Yücel Koç

 
Yeni dünya düzeninde devletlerin otoritesinin zayıflayacağı, hatta tek devletli sisteme geçişin hedefleneceği çokça öne sürülen bir tez.
Küresel aklın böyle bir amacı var ise -en azından yakın gelecekte- pek mümkün görünmüyor.
Ama güçlü şüphe ile laboratuvardan kasıtlı olarak yayıldığı görülen Covid-19 virüsü de bu amaca matuf bir hamle olarak değerlendirilmekte.
Virüsün, küreselcilerin yeni merkezi olarak gösterilen Çin’den yayılması ve bu virüsün sonuçlarından hem ekonomik, hem siyasi olarak en çok Çin’in faydalanması “Bu işte bir fırıldak var” diyenlere haklılık payı çıkarmakta.
Nitekim ABD, Çin’e ciddi suçlamalar yöneltiyor ve Trump dönemindeki kadar olmasa da gerilim devam ediyor.
Bu, madalyonun bir yüzü.
***
Virüsten kurtuluş reçetesi olarak ortaya konulan aşılarla ilgili de dünyada çeşitli spekülasyonlar var.
Bir taraftan aşılama ile pandeminin ağır etkileri ortadan kalkarken, öbür taraftan aşıların gelecekte daha büyük tehlikeye yol açacağı öne sürülmekte.
Bu iddia gerçekleşirse işte en başta bahsettiğimiz “devletlerin çöküşü” senaryosunun hızlanacağı belirtilmekte, -ki bunun felaket olacağı ve ciddi sonuçlar doğuracağı muhakkak.
Bu senaryoların bir an için doğru olduğunu varsayalım.
Böyle bir tuzak var ise devletler bunu bilmez mi?
Ayrıca devletlerin bile çözemeyeceği bir oyunu görebilecek bilgiye, donanıma sahip kim var?
Şüphelerden ilerleyelim…
Dünyada bazı aşılarda “kan pıhtılaşması” gibi olumsuz etkiler görüldü, ancak Türkiye’de uygulanmakta olan Sinovac ve BioNTech ile ilgili ülkemizde raporlanmış ciddi bir olumsuzluk yok.
Aşı ile sonuçta vücuda Covid-19 virüsü enjekte ediliyor; elbette bünyesi zayıf ve alt hastalığı bulunanların bundan olumsuz etkilendiği olmuştur.
Nitekim, bu yöndeki şikâyetleri değerlendiren uzmanlara göre aynı kişiler virüsü başka yolla alsalar da sonuç değişmeyecek, hatta bazıları daha kötü bir netice ile karşılaşacaktı.
Nadiren olumsuz örnekler görülse de, aşılarla ilgili ülkemizde genele yansıyan büyük bir problem olmadı çok şükür.
Aksine, Türkiye’de kullanılan iki aşının yüksek oranda koruyuculuğu tespit edildi.
Son olarak Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 13 bin koronavirüs hastası üzerinde yaptığı bilimsel çalışmayı açıkladı.
Hastaneye gelenlerin içerisinde yüzde 0,1’i tek doz BioNTech, yüzde 10 ise tek doz Sinovac olanlar varmış.
“İki doz BioNTech olup hastaneye yatan yahut iki doz Sinovac yaptırıp hayatını kaybeden olmadı. Aşılar hastalanmaların yüzde 90’ını önledi” diyorlar.
Entübe edilen, yoğun bakıma alınan veya kaybedilen hastaların tamamının aşısızlar olduğunu gerek Sağlık Bakanlığı, gerek bu işin uzmanları yüksek tonda kamuoyuna anlatmaya çabalıyor.
Ve bunu doğrulayan örneklere biz de çevremizde bizzat şahit oluyoruz.
***
Aşılamanın yararı bu denli açık bir tabloyla ortadayken, devletlerin hem bizi, hem de ülkemizi bu beladan kurtarmak için aşıya davet etmesinde bir anormallik var mı?
Gelin görün ki, dünyada hatırı sayılır ölçüde aşı karşıtlığı var.
Bu işte istihbarat örgütlerinin de eli olduğu muhakkak.
Ölümler devam etmeli, korku ve endişe azalmamalı ki, onlar siyasi ve ekonomik olarak amacına ulaşsın.
Bu noktada, virüsü ilk kontrol altına alan ülkenin de Çin olduğunu, son olarak Delta varyantında da aynı “başarıyı” yakaladığını hatırlatmak isterim (!)
***
Önce maske ve test kitlerinin, sonrasında aşıların nasıl bir ekonomi oluşturduğu malumunuz.
Yeni varyantlarla bu işin daha epey devam edeceği belli.
Hem bu ağır yükten kurtulmanın, hem de durumdan istifade etmenin tek yolu; kendi aşımızı üretmek.
Nitekim Türkiye olarak buna çok yaklaşmış durumdayız.
Fakat, ciddi bir problemimiz var.
Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi; ‘aşı karşıtlığı’ meselesi.
Bu işte kullanılan en etkili mecra ise sosyal medya.
***
Biz bu mecranın nasıl ‘dezenformasyon silahı’ gibi kullanıldığını ilk Gezi’de tecrübe ettik.
Sonrasında Alevi vatandaşların evlerine çarpı koymak, Suriyelilere karşı halkı kışkırtmak gibi pek çok denemeyle karşılaştık.
Tuzağa düşmemenin, kirli planlara alet olmamanın tek yolu vardı; işbaşına getirdiğimiz hükûmetin ve devletimizin ne dediğine bakmak.
Yoksa akıbetimiz Brezilya gibi olabilirdi.
***
Uygulanan taktik hep şuydu;
Haklı gibi görünen bir gerekçe ile kitle oluştur…
Sonra bu kitleyi başka amaç için kullan.
“Haklı” gerekçe noktasında hata, kusur, ihmal varsa elbette sorgulanır ama iş başka bir yere taşınmaya çalışılıyorsa, hele hele devlete düşmanlık örgütlenmesine geliniyorsa burada oyun görülür ve ülkeyi yönetenlerin yanında yer alınır.
Şimdi bunu, aynı durumu sezdiğim aşı meselesine bağlayacağım.
Sosyal medyayı kitlesel silah gibi kullandıklarında uyguladıkları taktik ne oldu?
Bir - Olan bitenlerin arasına birçok uydurma senaryo ve yalan katıp, bunların üzerinden ardı arkası kesilmeyen propagandalarla tepki dozunu yükseltmeye çalışıyorlardı.
İki - Bu oyunu görüp birisi ses çıkaracak olursa örgütlü şekilde linç ediyor, uyguladıkları mahalle baskısıyla karşı çıkacak kişileri susturuyor, toplumu baskılıyorlardı.
Kimsenin konuşmaya cesaret edemediği böylesi durumlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gümbür gümbür rest çekip, hem etrafındakileri, hem de toplumu yüreklendirdiğine defalarca şahit olduk.
Biz de yazdığımızda neler olduğunu defaatle tecrübe ettik.
Şimdi de benzer bir durumla karşı karşıyayız sanki.
***
Belki devlet yetkilileri -bu defa durumun daha karmaşık olmasından ötürü- aşı karşıtlığı konusunda henüz sesini çok yükseltmedi ama önceki tecrübeler ışığında yeni bir ‘kitle oluşturma’ çabasını görüyorum dostlar.
Üstelik bu defa daha sinsi çalıştıklarını, iyi niyetli insanları da “haklı eleştiri” yaptıkları noktadan uzaklaştırarak, meseleyi başka bir yere taşımaya çalıştıklarını düşünmekteyim.
Üstüne basa basa vurguluyorum; kimse yanlış anlamasın, ASLA aşı karşıtlığı “devlet düşmanlığı”dır demiyorum.
Biliyorum; aşıları, Bilim Kurulunu, hatta Sağlık Bakanlığının ve hükûmetin aşıya teşvik, kapanma, maske, test kararlarını yerden yere vuran hükûmete yakın pek çok insan var.
Eleştirmek hakları, hatta belki faydalı.
Ayrıca isteyen aşı olur, istemeyen olmaz, beni ilgilendirmez.
Lakin onlar nasıl fikrini dile getiriyorsa ben de gördüğümü, hissettiğimi, düşündüğümü paylaşıyorum buradan.
Devletin yürüttüğü politikanın doğru olduğu, zaten başka çare de bulunmadığından hareketle aşı hususunda ne zaman fikir beyan etsem, kendince “haklı” sebeplerden ötürü aşı vurulmayan insanları domine eden, öfkelerini artırmaya, hatta devlete düşmanlığa sevk etmeye çalışan bir elin varlığını seziyorum.
Hele hele bunun çoğunlukla sosyal medya üzerinden, doğruluğu şüpheli bilgilerle pompalanmış bir öfke seli olduğunu ve bu öfkenin giderek devlete yöneldiğini görmek fena hâlde canımı sıkıyor.
Geçmişteki bunca tecrübeye rağmen sosyal medyadan yayılan tezviratın tek tek, güçlü bir şekilde çürütülmemesi de ayrıca can sıkıcı.
***
Yetkililer, aşının sağladığı faydayı yoğun bakımlardaki istatistikleri açıklayarak cevaplandırdıklarını düşünüyor olabilirler ama belli ki bu da ‘domine edilen’ kitleyi ikna etmeye yetmiyor.
Bakın, son birkaç günde üç doktor aşı vurulmadığı için koronadan hayatını kaybetti.
Yani…
Henüz doktorlar bile tam olarak aşıya ikna edilemediyse vatandaşa diyecek bir şey yok.
Bu yazıya konu olan asıl problem ise aşı karşıtı insanların, -kafa karışıklıkları giderilmediği için- devlete ve hükûmete karşı yönlendirilmesi.
“Aşı olmayalım, test yaptırmayalım, maske takmayalım! Peki bu virüsten nasıl kurtulacağız?” dediğimizde, örgütlü biçimde kendimize yakın insanların bile hücumuna uğradığımız tuhaf bir durumla karşı karşıyayız!
“Herkes kararını kendine saklasın, başkasını etkilemeye çalışmasın. Bakın ölenlerin çoğu aşısız. Bu vebali almayın” dediğimizde öfkeyle toplu saldırıya geçen insanları bu derece fanatikleştiren kimler?
Ve bu tablo nereye gidecek?
Belki de en başta bahsettiğim senaryolarla değil de, amaca bu yolla ulaşılmaya çalışılıyordur!
Endişemde yanılıyor muyum?