Meryem Aybike Sinan

Bize ne oldu?
Bu soruya yüzlerce cevap verebiliriz elbette ancak hakikati söylemeye cesaretimiz olur mu bilmiyorum. Öte yandan cesaretimizi toplayıp bize ne olduğunu, sosyolojimizin nasıl bir değişim geçirdiğini düşünmeye yüreğimiz dayanır mı onu da bilmiyorum.
Dünya da ülkemiz de insanlık da biz de çok ciddi bir değişim ve dönüşüm geçiriyoruz. Ancak bu değişim o kadar menfi bir şekilde tezahür ediyor ki her gün gördüğümüz, duyduğumuz yığınla çirkinlikten ötürü bin yıl yaşlanıyoruz sanki. Her gün değişiyoruz ve değiştikçe kendimizi unutuyoruz.
Bu korona illetiyle birlikte eşi benzeri görülmemiş bir bencillik ve düşüncesizlik girdabı insanlığımızı, hayatımızı, değerlerimizi yutmaya başladı. Bu kısır döngünün sebebi tamamen insan hatasıdır, insanın doymak bilmez nefsidir, kibridir, bencilliğidir.
Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Virüs taşıdığını bile bile bunu saklayarak ortamlara girip insanları hasta eden ne çok insan var! Virüs kendisini hasta etmeyince bundan cesaret alıp insanların arasına karışan ve maske dahi kullanmadan pervasızca hareket eden bu insanlara kanunlarımızda verilecek bir ceza var mıdır acaba? Hâlbuki bunun cinayetten bir farkı yok. 
Geçen gün bir doktor arkadaşımız anlattı.
Bir kasabada korona olan bir aile, önce bunu sanki ayıpmış gibi gizliyor kendilerini iyi hissedince de toplanıp bir akrabaya misafirliğe gidiyorlar. Yemekler yeniyor, çaylar içiliyor. Birkaç gün sonra gidilen bu evden iki kişi korona olup kısa zamanda ağırlaşıyorlar ve ardından arka arkaya vefat ediyorlar! Aynı aileden iki kişi, düşünebiliyor musunuz?
Bir ailenin bencilliği, cehaleti, görgüsüzlüğü ve vicdansızlığı iki masum insanın hayatına mal oluyor. Bu iki kişinin vebali peki kimin üzerinde? Bunu bilenler zaten böyle durumlara mahal vermiyorlar, evlerinde oturup, kurallara uyuyorlar. Hak hukuk bilmek, haramı ve helali tanımak, kul hakkına riayet etmek bazı insanların hayatında hiç de tanıdık olmayan hasletler.
Bu hastalıkta dünyanın en başarılı(!) ve örnek ülkesi olmayı başardık heyhat! Her gün yüzlerce insan göçüp gidiyor. Şahsen iki teyzemi üç ay içinde bu illetten toprağa vermiş birisi olarak bu duruma zemin hazırlayanların bu pervasız, lakayt ve vicdansız tipler olduğunu söyleyebilirim. Bunun yüce divana kalan bir kul hakkı olduğunu idrak edemiyor bu insanlar.
İnsanların yüreği yanıyor.
Çok samimi bir arkadaşım geçen gün bana; "Meryem, biliyor musun dedi, bu hastalıktan vefat edenlerin büyük çoğunluğu belli bir yaşın üstünde olan, hangi kesimden olursa olsun, hak, hukuk, insanlık, vefa nedir bilen, eli ve dili dualı insanlardı. Ve yazık ki iyi yetişmiş, kemale ermiş nice güzel insan bu hastalıktan dolayı yitip gitti. En çok canım buna yanıyor" dedi.
Haksız mı? Herkes dikkatli olsaydı, sabır ve sebat etseydi, kural ve kaidelere uysaydı şu anki durumu yaşar mıydık?
İşte bakınız etrafınıza. Ne kadar güzel insanı kaybettik. Görünürde sadece vefat eden o insanları yitirdik lakin bu gerçeğin bir de görülmeyen veçhesi var. Bu insanların arkalarında yüreği karalar bağlayan, umudu ölen çocuklar, ışığı sönen eşler, anneler babalar, akrabalar, arkadaşlar kaldı. Bu insanlar sadece birer sayı değildi! Kaç aile bugün karanlıkta, kaç çocuk birden yaşlandı, kaç anne manen öldü, kaç eş yapayalnız kaldı! Oturup bir de bunları konuşmak lazımdır!
Şimdi soruyorum. Her türlü ihtimamı gösterip kurallara uyduğu hâlde sırf birilerinin ihmali ve arsızlığı yüzünden hayatını kaybeden bu insanların vebali kimin üzerinde?
Sahiden, kimin?