Salih Uyan

Çok güzel bir ülkede güzeller güzeli çocuklar yaşarmış. Bu çocuklar okula başladıkları ilk günden itibaren sınavlara hazırlanırlarmış. Neti çok olanlar göğüslerini gere gere dolaşırken, düşük olanların başları öne düşermiş.
Bu ülkede yaşayan aklı başında insanlar “Çocuklarımız yarış atı değil. Artık bu sınav yarışına bir son verin!” diye seslerini yükseltmeye başlamışlar. Nihayet bir gün yetkililer sınavların kalkacağını söylemiş.
Herkes şaşırmış. Sınavlar kalkınca çocukların hangi okula hangi şartla gireceğini anlayamamışlar.
Açıklama yapan yetkililer de konuyu tam anlayamamış olacak ki, kısa bir süre sonra sözlerini geri alıp, sınavların kalkmayacağını ama liseye girmek için sınava giren kişi sayısının azalacağını söylemişler. Bu arada soruların artık bilgi sorusu olmayacağı, yoruma dayalı ve düşünme becerilerini ölçen sorular olacağı da eklenmiş.
Yayınlanan örnek sorular da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını haykırıyormuş. Özellikle matematik soruları öğretmenleri bile zorlayan türdenmiş. 
Zamanlama da pek manidarmış. Okullar açıldıktan, öğrenciler TEOG hazırlık kitaplarını aldıktan sonra bu açıklama yapıldığı için birçok kişi zor durumda kalmış.
Ve bir sabah gazetelerde şöyle bir haber yayınlanmış;
“Öğrencilerin sadece yüzde 10’u sınavla öğrenci alan okullara gidecekler. Kalanlar da evine yakın okullara yerleşecek. Böylece toplumdaki sınav kaygısı azalacak, çocuklar rahat edecek.”
Birkaç ay sonra da sınavla öğrenci alacak okulların listesi açıklanmış. Tartışmalar, itirazlar ve soru işaretlerini de beraberinde getiren listede 1367 tane okul varmış. Bu okulların 747 tanesi İmam Hatip ve meslek liselerinden oluşuyormuş. Zaten itibar kaybına uğrayan Anadolu Liseleri bu listeyle birlikte iyice gözden düşmüş. Çünkü 34 şehrin listesinde hiç Anadolu Lisesi yokmuş.
Listeyi gören herkes bu okulların neye göre seçildiğini tartışmaya başlamış.
Kimileri bu listenin İmam Hatip liselerini güçlendirmek için hazırlandığını söylemiş. Kimileri yetkilileri beceriksizlikle suçlamış. Kimileri de listede olması gerektiği hâlde olmayan okullar için itiraz işlemlerine başlamış.
Bu arada devrin Millî Eğitim Bakanı çıkıp sistemi savunmuş. Eski Millî Savunma Bakanı olduğu için bu konuda bayağı iyiymiş.
Demiş ki: “Ya arkadaşlar! Çocuklarımız yarış atına döndü diyen siz değil miydiniz? Biz sınavla öğrenci alan okulların sayısını azalttık. Şimdi bizim okul niye seçilmedi diye itiraz ediyorsunuz? Eğer herkesin istediği okulu listeye alırsak, eski hâlimizden ne farkımız kalacak?”
“İyi de” demiş halk; “Biz okul sayısı düşük diye itiraz etmiyoruz. Bazı köklü ve başarılı okullar listeye alınmazken, İmam Hatip liselerine bu kadar cömert davranıldığı için kızıyoruz.”
Bakan da onlara şöyle cevap vermiş: “Biz önce her ildeki Fen Liseleri ve Sosyal Bilimler Liselerini seçtik. Bu okullar yüzde 10 için yeterliyse, sizin bahsettiğiniz köklü okulları mecburen liste dışında bıraktık. İmam Hatip okullarını listeye koyduk ama sonuçta karar verecek olan halktır. Seçmezlerse okullar boş kalır. Siz şimdi %10’u tartışmayı bırakın da yüzde 90’a odaklanın. Bizim amacımız tüm okulların eğitim kalitesini yükseltmektir.”
Halkın bir kısmı ikna olmuş ama büyük çoğunluk soru işaretleriyle boğuşmaya devam etmiş. Bütün bunlar yaşanırken en rahat olanlar özel okullarmış. Seslerini çıkarmadan, yüzlerinde manidar bir gülümsemeyle bekliyorlarmış.
Yapacak bir şey olmadığı için halk adrese dayalı sistem için tercih bölgelerinin açıklanmasını beklemiş. Bu arada evlerini iyi okulların yakınına taşımayı düşünenler, ülkede “Eğitim Göçü” kavramının gündeme gelmesine sebep olmuş.
Herkesin dileği, girişi ve gelişmesi biraz mahzun olan bu hikâyenin mutlu sonlanmasıymış.
Çünkü bu hikâyenin kahramanları çocuklarmış.
Ve çocukların mutsuz olduğu ülkelerde gelecek hayalleri kurulamazmış.
Not: Hikâye temmuz ayında devam edecek. İnşallah o yazıya “Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Bir de dönüp bakmışlar ki bir arpa boyu yol gitmişler” diye başlamam.