Hazreti Îsâ kuldu, insandı göğe kaldırıldı

Hazreti Îsâ kuldu, insandı göğe kaldırıldı

Yahudiler, Îsâ aleyhisselâma benzetilen Yehuda’yı öldürdükten sonra dururlar. “Eğer bu Îsâ ise, Yehuda nerede? Şâyet bu Yehuda ise, Îsâ’ya n’oldu?”

Meryem Valide’miz yavrusunun öldürülmeyeceğinden emin değildir manevi işaretler de o yönde olunca hicreti seçer. Bir merkep edinir ve Yusuf Neccar’ın yardımı ile Mısır’a gider. Oğlunu bir başına büyütmeye başlar. Bağda bostanda çalışsa da beşiği yanından ayırmaz. Zaman zaman çiftliklerde konaklarlar. 
İşte öylesi günlerden birinde toprak ağasının paraları çalınır, herkes töhmet altında kalır. Sadece iki kişi rahattır biri kör, öbürü kötürümdür zira.
Hazreti İsa kötürümü körün omzuna bindirtir, “Hadi der akşam ki gibi uzanın rafa!” 
Beklenmedik bir şeydir, itiraz bile edemez, itirafta bulunurlar. 
Toprak sahibi Hazreti Meryem’e mal mülk vermeye kalkar, mübarek “Ben bunun için yaratılmadım” der, dönüp de bakmaz.
Mısır’da on iki sene kaldıktan sonra, Şam’a gelmeleri emredilir.  
Bilahare Nasıra’ya. 
Hazreti Îsâ itaatkâr bir kuldur, Rabb’ini gücendirecek diye ödü kopar.  
Otuz yaşında İncil nazil olur ve tebliğe başlar. 
HEKİMLER ACİZ KALINCA
 O devirde bilge hekimler vardır, birçok hastalığı tedavi etseler de bazılarında aciz kalırlar. Hazreti Îsâ ise her derde çare olur biiznillah. 
Para pul da istemez, hastaların ayaklarına kadar gider ayrıca.
Allahü teala ona çok mucize verir, ölüleri dahi diriltir hatırına. 
Şeytan bunu kullanmaya çalışır, “Allah’ın oğlu” dedirtir, ilahlık isnat eder “haşa!”
O gün eşraf ziyafet vermektedir Hazreti Îsâ’yı da buyur ederler aralarına. 
Bakarlar yemekler eksilmemiş. Millet gelmiş gitmiş, kazanlar dolu hâlâ. “Farklı biri var” derler “aramızda”. 
Hazreti Îsâ bir şey yokmuş gibi davranmaktadır ama gözlerinden kaçmaz.
Ziyafet sahipleri hayran kalır, hulus-u kalp ile tabi olurlar ona. 
HAVARİYYUN
 Hazreti Îsâ, müminler arasından on ikisini seçer, kendisini korumalarını ister. 
“Biz Cenâb-ı Hakk’a inanmışız, seni himâye ederiz evvelallah”. 
Kaffâl (rahmetullahi aleyh) der ki: “Bu 12 Havari’nin kimi balıkçı, kimi boyacıdır. Ravdatü’s-Safa’da ise havarilerin kumaş ağartıcısı olduğu yazar. Îsâ aleyhisselâm “Günahlarınızı yıkayıp nefsinizi ağartsanız, daha iyi olmaz mı” deyince içleri titremiş, tâbi olmuşturlar. 
Bir rivayete göre de kumaş boyamaktadırlar. Hazreti Îsâ’dan mucize isterler. Mübarek, boya kazanından kumaşları çıkarmaya başlar; kimi al, kimi mor, aynı kapta aklar karalar yan yana…
MÂİDE
 Bir gün Havariler, Hazreti Îsâ’dan duâ etmesini isterler ki gökten bir sofra insin gelsin yanlarına. 
- Siz Allahü tealanın kudretinden şüphe mi ediyorsunuz? O’nun sofra indirmeye kadir olduğunu biliyorsunuz pekâlâ!
- Biz o maideden yemeyi ve kalbimizin mutmain olmasını istiyoruz. Tek dileğimiz, Cenâb-ı Hakk’ın lütfuna nâil olmak. 
Duman gibi iki bulut belirir arasından kırmızı bir sofra iner ortaya. 
Îsâ aleyhisselâm abdestini tazeleyip namaz kılar ve “Bismillahi hayru’r-râzıkîn” diyerek üstündeki örtüyü açar. Sofrada kendi yağıyla kızarmış bir balık vardır, pul kılçık bulunmaz. Baş tarafında tuz, kuyruk kısmında ise sirke, yeşillikler ve üzerine yağ, bal, peynir, zeytin ve kuru et konmuş beş çörek. Hepsi de nefis kokmaktadırlar. 
YER İÇER, İNKÂR EDER
“Yâ Rûhallah önce siz alın” deseler de almaz. Fakir, hasta, cüzzamlı, abraş ve sakatları çağırıp;  buyur eder taama. Sofranın bereketiyle hastalar şifâ bulur, fakirler zengin olur. Hayatları boyunca hastalık ve yoksulluk görmezler bir daha. Yemeyenler çok pişman olacaktırlar.
Sofra gün aşırı inmeye başlar ondan sonra. Fakir zengin toplanıp yerler yan yana. Kuşluk vakti inip öğleyin göğe çekilen sofra hayal değil, hakikattir, yükselirken gölgesi yere düşer zira.
Derken vahiy gelir: Soframı fakirlere ve hastalara mahsus kıldım. 
Sağlamlar ve zenginler çekilir ama emir ağırlarına gider, ileri geri konuşurlar. 
İstedikleri bütün mucizeler gerçekleşmiş hatta Üzeyir aleyhisselâm, kabrinden çıkıp Hazreti Îsâ’ya inanmalarını söylemiştir. Gözleri görür ama dilleri dönmez, ah o inat!..
 SUİKAST KARARI
İsrâiloğulları zor bir kavimdir, Mûsâ aleyhisselâma bile uymakta gevşek davranmış, Hazreti Harun’a itirazda bulunmuşlardır. Gönderilen peygamberleri üzer yorar, Şa’ya, Zekeriyya ve Yahya’nın (aleyhisselâtü vesselâm) canlarına kıyarlar. Temiz iffetli Meryem Valide’miz hakkında edepsizce konuşurlar.
O sırada dağınık yaşamaktadırlar. Kavmi derleyip toplayacak bir peygamber bekler, savaşçı olmasını umarlar. 
Hazreti Îsâ ise sulh ve selâmeti tesise çalışır, insanları barıştırır. Yahudiler onu “yeteri kadar” sert bulmaz, anlattıklarına da inanmazlar. 
Dahası “ortadan kaldırma” kararı alırlar. 
İHANETİN BEDELİ 
 Hazreti Îsâ, olup bitenlerin farkındadır içlerine çıkmaz. Ev ev aramaya başlarlar. Havarilerden Yehuda (Judas) birkaç kirli kuruş uğruna Îsâ aleyhisselâmın yerini haber verir onlara. Muhbir, mekâna Yahudilerle birlikte gelir. Allahü teala Yehuda’yı Îsâ aleyhisselâm şekline sokar. Münafığı yakalar, gererler çarmıha. 
Cebrail aleyhisselâm Hazreti Îsâ’yı üst katın penceresinden alıp göğe kaldırmıştır. Mübarek, otuz üç yaşındadır o sıra.
Yahudiler, arkadaşlarını öldürdükten sonra dururlar. “Eğer bu Îsâ ise Yehuda nerede? Şâyet bu Yehuda ise Îsâ’ya n’oldu” derler şaşkınlıkla.
Hazreti İsa’nın göğe kaldırılışından sonra Hazreti Yahya devam eder çağrıya. O da Herod’un hışmına uğrar, katledilir acımasızca.
Bütün bunların bir bedeli olduğunu bilir, oturup felaketi beklerler. 
Nitekim Romalılar gelir ve kan kusturur onlara. 
Bizim inancımıza göre Hazreti Îsâ hayattadır, kıyamete doğru Şam’a inecek katılacaktır Müslümanlara. 

 

31.05.2019 - 07:22