HAZİRAN 2018 CUMHURBAŞKANLIĞI VE MECLİS SEÇİM SONUÇLARI
04.06.2018 06:30
Sabrın sonu selamet

"Biz onu (belalara) hakikaten sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu. Şüphe yok ki o tamamen Allah'a dönen (bir zat) idi." (Sad sûresi)

Eyyûb aleyhisselâm Şam Ürdün arasında Beseniyye beldesinde yaşar. Babası Hazreti İshak’ın, annesi ise Lût aleyhisselamın neslindendir. Hanımı Leyya (Rahime) Hazreti Yusuf’un oğlu Efrahim’in kerimesidir.  
Allahü teâlâ ona mal mülk verir. Geniş araziler, bahçeler, otlaklar... Emrinde 500 işçi çalışır, 500 çift öküzü ve aletlerini taşıyan 500 merkebi vardır… Yüce Rabb’imiz on tane evlat verir ona ve bol bol nafaka…
Bakın şu berekete ki koyunlarının yünleri kendiliğinden ibrişim olur, talep görür civarda.
Eyyûb aleyhisselâm cömertliği ile tanınır, sofrasında bir yolcu, derviş, seyyah bulunur mutlaka. Para ne için lazımdır zaten, hayır ve hasenata.
Dullara ve yetimlere sahip çıkar, onlar yemedikçe yemez, giymedikçe giymez, ellerinden tutar. İbrahim aleyhisselâmın dini üzere tevhidi anlatır insanlara.

İMTİHAN
 Vakta ki koyunlarını sel, ekinlerini yel götürür. Eyyûb aleyhisselam nasihatte bulunmaktadır o sıra. Şeytan çoban sûretinde gelir servetinin telef olduğunu söyler yana yakıla. Mübarek hiç sükûnetini bozmaz, “kederlenme” der, “malı Rabb’im vermişti, aldı. Sâhibi değil mi? Dilediğini yapar.”
Felaket karşısında hamd-ü senâ… Şeytan perişan olur âdeta. Hani azıcık söylense, yakınsa, sızlansa…
Sonra hocaları ile ders okuyan yavruları zelzeleye uğrar, hiçbiri kurtulamaz. Şeytan yine koşar feryâd figân. “Ey Eyyûb! Allah evini yıktı. Yavruların inleyerek öldüler, gel cesetlerini gör hepsi paramparça!”
Eyyûb aleyhisselâm tevekkülünü bozmaz. “Evlâdım emanet idi aldı. Biz kuluz, sadece şükrederiz Allah’a (celle celalüh)”
Hâsılı malı ve evlâdı ile girdiği imtihanlardan yüzünün akıyla çıkar.  
Sıra gelir sıhhati ile olana. Çiçek mi cüzzam mı bilmiyoruz ama yakalandığı hastalık hayli ağırdır, düşünün etleri yarılıp açılır. Öyle hâlsizdir ki lokmasını iki eliyle kaldırabilir anca. Derken dili şişip ağzını doldurur, yemek içmek ne mümkün, soluk alabildiğine şükreder büyük bir bağlılıkla.
İyi de bu dert ya bir gün kalbini de sararsa, Rabb’imizin zikrinden mahrum kalırsa?
Belde halkı selâmı sabahı keser, yakınları uğramaz olurlar. Şeytan “bu illet size de bulaşır” diye vesvese verince, aralarından çıkarır atarlar bir kuytuya. Hanımıyla kalakalır sahra ortasında. Ottan çöpten bir sığınak yaparlar, basit bir sundurma.
Zamanında iyiliğini görenler, sesini işitmez olur, dönüp de bakmazlar.

O BİLİYOR
Bir gün zevcesi “sen duası makbul insansın” der “acaba şifa vermesi için yalvarsan Allahü teâlâya?”
- Rabb’im yetmiş yıl nimetler içinde yaşattı, çektiğim 7 yıllık dert onun yanında çok kısa. Kaldı ki eskiden günümüz işle güçle geçerdi. Şimdi ne mal kaldı, ne evlât. Gecem gündüzüm zikr ile geçiyor, ne kadar şükretsem az!”
Bazıları serzenişten hoşlanır malum, korkutulmadan ürker, dövülmeden ağlar, gereksiz asabileşir, lüzumsuz konuşurlar. “Mutlaka bir günah işledin ki bu hâle düştün” derler kinayeli bir üslupla.
Ama aralarında öyle gençler vardır ki imanları sarsılmaz. Bunun imtihan olduğunun farkındadırlar. Demek hikmet ilerlemiş yaştan, ağarmış saçtan gelmiyor, samimi kalplerde yeşeriyor.
Bu arada şeytan bilge bir hekim kıyafetinde hanımına görünür ve “bana secde et, efendini iyileştireyim” der kendinden emin tavırlarla. Rahime Validemiz ağzının payını verir, kalbini bozmaz asla.  
Bir başka gün, ‘Sen Efrahim’in kızı değil misin’ der, “Kendine yazık etme, bak hastalık sana da geçer sonra.” Rahime Annemiz yüzüne bile bakmaz, uzaklaşır kaçarcasına…
Eyyûb aleyhisselam “Narın da hoş, nurunda” diyenlerdendir, derdini sevmeye başlamıştır hatta.  
O gün yalnızdır. Başını secdeye koyar. “Ayağınla (yere) vur” buyrulur. Vurur iki pınar. Sıcak olanla yıkanır, serin olanı yudumlar. Vücudu güçlenir kuvvetlenir, yaralarından eser kalmaz. Yakışıklı bir genç olup çıkar. Cebrail aleyhisselam ona kıymetli elbiseler getirmiştir, başına taç giydirmiş, altın serpmiştir kaftanına, hükümdara dönmüştür âdeta.

BİRİ VARDI BURDA
Rahime Hatun geldiğinde efendisini yerinde bulamaz. Nasıl da telaşlanır ama. Öyle ya eli ayağı tutmayan bir aciz, böyle bir başına şu kuytuda…  Yabani hayvanlar paralayabilir Allah muhafaza.
Sağa sola koştururken Eyyûb aleyhisselâma rastlar ama tanıyamaz.  Sorar “burada bir mübtela olacaktı, haberiniz var mı acaba?”
- O senin neyin olur?
- Zevcimdir.
- Görsen tanır mısın?
- Nasıl tanımam.
- Dikkatlice bakar mısın bana.
- Aaa! Yoksa?
Eyyûb aleyhisselâm gülümser, Rahime Hatun’la, sarılır kucaklaşırlar. Aynı suyla yıkanınca hanımı da gençleşir güzelleşir, Allahü teala çocukları da diriltir, bağışlar onlara. 16 çocukları daha olacaktır ayrıca.
Bir melek harman yerine davet eder. Bir bulut gelir ki kıpkızıl altın. Dökülmeye başlar semâdan.
Eskiden nesi varsa fazlasıyla verilir, mal, mülk, evlat, bina.

AHDİ YERİNE GELİR
Mevzu nedir bilmiyoruz, Hazreti Eyyûb hastayken bir ara darılır hanımına “bir iyileşeyim yüz sopa vurmazsam sana!” Ve iyileşir ayağa kalkar. Allahü teâlâ hem yeminin yerine gelmesini, hem de Rahîme'nin incinmemesini murad eyler. Hazreti Eyyûb'e yüz tane ince çubuğu desteleyip bağlamasını vahyeder, bir defa vuracak, olacaktır yüz sopa! Rahime annemiz o kadar hoşnut olur ki anlatılamaz, Cenâb-ı Hakk'ın lütfuna mazhar olmuştur açıkça.
Hazreti Eyyûb o gün derin bir ah çeker. “Ahh! Ah ki ne ah! “
Rahime Annemiz sorar “Hayrola?”
- Sahradayken seher vakitleri ‘Ey bizim hastamız nasılsın’ diye ses işitirdim. İyileştiğimden beri duyamadım bir daha.
Mübarek 140 yıl yaşar, bir ömür tebliğde bulunur ama sadece yedi mümin iman eder ona. Hâkimin biri "sana inanırım" der, "eğer evim direksiz durursa havada." Dua eder olur. Düşünün adam direksiz evde yatar, devam eder inkâra.
Hazreti Eyyûb’un adı Kur’an-ı kerimde En’âm, Nisâ, Sâd, ve Enbiyâ sûre-i celilelerinde geçer. Tefsir ve kısas-ı enbiyâ kitaplarında çeşitli rivayetler vardır hakkında.

Hazreti Zülkifl
Elyesa aleyhisselamın eceli yaklaşmıştır, kendisine vahiy gelir. “Mülkünü, İsrailoğullarından gece sabaha kadar ibâdet eden, namaz kılan, gündüzleri oruç tutan ve insanlar arasında kızmadan hükmedecek birine bırak.” Kendisine verilen emri aktarınca bir genç kalkar: “Bu işi üzerime alırım” der. Kavmin içinde ondan büyükleri yaşlılar vardır oysa. İkinci defa aynı teklifi yapar, o genç kefil olur yalnızca. Üçüncü defa tekrarlar, yine o genç talip olur. Bu genç Eyyub oğlu Bişr’dir. Üç kere kefil olduğu için Zülkifl derler ona.

YORUMLAR