Meryem Aybike Sinan

 
Türk Edebiyatının en önemli yazarlarından birisi hiç şüphesiz Peyami Safa’dır. Türk kamuoyu onu daha çok “9. Hariciye Koğuşu” adlı eseriyle tanımış olsa da o, romancılığı dışında, çeşitli gazetelerde muharrirlik de yapan, siyasi, sosyal, dinî, ahlaki ve düşünce yazıları başta olmak üzere daha birçok konuda yazılar kaleme alan önemli bir yazar. Bu gazete yazıları daha sonra “Objektif” serisi olarak kitaplaşmıştır.
Peyami Safa, romanlarında Batılılaşma serüveniyle aile ve kadında meydana gelen menfi değişiklikleri özenle anlatır ve bir toplumun geleceğinde iyi yetişmiş kadının ehemmiyeti üzerinde durur. Bazı kadın karakterler hakkında yaptığı yorumlar için “Peyami Safa bir kadın düşmanı mı” dedik ve araştırdık.
Gazete yazılarında “salon kadını” diye ifade ettiği kimi kadınların giyinip süslenmek, konfor, şatafat, zevk ve safa dışında hiçbir şeyle ilgilenmediklerini, aile mefhumunun bunlar için hiçbir şey ifade etmediğini anlatır ve şöyle der:
“Felaket, sokağın evi yenmesinde ve onun temellerini çökertmesindedir!”
Sokağın evi yenmesinde bu salon kadınlarının rolünün büyük olduğunu düşünen Peyami Safa, kendini “sosyete” diye adlandıran bu kadınlar için 1957 yılında Milliyet gazetesindeki yazısında şu ağır ifadeleri kullanır:
“Bunların Türk kadınlığı ile alakaları yoktur. Nüfus cüzdanlarındaki ‘Türk’ kelimesini silerseniz hiçbirinde Türklükten eser kalmaz. Bunlar soysuz, köksüz, dinsiz, milliyetsiz, vicdansız ve hayâsız bir keyif sürücüsüdür. En küçük ve geçici bir gönül macerası veya şöyle böyle bir menfaat onların Türk tabiiyetini terk etmelerine kâfi gelir: Amerikalı da olurlar Hıristiyan da!” 
Peyami Safa, hemen hemen bütün romanlarında ve yazılarında kadını anlatırken "ideal kadın" tarifini de mutlaka araya sıkıştırmıştır. Kadın bilgili olacak, kültürlü olacak, eğitim görecek ancak en önemlisi ana olacak, yüksek değerlerin timsali olacak, evi ve aileyi koruyacak, analık vasfını terk etmeyecek!
Cumba’dan Rumba’ya adlı eserinde gecekondu mahallesinde yetişmiş yoksul bir genç kızın sırf zengin bir koca bulmak uğruna yaptığı onca rezil ve ölümcül hatalar bariz örneklerle anlatılır. Bu kabil yaşantıları “Tango” adıyla ifade eder ve “Sözde Kızlar” adlı eserinde hayatını mahveden bu kızlar ve kadınlar için şu ağır ifadeleri kullanır:
“Tango demek, dinini, milliyetini sevmeyen; mahallesine, ailesine isyan eden; ırzını, namusunu satan, her günahı işleyen ve böyle Allah tarafından, bin türlü hastalıklarla, hırıldaya hırıldaya gebertilen melun karı demektir.”
Giyinip kuşanmak, yiyip içmek, gezip tozmak, lüks içinde yaşamak bu kadınların en büyük zaafı olsa da marifet burada değildir ve yine ona göre lüks ve şatafat en çok kadınları etkisine almaktadır.
Peyami Safa 16 Mayıs 1942 yılında Yeni Mecmua’da ise şu ifadeleri kullanır:
“Aile, cemiyetin temel taşıdır; bir ev kurmak, mübalağa değil, bir devlet kurmak kadar teknik bilgi ve incelik isteyen bir iştir: Her aile küçük bir devlet olduğu için ve yuvayı dişi kuş yaptığı için…"
1935 yılında Hafta’da ise şöyle der:
“Aile isteyen kadınlara iş vermemeliyiz, iş isteyen kadına da ev teslim edilmez!”
Sözde Kızlar romanındaki Mebrure karakteri ise Anadolu kültürü ve terbiyesiyle yaşayan, özü sözü bir, hâl ve tavırları düzgün, ince ve zarif, mahcup bir Türk kızı olup, Peyami Safa’nın özlediği, asil Türk kadın tipidir. Ona göre evini sahiplenen, koruyan, çocuğunu en iyi şekilde büyüten, kültürlü, okuyan, ilim ve irfan sahibi olan kadın ancak “Türk Kadını” olabilir.
15 Haziran’da hayata veda eden Peyami Safa’yı rahmetle anıyoruz...