Meryem Aybike Sinan

Büyük Selçuklu Devleti zamanında yaşamış, başvezir Nizamülmülk'ün kurduğu ünlü Nizamiye Medreselerinin baş müderrisi, bugünkü deyişle rektörü olan “Hüccet'ül İslam” lakaplı İmam Gazali'nin hayatı, bütün yönleriyle romanlaştı.
Bu biyografik romanın adı “Müderris”… Yazarı Mürsel Gündoğdu.
Güzel bir tevafuk olmalı, kitabı bir Selçuklu şehri olan Sivas’ta Arifan Kitabevi neşretmiş. Selçuklu tarihi olsun, Selçuklu döneminin önemli şahsiyetleri olsun ne yazık ki kültür ve yayıncılık mahfillerinde biraz üvey evlat muamelesi gördü yıllar yılı. Öyle ki Selçuklu tarihini bilen tarihçi sayısı bile bir elin parmaklarını geçmez.
Noah Gordon, Yahudi asıllı Amerikalı bir yazar… The Physician “Hekim” adında İbn-i Sina’nın hayatını kaleme aldığı çokça bilinen bir romanı var ve bu eser, aynı adla sinema filmi de yapıldı.
Filmi izleyenler bilirler, bu filmde “Selçuklular, barbar, kültür ve medeniyetten uzak" bir devlet olarak tanıtılır. Romanda İbn-i Sina ısrarla Acem olarak anlatılır ve sonunda da intihar eden bir bilgin olarak gösterilir ki bu tepeden tırnağa yanlıştır.
“Hekim” romanı baştan sona kadar yalan yanlış bilgilerle dolu ve Selçuklu Türkleri bu romanda uzun uzadıya aşağılanıyor. Bir de Selçuklu Devleti sıkı bir Yahudi düşmanı gibi gösteriliyor… Ancak en üzücü olan da İbn-i Sina gibi bir bilge hekimin dinî inancı bu romanda ustalıkla gizleniyor ve değinilmiyor!
Tabii biz bunları söylerken bir hususun altını çizmek mecburiyeti hâsıl oluyor…  Bu ülkede İbn-i Sina’nın üzerine doğru dürüst bir romanın yazılmamış ve bir sinema filminin yapılmamış olmasının bir izahı da yoktur sanırım!
Biz yapmıyoruz, elin adamı yapınca da böyle yapıyor!
“Hekim” adlı bu romandan sonra Mürsel Gündoğdu’nun yazdığı “Müderris” moralimi düzeltti diyebilirim. Elin adamı olsa bu kitabı alır ve hemen filmini çekerdi. Kitabın arka kapak yazısı ilgimi çekiyor. Romanın içeriğini, müellifi şu şekilde özetliyor:
“Tus şehrinde babası İplikçi Muhammed Efendi'nin iplikçi dükkânında bir Gazali serüvenine başlıyorsunuz. Çocukluğu, gençliği, ilme olan muhabbeti, yatılı olarak medreselerde geçen eğitim hayatı, ilimde ve irfanda başarı merdivenini hızla çıkışı, İslam dünyasında bir anda kavuştuğu ün, şöhretin getirdiği ağır ruh hâli, karşıt çevrelerle girilen çetin fikir mücadeleleri, inzivaya çekilme düşünceleri…
İslam medeniyeti, altın çağını yakalamanın arifesindeydi.
Selçuklular, İslam dünyasının merkezinde siyasi birliği sağlamış, yeni bir çağa yürümeye hazırlanıyordu. Mezhep çatışmalarının yerini ilim meclislerinde yaşanan hararetli fikrî tartışmalar süslüyor, stratejik vilayetlere medreseler kuruluyor, sürgün edilen âlimlerin itibarları iade ediliyor, ilme ve ilim adamlarına üst düzeyde önem veriliyordu.
Devlet teşkilatında yapılan köklü değişikler ve ayrılıkçı Fatımîlerle anlaşarak devleti içten çökertmeye yeltenen Haşhaşilere karşı yapılan sistemli mücadeleler Selçukluları, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresini gerçekleştirmenin eşiğine getirmişti Medreselerin meyvelerini verip topluma ışık saçmaya başladığı demlerde bu mefkûre, kutlu şafağına doğru gün sayıyordu.
Müderris; bu medreselerden yetişen zirve isim İmam Gazali’nin baş döndürücü hayat hikâyesidir...”
Romanın şiirsel ve retorik dili esere gerçekten üst seviye bir anlatım ve tad kazandırmış. Selçuklunun ilim, kültür ve medeniyet sahasındaki çalışmalarını hayranlıkla okuyor ve şahit oluyorsunuz. Bu güzel eseri kaleme alan yazarı da, neşreden yayıncısını da tebrik ediyorum...