Yusuf Alabarda

Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali başladığından bu yana Türkiye âdeta tüm dünyanın gözü önünde baş döndüren bir diplomasi trafiğinin merkezi hâline gelmiş durumda. Bu diplomasi trafiği kapsamında geleni gideni uzun uzun buraya yazarak tahditli bir alanı zayi etme niyetim yok, zira yeteri kadar yazıldı çizildi.

Pekiyi ne oldu da Türkiye bu kadar cazip bir eksen hâline geldi?

Her yazımızda ve her konuşmamızda ‘Türkiye’de eksen kayması yaşanıyor’ diyerek ortaya konulan siyaseti itibarsızlaştırma çabası içinde olanlara ısrarla, ‘Türkiye eksen kayması yaşamıyor, tam tersine kendi bölgesinde bizatihi kendisi bir eksen hâline geliyor’ demiştik.

Şimdi olan ise bahsettiğimiz bu Türkiye ekseni her geçen gün biraz daha berraklaşıyor.

Muhammed bin Zayed Ankara’yı ziyaret ettiğinde, Türkiye’nin bu noktaya kendiliğinden gelmediğini bu köşede birçok parametre üzerinden değerlendirmiştik.(*)

Aynı konu baş döndüren bu diplomasi trafiği için de geçerlidir.

Türkiye bugün bölgesinde diplomasinin bir çekim gücü hâline geldiyse, bu kendiliğinden olmadı. Türkiye’nin coğrafyada kapladığı alanı bir siyaset ile tahkim etmez ve sadece coğrafyanın size vereceği avantajı atalet içinde kullanmaya kalkarsanız, ABD ve AB gibi küresel güçlerin size emlakçı perspektifi dışında değer vermemesinin de kapısını aralamış olursunuz.

Oysa Türkiye her geçen gün altyapı ve ulaştırma yatırımları, savunma sanayi, güvenlik siyaseti, enerji politikaları gibi noktalar üzerinden yıllardır güç tahkim ediyor. Hatta bu alanlardaki pozisyonunu zaruret kesbettiğinde sert gücü ile de desteklemekten imtina etmiyor.

Bu tür durumlarda Troçki’nin Rus Devrimi’nin on beşinci yıl dönümü münasebeti ile Danimarka’da yaptığı ‘Rus Devrimini Savunurken’ isimli konuşması aklıma gelir. Troçki, Lenin’e atıfla ‘Dünya çapındaki rekabet ne kadar keskinleşirse, silahlanma yarışı ne kadar çığırından çıkarsa, durum en zayıf ülke ve toplumlar açısından o kadar dayanılmaz olur. Dünya kapitalist zinciri, her zaman en zayıf halkasından kopar’ der.

2008 yılından bu yana küresel ekonomik sistemin içinden çıkamadığı bir yalpalanma yaşamaktayız. Bu küresel buhran yeni bir düzene ya da denge noktasına ulaşarak normalleşmez ise, sanırım sistem en zayıf halkalarından koparak vahşi bir hesaplaşmaya gidebilir. Tam bu noktada Türkiye’nin istikrarlı hükûmetler eli ile yirmi yıldan fazla yönetilmesinin rolü son derece çok kıymetli.

 

Enerji, gıda ve ham madde

 

Rusya’ya yönelik uygulanan izolasyonlar ve yaptırımlar önümüzdeki aylarda kendini başta enerji, ham madde ve gıda alanında gösterecek. Özellikle yüzde seksenden daha fazla bir oranda boru hatlarına tabi olan doğal gazın tedariki, en çok Avrupa ülkelerini zorlayacak.

 

Avrupa’nın enerji çıkmazı

 

AB ülkelerinin İngiltere de dâhil edildiğinde kullandığı doğalgaz miktarı yaklaşık 420 milyar metreküp. Bunun yaklaşık 183 milyar metreküplük kısmı Rusya’dan tedarik edilmekte. Rusya’nın tüm dünyaya takribi doğalgaz ihracatı ise 250 milyar metreküp civarında.

Özellikle Avrupa’ya verilen gazın alternatif kaynaklardan tedariki kısa vadede hayati bir önem taşımakta. İsrail Cumhurbaşkanı Herzog ve Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile arka arkaya yaptıkları görüşmeler bu açıdan çok önemli.

 

Azerbaycan gazının önemi ve TANAP

 

Trans Anadolu Boru Hattı’nın (TANAP) taşıyabileceği doğalgaz kapasitesi 16 milyar metreküptür. Lakin söz konusu hat ilave yatırımlar ile 31 milyar metreküp gaz taşıyabilecek bir şekilde tasarlanmıştır. Dolayısıyla TANAP Avrupa’nın ihtiyaç duyacağı gaza önemli bir alternatif oluşturacaktır. Bu hatta 15 trilyon metreküp üzerinde gaz rezervi bulunan Türkmen gazı da ilave edilebilirse, TANAP son derece önemli bir enerji hattına dönüşebilir.

Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarının işgalden kurtarılması ve Ermenistan ile kurulmaya başlanan sıcak ilişkiler, Avrupa’nın enerji güvenliği açısından da son derece önemli hâle gelmiştir. Türkiye sert güç kullanarak ortaya çıkarılmış bu zemini enerji siyaseti açısından önümüzdeki süreçte çok iyi değerlendirmelidir.

Ermeni lobilerine teslim olmuş ABD ve Fransız siyasetinin, Kafkasya üzerindeki söylemlerinin sona erdirilmesinde şu an ortaya çıkan konjonktür son derece önemlidir ve Azerbaycan devleti bu konuyu kendisi de bizzat önümüzdeki süreçte masaya koyacaktır.

 

Körfez ülkeleri, boru hatları ile Türkiye’ye entegre olur mu?

 

Katar, BAE ve Suudi Arabistan gazının da boru hatları vasıtası ile Türkiye’deki hatlara bağlanması ne kadar mümkündür çok belirgin değil. Lakin gaz ihracatını daha çok sıvılaştırılmış bir şekilde gerçekleştiren Körfez ülkeleri, ilaveten boru hatları vasıtası ile de ihracata yönelirse, Suriye’deki krizin Avrupa enerji güvenliği açısından bitirilmesi söz konusu olabilir.

 

AB-Türkiye enerji faslı ve GKRY blokajı

 

İsrail ve muhtemel Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya nakledilmesi ise, hâlihazırda en önemli konudur. Avrupa’nın enerji güvenliği açısından Doğu Akdeniz gazı şayet Avrupa’ya Türkiye üzerinden ulaştırılacaksa, Türkiye ile AB arasında devam eden enerji faslının da masaya yatırılması gerekmektedir.

Türkiye’nin AB ile kapanmayan dosyalarından birisi de enerji faslıdır.

Enerji faslı Rum Yönetimi tarafından uzunca bir süredir bloke edilmektedir. Avrupa gibi bir coğrafyanın enerji ihtiyacı, Rum Yönetimi gibi maksimalist hedefleri olan bir yönetimin hırslarına kurban edilmemelidir.

Bu yüzden önümüzdeki süreç, Rum Yönetimi’nin uzlaşmaz tavırlarının ve Suriye iç savaşının masaya yatırılacağı kritik bir dönem olacaktır.

 

İran gazı

 

İran gazının da Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması son derece önemli bir konu olarak yine önümüzdeki süreçte bolca müzakere edilecek bir konudur.

Bu hususun İsrail açısından ne kadar hayati bir konu olduğunu tereddütsüz Avrupa da bilmektedir. Lakin İran’ın aşması gereken yegâne engel, İsrail’in Avrupa üzerinde uygulayacağı tazyikten ibaret değildir. İranlı yetkililerin üst perdeden ve Türkiye ile koordine etmeksizin gaz ihracatına hazır olduklarını beyan etmeleri, Viyana’daki nükleer müzakere masasında el yükseltmek istemesindendir.

Üzgünüm ki İran’ın bu konuyu Türkiye ile oturup görüşmeksizin ele alması, İran’ı hayal kırıklığına uğratabilir. Elbette gazını likit bir formda gemiler üzerinden Basra Körfezi'ni aşarak pazarlamak niyetinde ise bu farklı bir husus.

 

Libya petrolü ve gazı

 

Avrupa, Libya’daki Rus varlığını ve bu varlığın Avrupa’nın güney kanadına oluşturduğu tehdidi bugüne kadar görmek istemedi. Sanırım Fransa’nın illüzyonu Libya’da da Avrupa açısından sona erecek. Çünkü Libya Avrupa açısından hem petrol hem de doğalgaz noktasında son derece kritik bir ülke.

Türkiye’nin Libya’da oluşturduğu sağlam zeminin üzerine yeni bir kazan-kazan siyaseti inşa etmesinin de şartları sanırım oluşmaktadır. Bu konudaki gelişmelerin de hızlandığını hep birlikte önümüzdeki günlerde izleyerek göreceğiz.

 

Son bir söz de muhalefete

 

Ukrayna’nın işgali başladığı anda Türkiye’deki muhalif partilerden enerji, ham madde ve gıda konusunda alternatifli bir stratejik vizyon ortaya koymalarını beklerdik. Lakin hep birlikte şahit olduk ki muhalefetin önerileri S-400 ve nükleer santralin durdurulması ve Rusya ile tüm bağların kopartılmasından öteye geçemedi.

Tüm bu önerilerin Batı paradigması ile uyumlu bir vagon siyaseti olduğunu Soğuk Savaş’tan bu yana bedel ödeyerek biliyoruz.

.....

(*)www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/621631.aspx