Meryem Aybike Sinan

Yaz mevsimi, vakti yavaş yavaş güze bırakırken yaz uykusuna yatırılan her ne varsa uyandırılıyor! Özellikle televizyon kanalları kendi deyimleriyle “yeni yayın sezonuna” girdi ve giriyor… Haber bültenleri saatleri, sunucular, yeni yapımlar, diziler ve hatta reklam görselleri filan…  Her şey değişikliğe, yenilenmeye çalışılıyor…
Özellikle dizi sektörü yine kendi deyimleriyle iddialı ve hayli çeşitli geliyor. Geçen sezondan devam kararı alan diziler, yeni yapımlar birbiri ardına yeni bölümleriyle izleyicisini arıyor… Gerçi aramasına gerek yok, toplum olarak birer dizi müptelası olup çıktık hep birlikte...
Önceki akşam birkaç kanalı ve diziyi araştırınca değişen bir şey olmadığını gördüm. Bir iki dizi hariç hemen hemen tümünün ana konusu aynı: Entrika, şiddet, cinayet, yalan, dolan, sözde aşklar, ahlaka mugayir davranış biçimleri, zengin ve fakir evler, yalılarda yaşayan züppeler...
Dizilerin ana mecrası iş dünyası, iş adamları, parası pulu olan insanlar, ayağı yere değmeyen meseleler, şaşaalı hayat tarzları, pahalı elbiseler, mücevherler, ev eşyaları, mekânlar…
Hasılı tipik Brezilya dizileri!
Hemen hemen bütün yapımlar aynı senaristin ve yönetmenin tornasından çıkmışçasına aynı minval üzere yapılmış ve yapılıyor. Kadınlar ve erkekler entrika yarışlarında âdeta dudak ısırtıyor. Cinayetler ise hemen hemen bütün dizilerde sıradan fiillermiş gibi anlatılıp bol bol dizi arasına serpiştiriliyor, güya seyirci kapılacak…
Bu dizilerde “aman ne güzel bir aile” dediğiniz numune bir aile ocağı bulamazsınız… Akşam elinde filesi ile güler yüzle evinin kapısını çalan bir baba, mutfakta akşam yemeğini yetiştirmeye çalışan bir anne, mütevazı bir ev hâli vs. O da ne ki? Bu kabilden hayatları Anadolu kasabasında bulursunuz ancak!
Kızlar ve kadınların hayatı tam bir muamma. Hele hele ahlaka mugayir ne kadar mevzu varsa teker teker bulunup dizi konusu yapılmış, dizi adamı durmadan aldatıyor, evleniyor, boşanıyor! Hâliyle sayısı çoğalan hatunlar arasında tabiri caizse kıyamet kopuyor. Entrika, güç savaşları, film fırıldak…
Eski sevgili, eski koca, eski karı, yeni sevgili adayı derken kimse normal bir hayatı yaşamıyor sanki. Milletin bütün derdi sanki bu mevzularmış gibi bulmuşlar kolayını, at milletin önüne ne de olsa gidiyor kabilinden nerede rezil bir mesele var bu dizilerin içinde!
Dizilerimizin hâli pürmelali maalesef kısaca böyle…
Sonra da hep birlikte tartışıyoruz. Bu millete ne oluyor, neden şiddet olayları arttı, insanlar niçin çatır çatır boşanıyor, evlilik yaşı niye yukarılara doğru tırmandı, niye gençlik böyle garip hareketler serdediyor gibi sorulara cevap arıyoruz…
Kanıksıyoruz oysa…
Önümüze konan her şeyi önce reddetsek de onaylamasak da görmezden gelsek de değerlerimize ters bulsak da bilinçaltı kanıksıyor! Yani siz bile fark etmeden zihniniz yavaştan yavaştan bunları normalleştiriyor!
Ruhumuzun, hayatımızın, ömrümüzün, toplumun ve yarınlarımızın düşmanı, salonlarımızın en görünür duvarına, en itibarlı konumuna demir atmış bizleri yönlendiriyor ama bizler bunun farkında bile değiliz…
İnternet mecrası da var dediğinizi duyar gibiyim lakin televizyon dizilerini ailece hep birlikte seyrediyoruz ve salonumuzun orta yerinde yaşanıyor her şey… Anne, baba ve her yaştaki çocuklar bütün bu saydıklarımıza hep birlikte şahit oluyor yani dönüşüm ailenin tam merkezinde gerçekleşiyor!
Kadın ve aileden sorumlu bakanlığımız ile RTÜK neden bu hususta iş birliği yapmazlar çok merak ediyorum. Oysa şiddeti önlemek için bunun sebeplerini, çarelerini de merak edip bulmamız gerekir. Teşhis ve tedavi için bu şart.
Şu kavram üzerinde mutlaka düşünmemiz gerekiyor: Kanıksamak…
Alışmak, önemsememek, fark etmemek, donuklaşmak, hissizleşmek, şaşırmamak, kabullenmek, aldırmazlık hâli! Evet evet bütün olumsuzluklarına rağmen bir şeyi, bir durumu kabul etmek, tanımak…
Eskilerin deyimiyle “Aşina’lık” ... Hani şu bildiğimiz Ahmet Haşim’in "aşina"sı:
“Melâli anlamayan nesle aşina değiliz!