10.12.2021 08:22
Sinemada bu hafta | 10 Aralık

Yönetmen Steven Spielberg’ün 60’ların klasik eserine yeni yorumlar getirdiği “Batı Yakası’nın Hikâyesi” garip hassasiyetlerle işlenen kolektif ruhlu bir film…

MURAT ÖZTEKİN

KLASİK ESERE SPIELBERG YORUMU
‘Batı Yakası’nda çok şey değişti!

Hollywood sineması, zaman zaman fikrî bir kısırlık içerisine girer ve bu dönemlerde sık sık mazinin ihtişamlı filmleri, yine yeniden beyazperdede arzıendam eder. Amerikalı yapımcılar, bu sene de Avrupa’dan eserler devşirdiği gibi; “Cruella”, “Candyman” “Twist” ve “The Guilty” gibi yeniden çekimlerle geçmişin film makaralarını karıştırdı. Usta yönetmen Steven Spielberg de, “Batı Yakası’nın Hikâyesi” (West Side Story) filminde bu şekilde ilk defa bir müzikale imza atıyor.

KLASİKTEN İLHAMLA…
Eser, aslında “Romeo ve Juliet”ten ilhamla oluşturulan aynı isimli müzikal oyuna ve sinema adaptasyonuna dayanıyor. 1950’lerin New York’undan ırkçı ve sınıfsal bir aşk hikâyesi sunan eser, vakti zamanında Broadway tarihine damga vurup dünyaya yayıldı. Oyunun Jerome Robbins ve Robert Wise tarafından çekilen filmi de (1961) büyük rağbet görüp, 10 Oscar birden aldı.
Steven Spielberg şimdi bir takım yeniliklerle, eseri seyirciye yeniden hatırlatıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Ansel Elgort, Rachel Zegler, Ariana DeBose, David Alvarez, Rita Moreno, Brian d’Arcy James ve Corey Stoll gibi isimler yer alıyor.

O İMKÂNSIZ AŞKLARDAN BİRİ
New York’un kentsel dönüşümlerle değişmeye başlayan bölgesinde geçen hikâyede; Porto Riko kökenliler ile “Gringo” olarak adlandırılan beyazlar, sık sık karşı karşıya gelir. Sokak kavgalarıyla bir birlerini yedikleri gibi dans partileriyle de bunu yaparlar. Yine o dans buluşmalarından birinde beyaz Tony ile koyu tenli Maria, birbirlerini görür ve bir aşk alevlenir. Tabii yeni kavgalara sebep olacak, malum imkânsız aşk hikâyelerinden biridir bu…
Senarist Tony Kushner ile birlikte çalışan Spielberg, “yeniden yapım” denilebilecek eserde klasiğin özüne saygılı hareket ediyor ama bugüne uygun ciddi birtakım tashihler yapmaktan da geri durmuyor. Daha renkli eserde artık Hollywood’da yazılı olmayan bir kaide hâline gelen “queer” karakter kullanma işine de harfiyen uyuluyor. Büyük yenilik!

KAHVERENGİ DÖNEM TASVİRİ
Detaylı dekor ve konseptlerle tesirli bir dönem tasviri yapılıyor. 1950’ler kahverengi pastel tonlarla yansıtılıyor. Genç isimlerin sahici oyunculukları da filme güç katıyor.
Spielberg, Porto Rikoluların maruz kaldığı İspanyolca yasakları üzerinden, ırkçılığı eleştiriyor ve aşkı her türlü farklılıkları yok edecek bir reçete olarak sunuyor. Tabii, “fantastik” bir reçete bu... Mesela Maria, 24 saat önce görüp sevdiği adamın kardeşini öldürmesini görmezden geliyor. Aşk nelere kadir! Enteresandır filmde geçen İspanyolca diyaloglara da alt yazı konulmuyor. Sebebi ise Spielberg’ün açıkladığı üzere lisana saygı! İyi ama bizim kabahatimiz ne?
Fakat yine de kolektif bir ruhla inşa edilen hikâye, konusu için fazla karmaşık kalıyor ve doğrusu bazı unsurlar gereksiz bir şekilde abartılıyor. Hasılı “Böyle bir filme gerek var mıydı?” sorusunu sormak hepimizin hakkı oluyor. Cevap ise eserin iz bıraktığı yere ve Spielberg hayranı olup olmamanıza göre değişiyor!

EVDEKİLER
Olmasaydı sonunuz böyle!

Serseri üç genç adam; Nathan, Gaz ve Terry,  İngiliz kırsalındaki bir yaşlı çiftin evini soymaya karar verir ve arabasını aldıkları arkadaşları Mary’i de bir şekilde bu işe bulaştırırlar. Ancak eve girdiklerinde bekledikleri gibi para ve mücevherlerle karşılaşmazlar. Derken ev sahiplerini bekleyip bodrumdaki kasanın şifresini zorla öğrenmeye karar verirler. Yaşlı doktor ve eşi, haneye geldiğinde işkencelere rağmen, enteresan bir şekilde kasanın şifresini söylemez. İkili sandıkları gibi değildir ve onları bir oyuna çekerler…

Yönetmen Julius Berg, ilk uzun metrajlı filmi olan “Evdekiler”de (The Owners) böyle bir hikâyeye sahip gerilime imza atıyor. Eserin oyuncu kadrosunda Game of Thrones dizisinden tanınan Maisie Williams’ın yanı sıra Sylvester McCoy, Rita Tushingham, Jake Curran gibi isimler var... Bir suç filmi gibi açılan “Evdekiler”, giderek gerilim türüne kayıyor. Özellikle filmin ikinci yarısında akıllıca kullanılan unsurlarla tesirli gerilim sekansları meydana getiriliyor. Ancak daha ziyade genç oyuncuların performanslarına yaslanılan eserde sık sık mantıkla ters düşülerek nihayette büyük potansiyel hayal kırıklığına dönüştürülüyor. Bize de “Olmasaydı sonunuz böyle!”  demek düşüyor...

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
> ‘Dayı: Bir Adamın Hikâyesi’
> ‘Bayram Şekeri’
> ‘Satranç’
> ‘Lain’
> ‘Matrix’ (Tekrar gösterim)

EN ÇOK SEYREDİLENLER
> ‘Aykut Enişte 2’ 186 bin 898
> ‘Enkanto: Sihirli Dünya’ 54 bin 818
> ‘Resident Evil: Raccoon Şehri’ 24 bin 984
> ‘İntikam Vakti’ 20 bin 74
> ‘Clifford Büyük Kırmızı Köpek’ 20 bin 41

Sinemalara yerli  yapımcı darbesi Sinemalara yerli yapımcı darbesi Türkiye’de geride bırakmaya hazırlandığımız 2021 yılında, pandeminin de tesiriyle sinemadaki seyirci sayılarında büyük bir düşüş yaşandı...
Sinemada bu hafta | 3 Aralık Sinemada bu hafta | 3 Aralık Türkiye’nin Oscar adayı olan Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık Hasan” filmi, hacca gitmeye hazırlanan bir adamın yaşadığı sorgulamayı, çevreci vurgularla beyazperdeye taşıyor.

 

 

YORUMLAR