Ragıp Karadayı

"Abdullah Hocam, kadınlarımızın, kızlarımızın büyük ekseriyeti mübarek isimler taşıyor. Ayşeler, Fatmalar..."
 
Abdullah Hoca, Nuri Bey'e güngörmüş ayakkabı tamircisinde yaşadıklarını anlatıyordu:
-Adamın âlim olduğunu konuşunca anladık Nuri Bey. Çizmeleri, aldı baktı. Bir gün sonra tamir edip verebileceğini söyledi. Diğer müşterileriyle karışmasın, yanlışlık olmasın diye de altına isim yazmak için kızımın adını sordu.  "Zeynep" dedik. Amca, bir müddet durdu. Bize bir şey deyip dememekte tereddüt etti, ismi yazmadı. “Soy adını söyle, onu yazalım kızım" dedi. Dediğini yaptı ve ayakkabının altına soy ismimizi yazdı. Sonra dönüp dedi ki; "Sen çok güzel bir isim taşıyorsun kızım. Zeynep, Sevgili Peygamberimizin, (Sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek kerimelerinden birinin ismi. Şimdikiler “kerime"yi anlamaz, yani kızının ismi… Sakın ismini ayak altına yazdırma" diye de sıkı sıkı tembihledi.
- Şimdi yeni yetmelerden birine desen hemen; “Siz eski kafalılar! Ne varmış bunda kutsallaştırıyorsunuz? Amma da şüphecisiniz!” der, seni sustururlar. Dediğine bin pişman ederler amca. 
- Dahası var bey kardeşim; âdet etmişler, her gelinin ayakkabısının altına isimlerini yazdırıyorlar. Kime ne faydası var? Pek anlamış değilim. Tamam, yüzüğe yazılmasını anladık, ayakkabıya üstelik altına isim yazdırmak da ne demekmiş?
- Abdullah Hocam, kadınlarımızın, kızlarımızın büyük ekseriyeti mübarek isimler taşıyor. Ayşeler, Fatmalar, Zeynepler, Haticeler, Rukiyeler, Gülsümler, Âmineler, Meryemler, Hacerler, Nefiseler, Sultanlar vs…
- Müslüman kadınların hangisinin ismi kötü ki Nuri Bey kardeşim?
- Kimisi bir peygamber kızının, kimisi annesinin ismi… Anlamak lazım; bu da Avrupa’nın bir oyunuydu bize. Müslüman kadınların ismini ayaklar altına almanın "güzel gösterilmiş" bir oyunu…
- Avrupa’nın hile ve desisesi bitmez, bizim de aldanmışlığımız…
- Haklısın Nuri Bey kardeşim. Hani Boksör Muhammed Ali vardı; ABD’li zenci Müslüman sporcu. Bir merasim esnasında bütün meşhurların ismini yerlere yazdıklarında Muhammed Ali, bu işe müsaade etmez; “Benim adımı yere yazmayın!  Ben Peygamber ismi taşıyorum” diye çıkışmış, muhataplarını ikaz etme ihtiyacı duymuştu ya. Haberlere malzeme olmuştu o seneler.
- Analar ne evlatlar doğurmuş? Peki netice ne oldu? 
- O yanlış düzeltildi. Onun ismi duvara asıldı. Kâfirlerin pis ayakları altında çiğnetmedi. 
- İmân böyle bir şey! Belki biz de uyanır, bu şuur ve inançla mübarek isimlerimizi ayak altına yazdırmaktan, layık olmayan yerlere koymaktan vazgeçeriz.
- Cenab-ı Allah, hakiki bir Müslüman olarak geçireceğimiz bir ömür ihsan eylesin cümlemize de. Bilmem başka ne diyeyim?
- Edeple alakalı büyüklerimize ait, elmas kıymetinde ne güzel ifadeler var. Hazreti Ali, (radıyallahü teâlâ anh) buyuruyor ki: “Hiçbir süs, edep kadar güzel değildir.” Ve yine buyuruyorlar ki; “Edebin ne kadar mühim olduğunu bilseydiniz, Allah’tan rızık yerine edep talep ederdiniz.” 
DEVAMI YARIN