Gönül Sultanları

Ahmet Demirbaş

Tevekkül etmek, sebeplere yapışmak, fakat sebeplere değil, sebepleri yaratana yani Allahü teâlâ güvenmek demektir...
 
Cenâb-ı Hakk'a yaklaşanların geçtiği makâmlardan biri de, tevekküldür ve derecesi ve fazîleti çok büyüktür... Allahü teâlâ, herkese, tevekkülü emreylemiştir. (Tevekkül îmânın şartıdır) meâlindeki âyet-i kerîme, bu emirlerden biridir. Sûre-i Mâidede, 23. âyet-i kerîmede, (Eğer îmânınız varsa, Allahü teâlâya tevekkül ediniz!) sûre-i Zümerde, 36. âyet-i kerîmede, (Allahü teâlâ, kuluna kâfi değil midir?) meâllerinde daha nice âyet-i kerîme vardır.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyuruyor ki: (Ümmetimden bir kısmını, bana gösterdiler. Dağları, sahrâları doldurmuşlardı. Böyle çok olduklarına şaştım ve sevindim. Sevindin mi, dediler, evet dedim. Bunlardan ancak yetmiş bin adedi hesapsız Cennete girer dediler. Bunlar hangileridir diye sordum. İşlerine sihir, büyü, dağlamak, fal karıştırmayıp, Allahü teâlâdan başkasına, tevekkül ve itimat etmeyenlerdir buyuruldu.) Dinleyenler arasında Hazreti Ukâşe de “radıyallahü anh” vardı. Hemen ayağa kalkıp, "Yâ Resûlallah! Duâ buyur da, onlardan olayım" deyince, (Yâ Rabbî! Bunu onlardan eyle!) dedi. Bir kimse daha kalkıp, aynı duâyı isteyince, (Ukâşe senden çabuk davrandı) buyurdu...
           ***
Tevekkül, kalpte hâsıl olan bir hâldir. Tevhîde ve Allahü teâlânın lütuf ve ihsânının pek çok olduğuna îmân etmekle hâsıl olur. Bu hâl, kalbin vekîle itimat etmesi, güvenmesi ve Ona inanması ve Onun ile rahat etmesidir. Böyle bir insan, dünyâ malına gönül bağlamaz. Dünyâ işlerinin bozulmasından üzülmez. Allahü teâlânın, rızkı göndereceğine güvenir. "Rızık takdîr edilmiş, ayrılmıştır, vakti gelince bana yetişir" der...
Bir kimse, âlemlerin sâhibinin, her şeyi nizâm ve kemâl üzere yarattığını anlarsa, Hûd sûresi 6. âyet-i kerîmesi olan, (Allahü teâlânın rızık vermediği, yer yüzünde bir mahlûk yoktur) meâlini pek kolay görür ve kimseyi aç bırakmadığını bilir. Açlıktan öldürdüğü pek az kimse varsa da, onlara hayırlı olduğu için öldürmüştür. Yoksa, çalışmadıkları için değil. Hasen-i Basrî “rahmetullahi teâlâ aleyh” bu inceliği açık gördüğü için buyurdu ki: "Basra ehâlisinin hepsi, benim çocuğum olsa ve bir buğday tânesi bir dînâr olsa, hiç sıkıntı çekmem!"
Herem bin Hayyân, Veysel Karânî hazretlerine "Nerede yerleşeyim?" diye sorunca o mübarek de "Sen Şâm'a git" buyurdu. "Acaba Şâm'da geçim şartları  nasıldır?" deyince, Veysel Karânî hazretleri "Rızıklarından şüphe eden kalplere yazıklar olsun! Bunlara, nasîhat fayda etmez!" buyurdu.
O hâlde, tevekkül etmek, sebeplere yapışmak, fakat sebeplere değil, sebepleri yaratana güvenmek demektir...