Meryem Aybike Sinan

 
Sadece Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak suçsa, şunu tekrarlıyorum; Türk'üm ve öyle kalacağım!.."
 
Türk dünyası denince hepimiz yönümüzü Doğu tarafına çeviririz. Bizim için ezelî ve ebedî olan Türkistan coğrafyasıdır nitekim atalar yurdu bir 'Kızılelma’dır varılası...
Ancak öte yandan Türkistan topraklarından gelip İstanbul’u fetheden ve suyun öte yanına geçip Avrupa kapılarını zorlayan, Viyana önlerine kadar ilerleyen atalarımızdan bazıları adaletle, merhametle, hikmetle fethettikleri bu topraklara yerleştiler. Amaç o toprakları Türkleştirmek ve İslamlaştırmaktı elbette! Ve biz Edirne’den ötede kalan, elimizden kaçırdığımız atalar yadigârı o topraklara, fethedenlerin torunları, fatihlerin evlatları anlamına gelen “Evlad-ı Fatihan” demişiz…
Sonra Balkan savaşlarıyla tek tek kaybetmişiz Evlad-ı Fatihan diyarını. O gün bugündür o topraklarda kalanlar azınlık statüsünde yaşamaya, atalar yadigârı o topraklarda ezan sesini duyurmaya devam ettiler. Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna vb. gibi ülkelerde hâlâ Osmanlı izlerini bulmamızın nedeni işte akıncı cetlerimizin torunları olan bu azınlık diye adlandırılanların yüzü suyu hürmetinedir. 
Yunanistan sınırları içerisinde kalan Rodop, İskeçe, Gümülcine, Dedeağaç gibi bölgelerde yaşayan yaklaşık 150 bin civarındaki soydaşımızın pek çok sorunu bulunmaktadır. Yunanistan, bu bölgeleri kasıtlı olarak yoksullaştırma ve yok sayma politikaları gütmektedir.   
Mesela bölgede anaokullarında çift ana dil ile eğitimin yapılması gerekirken sadece Yunanca ile eğitim yapılmaktadır. Yani küçücük çocuklar Yunanca ile eğitime merhaba diyorlar…
Bölgede “240 İmam” yasasıyla müftüler merkezî hükûmet tarafından atanıyor, buna mukabil Türk azınlık bunu kabul etmeyerek kendi müftülerini seçiyorlar lakin evlilik, boşanma ve diğer hizmetlerin yetkisi hükûmet tarafından atanan müftüde olduğundan bu durum pek çok sıkıntıya sebep oluyor.
Oniki Ada’da yaşayan Türkleri, azınlık kapsamına almayan Yunan hükûmeti özellikle Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türk azınlığa okul açma hakkı tanımıyor ve asimilasyon uyguluyor.
Atina ve Selanik’te faal olan bir cami yok ve en ilginç olanı ise Avrupa Birliği ülkeleri arasında cami bulunmayan tek başkentin Atina olması!
Yunan hükûmeti 1955-1998 yılları arasında Vatandaşlık Yasasında 19. Madde olarak adlandırılan “Yunan kökenli olmayan bir kişi; geri dönme niyeti olmadan Yunanistan’ı terk etmesi hâlinde Yunan vatandaşlığını yitirir” şeklindeki kanuna binaen her ülke dışına çıkan soydaşımızı gıyaben vatandaşlıktan çıkarmış ve bu sayı 60 binlere kadar ulaşmıştır…
Dr. Sadık Ahmet, ilk kez 1989 ve 1990 seçimlerinde parlamentoya bağımsız azınlık milletvekili olarak girmiştir. 24 Ekim 1990 yılında Yunan Hükûmetinin yaptığı yüzde 3’lük baraj düzenlemesiyle Batı Trakya Türk Azınlığın parlamentoya bağımsız temsilci gönderme imkânı fiilen ellerinden alınmıştır!
Dr. Sadık Ahmet, defalarca sudan bahanelerle hapis cezalarına çarptırılmış, milletvekilliği düşürülmüş ve baskılara maruz kalmıştır. İşte Dr. Sadık Ahmet Batı Trakya Türklerine “Türk” dediği için 1990 yılında hapse götürülürken şu sözleri söyler:
“Sadece Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak suçsa, şunu tekrarlıyorum; Türk'üm ve öyle kalacağım."
1995 yılında Dr. Sadık Ahmet’in şüpheli bir trafik kazasıyla hayatını kaybetmesiyle Batı Trakya Türkleri hamisiz kalmıştır.