Yücel Koç

Düşünün;

Şayet AK Parti seçim kazanabilmek için HDP ile ittifak yapsaydı…

Türkiye’yi 25 eyalete bölmek için Anayasa taslağı hazırladıkları ortaya çıksaydı…

MHP’nin de böyle bir taslağa imza attığını, partinin üst düzey isimlerinden birisi itiraf etseydi…

HDP’ye, hâkim olduğu eyaletlerde “Buranın yer altı ve yer üstü bütün kaynakları senin” vaadinde bulunsaydı…

HDP’nin, terör örgütünün siyasi ayağı olduğu gerçeğini ısrarla gizlemeye çalışıp, kurulacak yeni hükûmette koltuk ve kadro vadetseydi…

Hatta, “İstediğiniz zaman özerklik ilan edebilir, Türkiye’den kopabilirsiniz” deseydi…

Türkiye’nin seçime kadar geçen her gününde birinci gündem maddesi bu olmaz mıydı?

         ***

Yetmezmiş gibi, FETÖ ile de uzlaşma yoluna gitse…

Darbe kalkışmasında 251 güvenlik görevlisi ve sivil vatandaşımızın şehit edilmesine sünger çekmeye çalışsa, devlet kadrolarına yeniden döndürmeyi vadetse…

Dış politikada 180 derecelik dönüşle Akdeniz, Ege, Karadeniz, Suriye, Irak, Libya; her nerede iddiamız varsa bunların tamamından vazgeçilip, Batı’nın isteklerine uygun hareket edeceğini açık açık duyursa…

Siyaset ve toplum her gün yine başka mevzuları mı konuşurdu?

Devletin yeni Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, tahta masasına uydurulan rakamlar ve olmayan altın klozet yalanlarıyla yıllarca konuşturanlar, yukarıda saydıklarımızın tamamını CHP ve ortakları vadettiği için suspus.

Daha can alıcı nokta…

Şayet Cumhur İttifakı böyle bir şeye kalkışsa, AK Parti ve MHP tabanı, bugün CHP’nin başını çektiği ittifaktaki partilere oy veren seçmenin yaptığını mı yapardı?

Cevap net; ASLA.

Nitekim, özellikle AK Parti tabanının pek çok meselede nasıl eleştiriler getirdiğine özellikle sosyal medyada çokça şahit oluyoruz.

Bu tabana “koyun” diye hakaret edenler, önce kendilerine baksın.

         ***

Şu yukarıda saydıklarımı bir partinin kabul edebiliyor ve bunun üzerine politika yürütebiliyor olması, tabanından da buna ses çıkmaması açıkça “zilleti” meşru görmektir.

Ne için?

Sadece seçim kazanmak bu denli önemli midir?

Yahut FETÖ ve PKK terör örgütlerinin yaptığı gibi “Amaca ulaştıran her yol mubahtır” anlayışı, Türkiye’yi nereye götürecektir?

Oy verdiği siyasi partiyi “dinî inanç” gibi görmeyip, azıcık düşünebilen, sorgulayabilen insan sormaz mı; 40 yıldır bu mücadele, bunca şehit niye verildi?

AK Parti sadece bir dönem HDP ile masaya oturdu, o da seçim ortaklığı değil, terör örgütüne silah bıraktırmak içindi.

Risk aldı, sabretti, denedi, olmadı…

7 Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti zayıflayıp koalisyon seçeneğine düşünce yeniden azan terör örgütüne gereği yapıldı.

Dışarıdan aynı ellerin yönettiği FETÖ darbeye kalkıştı, onun da icabına bakıldı.

Bu kalkışmaların neticesinde, Türkiye bir daha zayıf iktidarların eline düşmesin diye Cumhur İttifakı kendi işini zorlaştırdı, Başkanlık Sistemi’ne geçişi sağladı.

Ya yukarıda saydığım “zilleti” kabul eden, altına imza atan taraf HDP ile birlikte neyi amaçlıyor?

PKK’yı bitirmek mi?

Elbette değil.

Aksine 40 yıldır silahla elde edemediklerini masada vermeyi vadediyor.

Çöken FETÖ’ye, “Merak etmeyin, yeniden görevlerinize döneceksiniz” umudu veriyor.

Bu örgütleri içimize yerleştiren ağababalarına “Ne derseniz tamam” diyor.

Ve ne yazık ki bunlar bu ülkede siyaset yapabiliyor ve seçim kazanma umudu olabiliyor, öyle mi?

Diyelim amaçlarına ulaştılar, ertesi gün nasıl bir Türkiye’ye uyanacağınızı tasavvur edebiliyor musunuz?

8 Haziran 2015 sabahı yaşadık bunu.

Verilen şansın nasıl hoyratça ülkenin aleyhine kullanıldığını görünce 1 Kasım’da yeniden sandığa gittik ve bu da dışarıda Türkiye’nin kuklacısı olduğunu zannedenleri hopur hopur hoplatan Başkanlık Sistemi’ni, bununla birlikte bir büyük dönüşümü getirdi.

Savunmada yüzde 80’e yaklaşan yerlileşme böyle geldi.

Akdeniz’de, Ege’de, Karadeniz’de dünyaya kafa tutabiliyor, küresel krizin içinde yüzde 21 büyüyebiliyor, dünyayı sarsan pandemiyi kolay atlatabiliyor, teröre meydan okumalara sınırlarımızın ötesinde en az kayıpla cevap verebiliyor ve istikbale çok büyük umutlarla bakabiliyorsak bunların tamamını şu son 5-10 yıllık dönüşüme borçluyuz.

Yazdım, yine hatırlatayım; Kanal İstanbul dışında büyük yatırımı kalmadı Türkiye’nin

Bundan sonrası devler ligindeki ülkelerle teknoloji, enerji, üretim gibi pek çok başlıkta rekabete girişmek ki, bununla ilgili analizleri yabancı medyada çokça bulursunuz.

         ***

Elbette problemsiz bir ülke değiliz, başta gıda ve kira fiyatları olmak üzere, canımızı sıkan pek çok mesele var.

Ama zannetmeyin ki bunları sadece biz yaşıyoruz; şu an bütün dünya bu meselelerle boğuşuyor.

Pandeminin yol açtığı ağır hasar yetmezmiş gibi, küresel ısınmadan kaynaklı doğal afetler de dünyayı tehdit eden en büyük problemlerin başında geliyor ve biz bunlardan azade değiliz.

Dünya savaşları sonrası yaşanan ekonomik buhranın bir benzerini yaşıyor insanlık…

Bunların etkilerini giderek çok daha ağır hissedeceğiz maalesef.

Bir de üzerine kendi içimizde yönetim krizine düşersek, Allah muhafaza!

Mevzuyu dağıttık, toparlayalım.

“Zilleti” kabul edenler iktidara gelirse ne olur?

Büyük devrimler, büyük kaosların ardından gerçekleşir.

Bu seferkinin yanında, 7 Haziran sadece prova olur.