Yücel Koç

Birileri şunu üflüyor kulağımıza hafiften;
"Adamlar adı üstünde muhalefet. Niye bu kadar yükleniyorsunuz ki. Bırakın da bu kadarını yapsınlar."
Diyorsun "Bu kadar aleni yalan söylenmez. Bakın İngiltere'ye bile resmî açıklama yaptırdılar. Bu sahtekârlıklarını, yalancılıklarını yüzlerine vurmayalım mı?"
Onlara kalırsa vurmayalım.
E bu ülkedeki muhafazakârlara olmadık hakaretleri ediyorlar. Üzerlerinde baskı kurmaya, susturmaya çalışıyorlar. Cevapsız mı bırakalım?
- Adamlar muhalif. Olur o kadar.
Yahu kardeşim, adamlar PKK, DHKP-C ve FETÖ gibi terör örgütleri ile açık iş birliğindeler. Buna da mı ses etmeyeceğiz?
- Ne yapsın adamlar. Mecbur birileriyle ittifak yapacaklar (!)
***
Oh ne âlâ memleket!...
Bu kafadakilerde şöyle bir tavır var;
- Aman canım! O da yapıyor, öbürü de. İkisi de aynı.
Peki gerçek öyle mi?
Bugüne kadar hükûmetin kaç yalanını gördünüz de bu kanaate vardınız, söyler misiniz?
Vicdanınızda nasıl bir adalet duygusu, elinizde nasıl bir terazi var ki, eşit tarttınız.
Madem öyle, hadi sayınız desek, ortaya ne koyacaksınız?
***
Buralardan gıklarını çıkaramazlar.
Söyleyebilecekleri şudur;
-Düne kadar siz de FETÖ ile birlikte değil miydiniz?
Cevabını yaşayarak öğrendikleri bu soruyu sormaktan bıkmadılar.
Oysa milliyetçi muhafazakârlar, aralarına sızan bu tehdidi gördü ve imha etmek için canını ortaya koydu.
Ya tersini yapsaydı?
Dahası, ihanet kalkışmasından sonra CHP neden FETÖ'ye siper oldu?
***
Bir diğer temcit pilavı.
- Siz onlara terör iş birlikçisi diyorsunuz. Peki çözüm süreci neydi?
Çok anlattım...
Recep Tayyip Erdoğan 'silah bırakma şartlı' çözüm sürecini denemese ve özellikle Kürt vatandaşlarımıza bunun sonucunu göstermese siz bugün nah tutuklayabilirdiniz Selahattin Demirtaş'ı, Figen Yüksekdağ'ı!..
Evlatlarını terör örgütüne kaptırmış anaları, babaları gidin görün...
Anlarsınız Erdoğan'ın niye "Siyasi hayatımı ortaya koyma pahasına" dediğini...
Neyse, mevzumuz bu değil.
Zararı da elbet oldu ama...
Bir gün size yine uzun uzun anlatırım o sürecin faydasını.
***
Memleketin hiçbir derdi umurunda olmayan, ortada durma ayağına muhaliflere de şirin görünmeye çalışan bu kesim, geçen sene 'şehir hastaneleri betona yatırım' kampanyasıyla İstanbul'un, Ankara'nın CHP'ye geçmesinde önemli rol oynadı.
Utanmadan PKK ve FETÖ ile el ele seçim kutladılar, şimdi de ağız ucuyla "İyi ki şehir hastaneleri yapılmış" diyorlar.
İşte bu, sol kesimin (biraz da mezhepçi) mahalle baskısındaki başarısıdır.
 
ONLARI İKTİDARDA DA GÖRDÜK!
Mahalle baskısı nedir, bunların iktidarında 28 Şubat'ta görmüştük en son.
"Taksiler, otobüsler kamusal alan. Bunlara başörtülüler binebilsin mi, binemesin mi?" tartışmaları yapılıyordu o günün iktidarı ve destekçileri tarafından.
Hatta sokaklar (!) düşünebiliyor musunuz?
Ekranlarından, radyolarından, gazetelerinden başörtülü kızlarımıza alenen en aşağılık hakaretleri ediyor, benzeri okullarda, çarşı-pazarda da yaşanıyor, ceza falan da almıyorlardı.
Anadolu sermayesinin ve milliyetçi-muhafazakâr kesimin üzerinden silindirle geçilirken, bunlar avuçları patlarcasına alkış tutuyordu.
Üniversitelerdeki zulümden bahsetmiyorum bile...
Bakın, muhalefet demiyorum, iktidardakiler ve destekçileri diyorum.
Kimdi bunlar?
Bugünün CHP'si ve medyası.
Millete hâlen hem hakaret etmeye...
Hem de utanmadan özgürlük, demokrasi pazarlamaya devam ediyorlar (!)
***
Bunların 28 Şubat öncesi darbelerde yaptıkları daha beter...
Şükür ki, AK Parti'nin iktidarı bunların dünyasını ters döndürdü.
Normal hayatlarını değil, sadece zihinlerindekini...
Suriye'de yüzde 17 nüfusa sahip Nusayrilerin geri kalanı silah zoruyla yönetmesi gibi...
Bunlar da yüzde 25'le film fırıldak çevirerek ülke yönetmeye, devlet kaynaklarını sömürmeye alışmıştı.
(O yüzden parlamenter sistem çok işlerine yarıyordu.)
AK Parti'ye karşı cumhuriyet yürüyüşleri, muhtıralar, kapatma davası falan derken, çok umutlandılar ama olmadı.
***
Oysa onlara ne "Siz taksilere, otobüslere binemezsiniz" diyen vardı, ne de başı açıklara hakaret yahut taciz eden.
Tam aksine, AK Parti onları da kucaklayan bir politika yürüttü ki, her seçimde oyunu artırarak yüzde 50'lere ulaştı.
Hizmette ayrım falan da yapmadı.
Bunların en çok oy aldığı İzmir gibi şehirlere yapılan yatırımlarla, AK Parti'nin kalesi İç Anadolu şehirlerini kıyaslayın mesela...
Ama ne yaptıysa 'Devlet benim, sadece ben yönetmeliyim' kafasındaki azgın azınlığa bir türlü yaranamadı.
 
GEZİ BASKISI
"Toplumun yüzde 40'ı olmasa n'olur?" diyebilen 28 Şubat zihniyetinin sahibi CHP'yi, biz son dönem en etkili Gezi'de gördük.
Elbette yalan ve mahalle baskısındaki maharetlerini de bir kez daha sergilediler.
Sosyal medya diye bir şey de peydahlandığı için işin şekli biraz değişmişti...
Yalan, hiç alışık olmadığımız biçimde önümüzdeki ekrandan akıyordu sanki.
Google'dan buldukları vahşet fotoğraflarını Taksim'de yaşanmış gibi sosyal medyadan yayarak muhalif kitleyi Gezi'ye toplamayı başarmışlardı.
Tıpkı yalanda mahir Beşar Esad gibi.
'Mezhepçi taassup' bu kötü niyetli girişimde başı çekiyordu ama gelenlerin çoğu bunun farkında bile değildi.
Gezi aleyhine herkesin çok şey düşündüğünü ama çok az kişinin sesini çıkarabildiğine o günlerde şahit olduk.
Bugün de ortada duran renksizler, o gün Gezi'cilere mavi boncuk veren karaktersizlerdi.
Çünkü gerçekleri görseler bile Gezi'cilere ağızlarını açıp tek kelime edemezlerdi.
Her mecradan nasıl linç edileceklerini iyi bilirlerdi.
***
Karanlık Karaköy kumpasıyla üste çıkmaya çalıştıklarına bakmayın.
Orada öyle bir tezgâh döndü ki içinden çıkılamadı.
Oysa Gezi olayları sırasında Avcılar'da, Maltepe'de, Kartal'da ve daha birçok yerde başörtülülere saldırdılar.
Bir kısmını bizzat hadiseyi yaşayanlardan ve şahitlerinden biliyorum.
Bunca zorbalığa, eşkıyalığa rağmen muhtemelen FETÖ imdatlarına yetişti, Karaköy hadisesi ile tümünün üstünü kapattılar.
Dolmabahçe'de bile camideki bira kutuları fotoğrafları ile ortadayken inkar etmediler mi?
Neymiş, orada içilmemiş de, sadece kutusu atılmış.
Külahıma anlat!
***
Peki, Gezici teröristlerin başından vurarak katlettiği 21 yaşındaki Burakcan Karamanoğlu'ndan hiç söz edeni işittiniz mi?
Duymazsınız, çünkü öbürlerinin sesi yüksek çıkar.
​Buradan şuraya geleceğim.
Geçmişte yaşanmış bunca tecrübe varken...
Biz bu muhalefete hâlâ susalım mı?