Gönül Sultanları

Ahmet Demirbaş

"Bu zamanda, dine uygun eksiksiz kim alışveriş yapabilir?" diyerek yeise, ümitsizliğe düşmek doğru değildir.
 
 
Dinin emirlerine uymak isteyen bir mümin, zalimlerle, günâhkârlarla kötü kimselerle alışveriş yapmaktan kaçınmalıdır. Şüpheli şeylerden sakınmalıdır. Harâma yaklaşan zâten âsi, fâsık olur. Şüphe ettiği şeyleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenmelidir. Her kitaba güvenmemelidir. Kalbine sıkıntı getiren şüpheliyi almamalıdır. Zâlimlerle, hile, hıyânet edenlerle, yemin ile satanlarla, dükkânında harâm şey satanlarla alışveriş etmemelidir... Büyüklerimiz, "Bir zamanın gelme korkusu vardır ki, alışveriş edecek kimse bulunamayacaktır" buyurmuşlardır. Bugün bazı din câhili kimseler, yangına körükle gidip, "Bugün dünyanın her tarafı böyle oldu. Her yerdeki mala harâm karıştı. Harâmdan kurtulmak imkânsız oldu" diyorlar. Bu söz, çok yanlıştır. Hiç de dedikleri gibi değildir. Zorluk sıkıntı, vardır, ancak bunlardan birisini yapabilene çok sevap verilir. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
-Bir zaman gelir ki, o zamanın Müslümanları, bugün sizin yaptığınız ibâdetlerin onda birini yaparsa, âhirette azaptan kurtulurlar.
-Ya Resûlallah bunun sebebi nedir, diye sorduklarında;
-Çünkü, sizler hayır işlemeye çok yardımcı buluyorsunuz. Onlar yardımcı bulamayacakları gibi, çeşitli engellerle de karşılaşacaklardır. Gâfiller, câhiller arasında garip kalacaklardır, buyurdu.
"Bu zamanda, dine uygun eksiksiz kim alışveriş yapabilir?" diyerek yeise, ümitsizliğe düşmek doğru değildir. Ne kadar yapılabilirse kârdır...
İnsanlara iyilik yapmak, onların ihtiyaçlarını görmek, onları sıkıntıdan kurtarmak çok sevaptır. Bunlar kaçırılacak fırsatlar değildir. Bu konu ile ilgili olarak, evliyânın ve İslam âlimlerinin büyüklerinden İmam-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesine yazdığı mektupta, Allahü teâlânın kullarına hizmet etmeyi övmektedir:
"Allahü teâlânın, bir kuluna faydalı, güzel işler yapmayı, çok kimsenin ihtiyaçlarını sağlamasını nasip etmesi, çok kimsenin ona sığınması, bu kul için pek büyük bir nimettir! Allahü teâlâ, kullarına 'ıyâlim', aile efradım, demiş, çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını, nafakasını kendi üzerine almıştır. Allahü teâlâ, bu ıyâlinden birkaçının rızıkları, nafakaları için ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için bir kulunu görevlendirirse, bu kuluna büyük ihsân etmiş olur. Bu büyük nimete kavuşup da, bunun için şükretmesini bilen kimse, çok tâlihli, çok nasipli, pek bahtiyârdır. Bunun kıymetini bilip, şükretmek, kendi sâhibinin, Rabbinin ıyâline hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek, akıl îcâbıdır."