybediyor.
Koronavirüs salgını ile hızlanan yepyeni bir sürecin içerisindeyiz.
Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, Mısır, Libya, Suudi Arabistan, Ermenistan, etrafımızda olan biten ne varsa bu güç mücadelesinin neticesi.
Elbette özellikle şu son 10 yılda Türkiye içinde olanlar da...
***
2010'da CHP ve MHP'ye çekilen kaset operasyonları bir planlamanın ürünü idi.
2012'den itibaren aynısı AK Parti için denendi.
Denemeler en sonunda 15 Temmuz'a kadar geldi ki, bu da ülkemiz için milat oldu.
Şimdi ekonomik ve siyasi oyunlarla Erdoğan'ı alt etme peşindeler.
Geçen yılki yerel seçimlerde büyük umut kazandılar.
Şimdi AK Parti'den bir parça daha kopararak, en geç 2023'te hedeflerine ulaşma amacındalar.
Burada en önemli aparatın eski AK Partililerin kurdukları yeni partiler olacağı da gayet açık.
***
Gizli pazarlıkların yürüdüğü parlamenter sistemden kurtulduğumuzdan bu yana iyi olan şu ki, her şey açık ve şeffaf biçimde vatandaşın gözü önünde cereyan ediyor.
Sandıkta seçmenin onayı alınmadığı hâlde, vekil transferleriyle hükûmetler yıkıp hükûmetler kurma devri artık bitti.
CHP ve İyi Parti'nin, HDP ve Saadet'le kurduğu ittifak, her ne kadar HDP'yi inkâr etseler de, yemedi mesela...
Aynısını 2023'te göreceğiz.
Üstelik, daha önce olduğu şekilde, Kandil ve Pensilvanya'dan da açık destek alacaklar ve bu yine seçmenin gözü önünde cereyan edecek.
Gül, Davutoğlu, Babacan da orada olacak ve vatandaş bunu içine sindiriyorsa, ülkeyi bu ittifakın yönetmesini istiyorsa ona göre rey verecek.
İBB önünde gördüğümüz PKK ve FETÖ'cülerin sevinç çığlıklarını bu defa Külliye önünde görmek istiyorsa kimsenin buna diyecek bir şeyi olmayacak.
***
Sonrası için vaatleri belli zaten.
Vatandaş yeterli milletvekili sayısı da verirse (sandıkta oy alamayanların iktidar olabildiği) parlamenter sisteme, yani eski Türkiye'ye dönüşü sağlayacaklar.
Yok, yeterli sayıya ulaşamazlarsa yeniden referandum yolunu açmaya bakacaklar.
Batı'nın maşası PKK ve FETÖ desteğiyle iktidara taşınanlar daha ne yaparlar, oralara girmeyeyim, mevzu uzar.
***
Başa dönecek olursak...
Trump ne diyordu; "Putin, Şi, Erdoğan keskin zekâlı adamlar."
Bunlarla baş etmek kolay değil, diyor özetle.
Dahası var....
***
Rusya lideri Putin'in 2024'te görev süresi dolacak ve tekrar aday olamayacaktı.
Bir ay önce referandum yaptılar.
Halk, Putin'in 2036'ya kadar görevinin başında kalmasını onayladı.
Çünkü, göreve geldiği 2000 yılında çökmüş bir Rusya vardı.
Ülkeyi yeniden ayağa kaldırdı ve ABD'nin karşısına dikti.
Eskiyi unutmayan Rus halkı, gelecekte zaafa düşmeyi böyle önledi.
***
Rusya'da bu kadarla da kalınmadı.
Komünist SSCB'nin devamı Rusya Federasyonu'nun anayasasına "Tanrı'ya inanç" ifadesi girdi, tarihin yeniden ele alınması benimsendi.
Şu da metne alındı;
"Çocuklarda vatanseverlik hislerinin geliştirilmesi...
Onlara büyüklere saygı duymanın öğretilmesi, geleneksel aile değerlerinin korunması...
Çocuklara manevi, ahlaki, fiziki, entelektüel alanlarda eğitim verilmesi, diğer bir deyişle yeni neslin kendi tarihini ve dinini bilerek yetişmesi."
Hükûmetin gelecekteki en önemli görevi işte bu olacak.
***
Şimdi Şi Cinping'in ülkesi Çin'e gelelim.
Şangay da Rusya gibi radikal bir adımı iki sene önce atmıştı.
Başkan Şi'den önce uyuyan ve yoksullukla boğuşan bir dev vardı.
Şi 2003'te göreve geldikten sonra her alanda öyle büyük hamleler yaptı ki, ABD'nin dünya liderliğine son verdi, ekonomik büyüklükte ilk sıraya oturdu.
Fakat 2023'te görev süresi dolacaktı.
Ülkenin en üst yasama organı Çin Ulusal Halk Kongresi, hem Başkan'ın, hem de yardımcılarının görev süresi sınırını kaldırdı.
Böylece Şi Cinping'in 2023'ten sonra da göreve devam edebilmesinin yolu açıldı.
***
Çin de bu kadarla kalmadı.
Eğitimde büyük reformlar yapıldı.
Anayasaya "Yeni dönem Çin için (Çin özellikleri taşıyan sosyalizm üzerine) Şi Cinping düşüncesi" şeklinde bir ifade eklendi.
Yani, tarihle bağı koruyarak, ülkeyi her alanda yeniden tasarlamanın önü açıldı.
Şi, Çin'in kurucu lideri Mao Zıdong'dan sonra, sadece icraat adamı değil, ülkenin yeni fikir babası rolünü de üstlendi.
***
Peki, Trump'ın parmakla gösterdiği üçüncü lider Erdoğan ne yaptı?
2002'de iktidara geldiğinde, önce önüne konulan yasakla uğraştı.
Koltuğa oturduğunda karşısında başta yargı ve ordu olmak üzere, ülkenin fikir ve kültür hayatına kadar uzanmış bir vesayet rejimi vardı.
Önce ekonomiye odaklandı.
Peş peşe gelen muhtıraları tarihte örneği görülmemiş dirayetle atlattı.
Gönderdiği her kanunu reddeden bir Cumhurbaşkanı ile mücadele verdi.
Partisi uydurma bahanelerle açılan kapatma davasından kıl payı kurtuldu.
Nihayet Cumhurbaşkanı değişecekti, bu defa CHP zihniyetinin 367 krizi ile karşılaştı.
Tıkandığı her noktada yaptığı gibi, bunu da halka giderek atlattı.
MHP lideri Bahçeli'nin desteğiyle 'dava arkadaşım' dediği Gül'ü Cumhurbaşkanı yaptı.
Anayasayı referanduma götürerek, cumhurbaşkanı seçme yetkisini halka verdi.
Bu esnada 1980'den bu yana devletin içinde örgütlenen FETÖ oyunları başladı.
Karşısında âdeta yedi başlı yılan vardı.
***
Vesayetçilerle mi uğraşsın, onların yerine paralel güç oluşturan FETÖ'yle mi, yoksa silahlı eşkıya örgüt PKK'yla mı?
Hepsiyle aynı anda boğuşurken, bir de ülkenin kalkınması vardı.
Bir de başörtü yasağı, katsayı engeli gibi saçma sapan sosyal yaralar.
Ülke nihayet IMF'den kurtulmuş, ekonomik veriler tarihin en üst zirvesine çıkmışken bu defa Gezi başladı.
CHP'nin siyasette başını çektiği vesayetçiler, örgütler ve onların ağababaları...
Erdoğan hepsiyle boğuşa boğuşa en nihayetinde 15 Temmuz fiilî darbe ve işgal girişimine kadar gelindi.
***
Ne Şi, ne Putin'in böylesine büyük belaları vardı.
Erdoğan canını ortaya koyarak ve sadece halktan aldığı güçle bütün badireleri atlattı ve en nihayetinde Başkanlık sistemine geçildi.
Hem onca büyük mücadeleyi verip, hem de ülkeyi ayağa kaldırmak kolay iş değildi.
Güçlü Türkiye'nin ne olduğunu en son Suriye'de karşımızda konumlanan Rusya ve ABD'ye rağmen yaptığımız operasyonlarda gördük.
Şimdi Libya'da, Doğu Akdeniz'de, hatta Afrika'nın birçok problemli alanında.
Bunca belanın üzerine bir de Trump'ın karizmasını çizen koronavirüsü öylesine büyük bir başarıyla atlattı ki, dünyaya parmak ısırttı.
***
Hepsini anlatmaya bu sayfalar yetmez ama şu gerçek ki, Erdoğan'ın işi Putin ve Şi'den çok daha zordu.
En başta CHP gibi sürekli ülke menfaatinin aleyhine politika yürüten bir bela onların başında yoktu.
Ama Trump ne diyor;
"Başkanlık için fiziksel ve mental dayanıklılığa ihtiyacınız var."
Erdoğan da bunu ortaya koydu.
Bu sayede ülkemizin bağımsızlığının sembolü Ayasofya 86 yıl sonra yeniden ibadete açıldı.
Hem de dünyayı yöneten bütün ağababalara inat...
Şimdi içeride ve dışarıda Erdoğan'ı yine ölümle tehdit edenler az değil.
Üstelik bir zamanlar en yakınındakiler, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlık koltuğu verdiği isimler de bugün can düşmanları ile beraber.
Erdoğan'ın ise her zamanki gibi tek sığınağı var;
Hak'tan ve halktan aldığı güç.
***
Daha çok zaman var ama hazır Trump malzeme vermişken yazayım istedim.
Dünya nereye gidiyor, Türkiye neredeydi nereye geldi?
2023'e kadar bunları uzun uzun düşünün istedim.
 
***************
 
Ayasofya kimi çıldırttı?
 
Bunu bekliyorduk, sürpriz olmadı.
Rusya gibi anayasal zorunluluk olarak vatansever, milliyetçi, dinine bağlı nesiller yetiştirememenin sıkıntısı bu.
Ayasofya'yı açınca dışarıda Vatikan, Yunan çıldırdı; içeride CHP kafası.
Demek ki haçlılarla savaşa tutuşsak, bunlar da karşımızda yer alacak.
İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed Han'ın vasiyetini okudu, (fetih camilerinde geleneksel olan) kılıçla hutbeye çıktı diye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş'a demediklerini bırakmıyorlar.
Hepsi bahane, asıl dertleri başka.
Neymiş, öbür camiler bile boşmuş, burası niye ibadete açılmış?
Bir boş camimiz daha olsun istedik belki, size ne?
Sultanahmet boş diye hiç yırtınmazken, Ayasofya'ya bu denli çıldırmanız niye?
Cevabı belli; Yunan niye öfkeliyse sebebi o!
Diyeceğim şudur; kininizde boğulun.
Fethin, bağımsızlığın sembolü o cami size bir daha kapattırılmayacak.
İnşallah milletimiz bu büyük ihaneti görür de, gün gelir Fatih'in huzuruna eli arkada tekme atarak giren Yunan dostlarını da siyasetten siler atar.
 
***************
Pirinkayalar Tüneli bitsin artık!
 
Vatandaş, hükûmetten yahut belediyelerden hizmet bekler.
"Niye betona para gömdünüz?" demek anormal bir kafadır.
Tam aksine hizmet üretmiyorsa, yatırım yapmıyorsa eleştirilir.
Beni Erzurum'dan sıkça arayıp, meramını anlatan bir okuyucum var.
Erzurum-Artvin kara yolu üzerine yapılan Pirinkayalar Tüneli bitirilmediği için sitem ediyor.
Araştırdım, tünel bitme noktasına gelmiş ama korona başlayınca çalışma durmuş.
Aylardır kapalı olan tünel inşaatının ne zaman başlayacağı ise belirsiz.
Ulaştırma Bakanı’mız Adil Karaismailoğlu'ndan ricamdır.
N'olur şu inşaatı tamamlayın Bakan’ım.
Zaten bitme aşamasına gelmiş.
Yoksa ne siz, ne ben dadaşların öfkesinden kurtulabileceğiz :)
 
 
********
 
Biraz mola...
 
Kıymetli okuyucularım, malum yoğun günlerden geçtik.
Bayram yaklaşıyor, biraz müsaadenizi istiyorum.
İki hafta yazılarım olmayacak.
Sonrasında kaldığımız yerden devam ederiz inşallah.