Meryem Aybike Sinan

Nice zamandır zor günlerden geçiyoruz.
Manen ve maddeten yedi düvelle mücadele içinde olan bir milletiz. Türkiye olarak biz millî bekamız için mücadele verirken bütün mazlumların kalbi, bu ülke için atıyor zira Türk-İslam dünyası denince Altaylardan Tuna’ya, Cezayir’e kadar uzanan üç kıta genişliğindeki devasa bir coğrafyadan söz ediyoruz. Ve bu coğrafyada yaşayan milyonlarca Türk’ün ve Müslüman’ın gözü, kulağı Türkiye’dedir. Türkiye, bütün bu geniş coğrafyanın ümidi, ağabeyi, sığınağı, dayanağı ve baş diyarıdır!
Ancak bu böyle olsa da bu toprakların insanları her dem uyanık olmak ve millî bilinci diri tutmak durumundadır. Bizim rehavete kapılma lüksümüz yoktur!
Prof. Dr. Erol Güngör “Vatan sevgisi, en önemli sosyolojik ve psikolojik terbiyedir” der. Bu hayati bir tespittir. Peki, bu vatan sevgisini yeni yetişen kuşaklara nasıl vereceğiz?
Millî benlik hususunda “Tarihten Destana Akan Duyarlılık” adlı eserinde Prof. Dr. Sadık Tural’ın şu tespitleri, yukarıdaki sorunun da cevabı niteliğindedir:
“Benliğini sosyalleştirip millî benlik hâline getiren, kimliğini sosyalleştirip millî kimlik hâline dönüştüren varlığa insan denir. Millî benlik hürriyetine ve bağımsızlığına düşkünlük göstermek şartıyla daha çok maddi refah ve daha çok sosyal itibar sahibi olarak, milletler camiasında yaşamak demektir. Hem kişilerin hem toplumların yukarıdaki tarif gereğince ‘millî benlik’ içinde olması, gelecekteki devlet-millet münasebetiyle yeni yetişen kuşakların devlet-i ebet müddet kavramını oluşturması da gecikmeyecektir...”
Bu tespitler, başta eğitimin olmak üzere bütün toplumun vazifesidir. Ana, emzirdiği çocuğuna, önce vatan sevgisini öğretecektir. Okul ve öğretmen millî bilinci eğitimin bütün basamaklarına yerleştirecektir. Mesela Seyyid Ahmet Arvasi’nin “Türk İslam Ülküsü” adlı eserinden ders kitaplarında neden bahsedilmez? Bir Kürt kardeşimiz, geçtiğimiz gün üzerine basa basa dikkatimi çekti. “İddia ediyorum, Seyyid Ahmet Arvasi doğu illerindeki çocuklara tanıtılsaydı ve iyi okutulsaydı şayet, bu kabilden terör meselemiz asla olmazdı” dedi!
Yeni nesilleri “fikrî, edebî, tarihî, siyasi ve içtimai” mevzularda iyi yetiştirmek mecburiyetimiz vardır. Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Ali Fuat Başgil, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Seyyid Ahmet Arvasi, Dündar Taşer, Fethi Gemuhluoğlu, Samiha Ayverdi, Ahmet Kabaklı, Mehmet Kaplan, Ahmet Hamdi Tanpınar vs. gibi isimlerin fikrî yönlerini yeni nesillere iyi anlatmalı ve kendilerine bu mütefekkirlerin görüşleri ışığında bir yol haritası çizmek durumundayız. Biz bin yıldır bu coğrafyadayız, imparator olduk, cumhuriyet olduk, büyük millet olduk ama düşman hiç tükenmedi hep illet oldu!
Hâlâ vatan topraklarında bir avuç mefkûresiz insanı gördükçe Hüseyin Nihal Atsız’ın şu dizeleri geliyor aklıma:
“Mefkûreler âleminde olunca kıtlık,
Kafaların içerisinde başlar çıfıtlık.”
Bu kabilden yorumları hemen siyasi tezahürlere bağlamak doğru bir yaklaşım olmaz zira vatan sevgisinin, muhabbetinin, millî mefkûrenin siyaseti olmaz, olmamalıdır! Bugün Türkiye Cumhuriyetinin her zamankinden daha fazla millî birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardır. Her ferde düşen en önemli vazife, bu asil duyguyu canlı tutmaktır...
Allah, Türklük ve Müslümanlıkla yoğrulan bu coğrafyayı Türksüz, Müslümansız, bayraksız, hamisiz ve ezansız bırakmasın inşallah...