Yücel Koç

Bugünlerde koalisyon hükûmetiyle uğraşan Almanya, bizim gibi insansız hava aracı üretmek istedi.

800 milyon avro harcadı.

Yaptılar da…

Dün haberi geldi; Euro Hawk projesi iptal!

Ürettikleri Hawk’lar müzeye kaldırılacakmış.

Gerekçe; Avrupa havacılık kurallarına uymadığı!

           ***

Nedense bana hiç inandırıcı gelmedi.

Almanya gibi devasa bir sanayi ülkesi bunu yapamaz mı?

Yapar.

Nitekim yaptılar ve bu araçlar uçtu.

Peki şimdi niye müzeye kaldırıyorlar?

Çünkü yapmak yetmiyor, bir de bunları uçurmak için siyasi güç gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’ya biçilen rol malum.

Belli ki çerçevenin dışına çıkmasına izin verilmemiş.

Zaten siyasi buhran yaşıyorlar…

Mecburen tıpış tıpış kendi pozisyonuna dönmüş.

Mesele bu kadar basit.

           ***

Türkiye’nin durumu farklı mıydı sanki?

İkinci Dünya Savaşına girmedik ama Birinci Dünya Savaşında Almanya ile birlikte bedel ödeyen taraftaydık.

Bize de sınırlar çizildi.

Bir görülen, bir de görünmeyen yeni sınırlar…

İkinci Dünya Savaşı sonrası şartlar değişti.

Türkiye de CHP’nin tek parti döneminden, çok partili hayata, yani demokrasiye geçti.

Bu, sömürü zincirini kırmak için bir umuttu.

Adnan Menderes denedi, ağır bedel ödedi.

Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Alparslan Türkeş gibi liderler de…

Hepsine Menderes’in akıbeti gösterildi.

Demirel, “Türkiye ne zaman take off’a (kalkış) geçse, bir el yeniden indiriyor. Çözüm Başkanlık modeli” dedi.

Öyleydi nitekim.

Parlamenter sistem diye bir bela vardı başımızda.

Türkiye koalisyonlardan kurtulamaz, hükûmetler üç-beş aydan ötesini göremezdi.

Menderes’ten sonra koalisyonsuz iktidarı Demirel ve Özal kurabilmişti.

Ve Türkiye, Menderes’in ardından en büyük kalkınmayı onların döneminde görebilmişti.

Ne var ki her defasında yeniden koalisyon çukuruna düşmemiz çok sürmedi.

Parti kongresinde suikast girişimi denenen Özal, Cumhurbaşkanı olup hedef tahtasından çıkmaya çalıştıysa da, Çankaya Köşkü’nde şüphe ve sırlarla dolu biçimde hayatını kaybetti.

Daha “dün” diyeceğimiz 90’lı yıllar, Özal suikastı gibi pek çok kaotik hadiselerle geçti.

           ***

Her beş yılda ekonomik kriz, her on senede darbe ‘rutin’dendi.

Kurulan hükûmetlere “Bir sene dayanırsa çok iyi. Biraz nefes alırız” denirdi.

Sonra AK Partili dönem geldi.

Geçmiş hükûmetler, liderler ne yaşamışlarsa, hepsi bu hareketin lideri Recep Tayyip Erdoğan’a karşı denendi.

Lakin bu defa karşılarında “Kefenimi giyip geldim” diyen, milletin de tam destek verdiği bir irade vardı.

Zincirler teker teker kırılmaya başlandı.

Dün Almanya’nın müzeye kaldırdığı İHA ve SİHA projesi var ya…

İşte bu irade sayesinde yapıldı ve sahada fiilen kullanılmaya başlandı.

Hem de dünya savaşları sonrası racon kesenlere rağmen!

           ***

Şimdi dönüp savunma sanayiinde yapılanları, bunların Suriye’de, Akdeniz’de, Kafkaslar’da hangi başarıları getirdiğini yeni baştan anlatmayalım.

Bilmemiz gereken şu ki, elin oğlu da boş durmuyor…

Kavga sadece bizimle değil, daha büyük güçlerin birbirlerine karşı kullandığı “pandemiye yol açan virüs” gibi görünmez kitle silahları devrede!

Bunlar dünyayı buhrana sürüklerken, bir taraftan ABD, öbür tarafta Rusya etrafımızda yeni yeni üsler kuruyor.

Yunanistan’da olanlara, verilen beyanatlara bakın, neyin hazırlığının yapıldığını anlarsınız.

ABD, tatbikat bahanesiyle Yunanistan’a 15 adet F-15 daha gönderdi.

Kimin için?

Yunan Başbakan, “Türkiye’yle savaşırsak Fransa bizi korur” diyor.

E bundan da şüpheniz olmasın!

           ***

Bu meydan okumalar boşuna yapılmıyor.

Türkiye, Akdeniz’deki devasa büyüklükte doğalgaz ve petrol rezervinden hakkını istiyor.

Suriye sınırı boyunca, İsrail’e sunulmak üzere hazırlanan terör devletinin önünü kesiyor.

Batı ve İsrail’in istediği asırlık proje akamete uğratılırken, İran da çıldırmışçasına Türkiye ve Azerbaycan’ı hedef alıyor.

Hem de tam da Batı’nın istediği şekilde Ermenistan’ı destekleyip, Azerbaycan-Türkiye ittifakına karşı kışkırtmaya çalışıyor.

Tuhaf değil mi?

Peki bunlar tuhaf da, Türkiye siyasetinde olanlar çok mu normal?

Açık açık Batı’ya, “Merak etmeyin, biz iktidara gelince istediklerinizi harfiyen yerine getireceğiz” mesajı vermek mesela!

Yahut ABD’nin silah yığdığı PKK terör örgütünün siyasi kolu ile iktidar ve ‘federatif yapı’ öngören yeni anayasa hayalleri kurmak!

Batı’nın engelleyemediği Başkanlık sistemini ortadan kaldırıp, yeniden onların hükümranlığını sürdüreceği parlamenter sistemi getirmeyi taahhüt etmek!

Batı’nın Başkanlık sistemine olan hıncı ve engelleme çabaları ortadayken, “Hiç endişeniz olmasın, biz size istediğinizi tekrar vereceğiz” demek!

           ***

Karşılaştığımız tablo şudur;

Dünya, kartların yeniden dağıtıldığı, bugün vereceği kararın neticesinde en az yarım asrını şekillendireceği bir eşikte bulunuyor.

Türkiye de bu süreçte en fazla baş ağrıtan, hatta gerektiğinde gücünü ortaya koyan aktör.

Bakın, şimdi yine Suriye’ye operasyondan bahsediyor.

Tutulmayan sözlerin neticesinde, kendi göbeğini keseceğini söylüyor, -ki yapacak, bunu onlar da çok iyi biliyor.

Etrafımızda bunlar olurken, üzerimizde bunca hesap yapılırken, ekonomimizdeki problemler ve yüklendiğimiz “göç” elbette tesadüf değildir.

Suriyeli göçünün, en çok da PKK/YPG ile DEAŞ arasında geçen danışıklı dövüşle üzerimize salındığını, yapılan ve yapılacak olan bu operasyonların, geriye göç için kritik önem taşıdığını da hatırlatmak isterim.

Yaşadıklarımızın hiçbiri tesadüf değil ama Türkiye de eskisi kadar çaresiz değil.

Pandemide devasa hastanelerin kıymetini nasıl anlamışsak, gün gelecek bu silahların önemini de en az o kadar kavrayacağız.

Başa dönersek…

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının neticesi ortada.

Şu gün olmuş, Almanya’nın durumu da…

Günü geldiğinde neyin kararını vereceğimizi hatırlatmak istedim.

Yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiğimiz bu mücadeleden vazgeçmek de bir seçenek elbet!

Öncekilerden farkı; bu defa kararı bizatihi millet verecek.

Şu bile, Başkanlık sisteminin önemini göstermiyor mu?