Yücel Koç

Takiye perdesini açmışlardı nihayet.
Gölge oyunu sona ermiş; kafa karışıklıkları, “acaba”lar bitmişti.
Aslında her şeyin aydınlandığı kapkaranlık bir geceydi o gece.
Zehirli bukalemunlar sonunda büsbütün çıkmışlardı ortaya.
Gerçek renkleri, gerçek yüzleriyle…
İnkâr edilen ne varsa açık seçik dökülmüştü meydana.
Önündeki, ardındaki, sağındaki, solundaki…
Ne varsa!
           ***
15 Temmuz 2016.
Olmak ya da olmamak kartının açıldığı…
Çıldırmışlığın, korkunç senaryoların gerçeğe dönüştüğü dehşetli bir yüzleşme.
O ana dek anlatmakta zorlanılan ne varsa lüzumunu yitirmiş…
Artık kimseye bir şey anlatmaya, ikna etmeye gerek kalmamıştı.
Zaten her şey gözler önündeydi.
Tehlikenin büyüklüğünü önceden bilenler, hiç vakit kaybetmeden kendini sokağa attı.
Artık ne olacaksa olacaktı.
Abdestler alındı, eller semaya açıldı ve mücadele başladı.
Onlar da var güçleriyle saldırdı.
O gece 249 şehit verdik.
182’si sivil, 62’si polis, 5’i asker.
Gazilerimizden kaybettiklerimizle sonra bu sayı 252’ye çıktı.
Türkiye tarihinin en büyük destanlarından biri işte böyle yazıldı.
           ***
“Büyük şeytan yenildi” demiştik o gece.
Devlet de, siyaset de artık bunlardan arınırdı.
Peki öyle mi oldu?
Bir baktık, o gece darbenin ana üssünde yakalanıp don-gömlek soyulan ve “Gece tarla bakmaya gelmiştim” diyen FETÖ imamı Adil Öksüz nasıl olmuşsa serbest bırakılmış ve kaçıvermiş!
Daha bunun gibi nice esrarengiz işler!
CHP Genel Başkanı meğer o gece darbecilerin çevirdiği Atatürk Havalimanı’na inmiş, nasıl olmuşsa tanklar yolu açıp geçmesine izin vermiş!
Aynı zat-ı muhteremin sözlerine bakılırsa, aslında her şey tiyatroymuş, darbecilerin öldürmek istediği Cumhurbaşkanı kendine darbe yapıyormuş!
CHP’nin ve ittifak ortaklarının beyanatları şu ki, milletin üzerine mermi yağdıranlar masummuş!
İhraçlar, tutuklamalar ve verilen mahkûmiyetler hukuksuzmuş!
Liste uzayıp gidiyor.
Müşahhas örnek verseler, “Kurunun yanında yaş da yanmış, bunu düzeltin” deseler neyse de…
Genele tekamül ettirilen sözlerde iyi niyet ne gezer!
           ***
Mevzuya girmişken, mücadeleyi sulandıran “FETÖ borsası”na değinmemek olmaz.
Buna uygun bir deyim vardır; ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Kim böyle bir şeye karışmışsa bilsin ki milletimizin hakkı ona haramdır.
Şehitlerimizin vebaline bunlar da ortaktır.
Ya bu iş birliğini aleni yürütenler…
Çürük yumurtaları bahane edip, kendi yaptığını gizlediğini zannederler!
Gezi’de olanlara rağmen, o vandallığı ve açık darbeciliği aklamak için neler söylemişlerse 15 Temmuz’u da yarı açık, yarı gizli aynı taktikle savunuyorlar!
Acı manzara şu ki, aynı siyasi yüzler, hızını alamayıp, 40 yıllık bir başka bela PKK’ya da arka çıkıyor.
Meydanlarda birlikte PKK paçavrası salladıkları yetmedi, şimdi de “İttifakımızı alenileştirelim” sesleri yükseliyor.
Haklarıdır tabii…
Her şey ortadayken, darbeden üç yıl sonra sandığı fena salladılar, birlikte seçim kutlaması yaptılar!
Gün gelir, FETÖ ile ittifakı da alenileştirip, göğüslerini gere gere “Biz FETÖ partisiyiz” diyebilirler hatta!
Neden olmasın ki?
Bakın, CHP’nin Genel Başkan Vekili Gülizar Karaca Biçer KHK’lılarla buluşup şöyle demiş;
-Hakkında kesinleşmiş yargı hükmü dahi olsa KHK ile ihraç edilip mahkûmiyet alanların dosyasını adil, eşit, bağımsız bir yargı önünde tekrar açacağız.
Bu ne demek, anlamışsınızdır.
İktidara geldiklerinde, tıpkı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ için PKK’lılara verdikleri söz gibi, FETÖ’cüleri de serbest bırakacaklarına, hatta kamudaki görevlerine geri döndüreceklerine adım adım kamuoyunu alıştırıyorlar.
Hem de bunu 15 Temmuz’un yıl dönümünde söylüyorlar.
Yaparlar da nitekim…
Ahmet Necdet Sezer’in affettiği PKK’lıların, DHKP-C’lilerin sayısını hatırlıyor muyuz?
Oluşturdukları Erdoğan nefreti, yapacaklarını da hazmettirecektir kitlelerine.
15 Temmuz gecesi tankları alkışlayıp, müezzinleri dövmemişler miydi nihayetinde!
           ***
Gördüğünüz gibi, tablo ortada.
Bu gidişle şehitleri ve o gece sokağa çıkan milleti suçlu çıkarırlarsa ona da şaşmam artık!
Oysa biz zannetmiştik ki...